Bu Blogda Ara

Arşiv

İnsider Tradingonun Ahırı

 


Merkez Bankası’nın politika faizi indirimi sonrası döviz kurları hızla yükselmeye başladı. Ekonomimizi yöneten zevatın açıklamalarından anladığımız, bunu iyi bir şey olduğuydu. Çin modeli bir ekonomiye geçmiştik, yüksek kur ve düşük faiz ekonomik büyümemizin lokomotifi olacaktı. 19 senedir bu programa hazırlanıyorlardı ve her şey kontrol altındaydı. İhracatçı bayram edecekti.

Dolar 10 lira seviyelerini geçtikten sonra iyice hızlanarak rekorlar kırmıştı. İğneden ipliğe her gün her şeye usul usul zamlar yağıyordu ama 6 ay dişimizi sıkmamız gerekiyordu, meyvelerini o zaman toplayacaktık. Çinliler mi arayıp “Allah aşkına bizi bulaştırmayın” dedi bilmiyoruz ama Çin modeli isminin ömrü bir hafta kadar oldu. Yeni Ekonomi Modeli (YEM) telaffuza başlandı ve Merkez Bankamız yükselen dolara müdahalelerde bulundu.

Birileri doların iyice yükselmesini istiyordu ki, “Katar’la swap anlaşmasında dolar 22 TL alındı”, “dolar 20 liraya koşuyor” gibi söylentiler yayıldı. Cumhurbaşkanı, her bulduğu sınırsız konuşma fırsatlarında durmadan nass’dan bahsetti, faize karşı olduğunu dile getirdi. Bu arada, bankaların vatandaşlara verdiği kredilerin faizleri ve hazinenin bankalardan aldığı borçların faizi düşmek bir yana yükselmeye devam etti.

Doların 18 lirayı gördüğü günün gecesinde açıklanan bir mevduat sistemi ile birlikte ciddi bir düşüş başladı. Parasını TL faizli hesaplarda tutanlara vade sonunda, faiz kur getirisinin altında kalırsa kur getirisi kadar kazanç garantisi vaat ediliyordu. Gece vakti, piyasalar ve döviz büroları kapalıyken vatandaş, nasıl olduysa, dolar satıyordu (öyle dediler, benim ifadem değil). Hem de ayrıntılarını bilmediği bir faiz paketinin büyüsüne kapılarak! Üstelik, müteakip 4 günde de her gün farklı bir açıklama yapılacak, MB ile Hazine ve Maliye Bakanlığı açıklamaları birbiri ile çelişecek, durmadan güncelleme gelecekti.

Faize karşı olmasını dini sebeplere bağlayanlar ve ilgili ilgisiz her konuda yerli milli nutukları atanlar, insanları faizli hesaplarda para tutmaya çağırıyor ve nemalarını dolar kuruna endeksliyor, fakir edebiyatı yapanlar, parası olup bankaya yatırabilenlere kazanç garantisini hazineden yani halkın parasından ödemeyi taahhüt ediyor, ne ironi ama... Bu fark ödemeleri fakr artıracak. Ne diyorlