Bu Blogda Ara

Arşiv

Umumi Tuvalet Temizlemek İster misiniz?

Umumi tuvalet temizlemek
Halka açık, ücretsiz Wi-Fi (kablosuz internet) hizmeti veren Purple isimli bir İngiliz firması ilginç bir sosyal deney yapmış; kullanıcı sözleşmesi içerisine çeşitli kamu hizmetlerini kapsayan çok uçuk maddeler eklemiş ve bu maddeleri farkında olmayarak 22.000’den fazla insanın kabul ettiğini görmüş.
Sadece bir kullanıcının bu maddeleri fark edip itiraz ettiğini ve kendisine ödül verileceğini açıklamış.
Purple firması tabiî ki insanlara hayır için internet imkânı vermiyor. Kafeler, lokantalar, oteller, seyahat firmaları ve insanların çoklukla gelip vakit geçirdiği yerlerde hemen cep telefonları/tabletler/bilgisayarların kablosuz ağ tarama özelliği açılır ve gözler bedava ağ bulmaya çalışır. Bulamasa da, hemen işletme yetkililerine kablosuz internet şifresini sorar. Diyelim sizin de böyle bir işletmeniz var ve müşterilerinize ücretsiz internet imkânı sağlamak istiyorsunuz. Purple firmasına müracaat edip, ücreti mukabilinde, müşterilerinizin her cihazdan kolayca ve güvenli bir şekilde bağlanabilecekleri bir internet altyapısı kurduruyorsunuz.

Firmanın sağladığı bu hizmetten yararlanmak isteyen insanlar, bir kullanıcı sözleşmesine imza atıyor. Aslında çoğunlukla hizmet/program kullanımı için elektronik başvuru formunu doldurduğumuzda, sayfanın alt tarafında bulunan “sözleşme şartlarını kabul ediyorum” yazısının hemen yanıbaşında yer alan kutuya “tik” işareti koymaktan söz ediyoruz, imza atmak derken… Çoğunlukla linklidir ve linkine tıkladığımızda en az sekiz sayfadan oluşan, neredeyse sadece Marslı’ların anlayabileceği bir dille ve küçük puntolu harflerle yazılmış bir metinle karşılaşırız. Metnin karmaşıklık katsayısını arttırmak için bilmediğimiz kanun ve yönetmelik maddelerine sadece tarih ve numarası verilerek atıf yapıldığı da vakidir. Buna benzer sebeplerle çoğumuz, bu şekildeki sözleşme metinlerine hiç bakmadan veya baksak bile sadece yüzeysel bir göz gezdirmeyle yetinip üzerinde düşünmeden hemen kabul ederiz.

Yazının başında bahsettiğimiz gibi, firma kullanım sözleşmesi içerisine “Kamu Hizmeti Şartı” başlıklı bir bölüm eklemiş. Hangi kamu hizmetleri var derseniz, neler yok ki; kamuya açık parklardaki hayvan atıklarının toplanmasından tıkalı lağım borularını elle temizlemeye, sokak hayvanları için bakım hizmetinden tuvalet temizliğine ve yerlere yapışmış sakızları toplamaya kadar güzel hizmetler var. Üstelik 1000 saat! Bu sözleşmeyi kabul eden insanlar, 1000 saat boyunca yukarıda sayılan hizmetlerden biri veya birkaçını ihtiva eden işlerde çalıştırılabilirler. (22 milyon adam/saat iş gücü de fena değilmiş bu arada!)

Firma yetkilileri, bu deneydeki amaçlarının kullanıcı sözleşmelerini okuma farkındalığını yükseltmek ve 2018 yılında AB ülkeleri içerisinde zorunlu hale gelecek olan “Genel Veri Koruması Kanunu” hakkında dikkatleri çekmek olduğunu söylüyor. Yani gerçekten insanlara eldiven giydirip temizlik yaptırma niyetleri yok gibi görünüyor.

Ülkemizde de 6698 sayılı “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu” yürürlüğe girmesine rağmen, hangi şahsî verimizin nerede bulunduğunu bilmiyoruz. Geçtiğimiz yıllarda 50 milyon kişinin nüfus kayıtlarındaki bilgilerinin çalınmış olduğu ortaya çıkmıştı. Sık bir şekilde bilmediğimiz numaralardan gelen, adımızla bize hitap edip hemen bir ürün satmaya çalışan çağrılar alıyoruz. Tanıtım ve reklâm SMS’lerini engellemek için yasaklı listesine çoğunlukla alamıyoruz, çünkü SMS’ler bir numaradan değil  “Kombi Bakım” gibi kelimelerden oluşan bir yerden geliyor.

İnşallah, KVKK düzgün bir şekilde işletilir de artık rahatsız edici çağrı ve mesajlardan kurtuluruz, dolandırıcılara da fırsat vermeyiz. Kanun, zorunlu istisnalar dışında kişilerin isteği olmadan verilerinin işlenemeyeceğini ve paylaşılamayacağını söylüyor. O yüzden kullanıcı sözleşmelerine çok daha dikkatli bakmamız gerekiyor. “Falanca ve filanca bilgilerimin kaydedilmesini, kampanya ve tanıtımlarda kullanılmasını, üçüncü kişi ve kuruluşlarla paylaşılmasını kabul ediyorum” maddesini tıklarken iyice düşünüp karar vermemiz gerekiyor. En son yapılan anayasa değişikliği referandumunda paketteki maddeleri kaç kişi okuyup anladı ve ona göre karar verdi bilmiyorum, bu değişikliklerle meclisin icra üzerindeki denetim gücünün zayıfladığını ve 5 senelik süre sonunda halkın vereceği oyla hükümetin bütün icraî işlerini denetlemiş ve/veya onaylamış olacağını unutmamak lâzım. Şimdiden hayırlı seçimler…
Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/umumi-tuvalet-temizlemek-ister-misiniz_438789

Sosyal Medyada Roller ve Troller

Bir dönem, her yerde ve herkeste internet yoktu. Bugünküne oranla çok az sayıda kişinin e-mail adresi vardı. Haliyle, mail kutularına düşen mail sayısı da çok azdı. Hotmail, 6 mb depolama alanı ile ücretsiz mail adresi veriyordu ve uzunca bir süre dolmuyordu kutumuz (6 mb, bugün orta kalitede bir resim dosyasının büyüklüğüne tekabül edebiliyor). Mail adresi olanlar, bu adreslerini seve seve herkesle paylaşırdı ve bunda bir beis görülmezdi. İnternetin hızla yaygınlaşmasıyla birlikte suistimal vak’aları da çığ gibi büyüdü. Spam mailler, virüs ve zararlı yazılım barındıran mailler mail kutularını doldurmaya başladı. “Lütfen listenizdeki herkesle paylaşın” notuyla gönderilen çoğu acıklı ve uydurma hikâyelerden, sansasyonel ve uçuk bilgilerden veyahut, “Bill Gates servetini dağıtıyor” gibi maddî zaaflara hitap eden mail zincirleri ile insanların mail adresleri toplanıyor ve yeni spam listeleri veya siber kurbanlar elde etmekte kullanılıyordu.
 
Sosyal medya araçlarının geliştirilmesinden hemen önce ise mail grupları ve forum çılgınlığı yaşanmaya başladı. Paylaşım, tartışma ve sosyalleşme için mail grupları pratik bir çözümdü. Önüne gelen, kendince bir kategori seçip hemen mail grubunu oluşturuyor ve sizi de ekliyordu. Gruplar kalabalıklaştıkça tartışmalarda sesler ve tansiyonlar yükselmeye başlayabiliyordu. Trollük yapmak isteyenler için çok münbit bir ortamdı. Diyelim, biri bir mail grubunda veya forum ortamında doğuştan bir ayağı sakat olan ve kimsenin sahiplenmek istemediği bir köpeği Jude isminde küçük bir kız çocuğunun aldığını, zamanla kendisini eğiterek insanlar gibi iki ayaklı yürümeyi öğrettiğini ve köpeğe “faith” ismini verdiğini anlatan bir hikâye paylaştı. Hemen bir trol çıkıp “bir köpeğe Fatih ismini koyarak ecdadımıza küfür eden alçaklar” ile başlayıp konu haçlı seferleri ile bağlayabilirdi. Faith kelimesinin İngilizce “inanç, iman, sadakat” gibi anlamlara geldiğini ve bunu bilmemenin cahillik olduğunu söyleyenler de tartışmayı trol efendinin istediği zemine sürükleyebilirdi. Bu neviden, kişisel olarak trollük yapanlar vardı ve kişisel tatmin, şöhret kazanmak gibi amaçlarla yapıyorlardı bu işi.

Zamanla sosyal medya araçları ve mobil teknolojiler gelişti ve kullanım oranları çok arttı. Bugün, sadece Facebook kullanıcılarının sayısı iki milyarı aşmış durumdadır. Doğruluk kontrolü ve zorunluluğu henüz bulunmayan bu ortamlar her türlü yalan bilginin yayılması için bire bir. Teyit.org sitesinde yer alan bir habere göre 1957’den beri Londra’da hizmet veren bir Hint restoranı hakkında facebook’ta yayılan, insan eti kullandıklarına dair bilgi yüzünden işletme kapanma noktasına gelmiş. Haberin çıkış noktasının ise bir parodi sitesi olduğu ortaya çıkmış.

Günümüzde trollük yapmak hem kolaylaştı, hem de kurumsal bir hal aldı. İstenen konularda kamuoyu oluşturmak (popüler ifadeyle algı operasyonu yapmak), kitleleri belli hedeflere yönlendirmek gibi misyonlar üstlenen trol grupları ortaya çıktı. Hedeflediği toplumsal desteği bulan troller, gönüllü milisleri de aralarına katarak, hoşlanmadıkları kişi, grup ve düşünceler hakkında anında bir linç hareketi başlatabilirler. Hedefe aldıkları kişiyi bir anda hakaret, küfür ve tehditlerle sindirmeye çalışırlar. Bunlara denk gelinirse etkileşime girmeden doğrudan hesaplarını bloklamak en iyisidir. Trollere yol gösteren işaret fişeklerini atan, fikri altyapı oluşturmaya çalışma rolü üstlenen kişilerle de sosyal medya üzerinden tartışmak mümkün değildir. Adama kişisel fikrini beyan edersin, “sen kimsin ki bana analiz yapıyorsun?” der. “Bu böyleyse, şu neden şöyle?” diye soru sorarsın, “bana mantık oyunları yapma” der. Âyet, hadis veya ilgili alanda muteber birinin sözünü aktarırsın, “âyetlerin arkasına mı sığınıyorsun, senin fikrin yok mu?” der. Böyle insanlarla sağlıklı bir iletişim kurmak mümkün mü?

Tarafgirlik ve inat duygularının tavan yaptığı bu zamanda, umuma açık platformlarda karşıt fikirli insanlarla tartışmak, aradaki husûmeti ve ayrılığı pekiştirmekten başka bir işe yaramayabilir. En iyisi, kendi mesleğinin muhabbetini yapmak ve başka cereyanlara, trollerine ve başka rollerdeki kişilerine karışmamaktır.
Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/sosyal-medyada-roller-ve-troller_437502

Tez-ek

Tez-ek
Boğaziçi Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye’de 2007-2016 yılları arasında yazılmış olan yüksek lisans ve doktora tezlerinin % 34’ünde intihal tesbit edilmiş.
Yani her üç tezden birinde referans gösterilmeden başka kaynaklardaki bilgiler kullanılarak bilgi hırsızlığı yapılmış.

İstibdat rejimlerine özgü olan, liyakat ölçüsü yerine siyaseten yakınlık veya akrabalık bağları gözetilerek kadrolaşmanın akademik hayattaki tezahürü bu olsa gerek. Son dönemlerde neredeyse her alanda bu neviden uygulamalar görünüyor. Hatırlarsanız, yakın zamanda Denizli Pamukkale Üniversitesi rektörü, eşi de dahil olmak üzere pek çok yakınını yönettiği üniversitenin kadrolarına yerleştirmiş, “eşim olduğu için değil, yetkin olduğu için atadım” demişti. Kendisine twitter üzerinden şunu sormuştum: “Hocam, eşin yetkin olduğu için mi atadın yoksa atama yetkin olduğu için mi eşini atadın?”

Yapılan intihal araştırması 2016’ya kadarki çalışmaları kapsıyor. OHAL ile birlikte gelen KHK dalgalarıyla meslekten ihraç edilen, tutuklanan akademisyenlerin oluşturduğu boşluğu doldurmakta yapılacak “int-i OHAL” sayısını şimdiden kestirmek mümkün değil.

Bir intihal sebebi daha var, o da askerden yırtmak mı dersin. Bir ömre, “bedelli çıkacak” diye sığdırılmak istenen azamî akademik çalışma, ihtiyaçtan ve istekten kaynaklanmayınca kişileri böyle yöntemlere itiyor olabilir. Bilgisayar başında bir gün Musul’a bir gün Şam’a giren bazı bordo klâvyelilerin askerden kaçmak için (yüksek lisans programlarının) tezsizlerini kapattıklarını biliyoruz. Askerden kaçmak maksatlı yapılan akademik çalışmada özgün ve yenilikçi tezler beklemek abes olur.

Akademik tez üretemiyoruz, ama adalet yürüyüşlerine tezek döküyoruz. Hatemi İbrahim Bey’den ilhamla “Erişir menzil-i maksuduna aheste de olsa yürüyen, tezek-reftar olanın payine damen dolaşır” diyelim biz de. Aslında “paylerine damen” dolaştığı için belki de “tezek-reftar” oldular. Tezek işi kendilerini sıkıntıya sokacak olursa hemen bunu yapanları satışa getirip “Dışkıvvetlerin parmağı var mı bu tezek işinde, araştırılması lâzım” diyebilirler.

Fatih Belediyesi’nin kendi sayfasında şu cümlelerle duyurduğu şu habere ne demeli? “Girişimci Dr. Arif Okudum’un Fatih Belediyesi Yenilikçi Projeleri Geliştirme Merkezi’ne yaptığı başvuruyla hayata geçirilen Disksiz Bilgisayar Sistemleri Projesi (DİSKNET) ile tek bir server üzerinden yüzlerce bilgisayar yönetilebilecek. TÜBİTAK Marmara Teknokent Enstitüsü ile yürürlüğe giren milyon dolarlık proje kapsamında Millî Eğitim, Sağlık Bakanlığı disksiz bilgisayarlarla donatılacak.” Haberin “bir intihal daha var” dedirten kısmı, akademisyen olan proje sahibinin, bir bilgisayar oyunundaki simülasyonları “teröristlere karşı yapılan operasyonun görüntüleri” olarak lanse eden bir haber kanalında bunu “kendi icadı” olarak sunmasıdır. Halbuki bu şekilde çalışan sistemler 1980’li yıllardan beri bilinmekte ve kullanılmaktadır.

Tübitak desteğini nasıl almış olabileceğini düşünürken aklıma şöyle bir konuşma geldi:

– Sayın Tübitak, bir client bilgisayar projemiz vardı bizim, destek verebilir misiniz? Fatih Belediyesi Başkanımızın da selâmı var bu arada…
+Tamam, bakalım. Ama “namaz kılaynt” bilgisayar olarak geliştirin bunu.
-İnşallah efendim, zaten bunlar dünyanın online “updates” alan ilk bilgisayarı olacak. Hafıza olarak RAM değil, “RAM-azan” kullanılıyor, o da bizim icadımız. Ethernet kartları yerine de “mehternet” kartını geliştirdik. Sisteme bağlantı gerçekleşir gerçekleşmez, veriyor mehteri.
+Nasıl çalışıyo sistem?
– Şöyle efendim, bir adet server-i ser bir bilgisayarımız var. Aslında onu da millîleştirdik, yeni dönem başkanlık sistemimizle uyumlu olarak artık yerli ürünlerimize “bilgisaray” diyoruz. Dünya lideri ülke olarak bize de bu yakışır. Almanların bunu da kıskanacağını biliyoruz. Cemaatle kılınan bir namaz gibi düşünün; bir imam var, onun arkasında cemaat. İmam Fatiha okuduğu için cemaatin okumasına gerek kalmıyor. Cemaat sadece “amin” diyor. Kılaynt bilgisaraylarımız da mehternet kartları sayesinde bağlandıkları server-i ser bilgisarayına tabi oluyorlar.
+Maşallah kardeş, maşallah…
Ne dersiniz, “Papaz eriğini imam eriğine çevirme projesi”ne destek veren bir kurum için çok mu hayali bir konuşma oldu acaba?
Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/tez-ek_436909

Öne Çıkan Yayın

BARO'OK Dönemi

Yıllardır, para ve inşaat işleri ile anılan partimizin sanat-kültür işlerinden uzak olduğu zannedildi. Haddizatında, bizim dönemim...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...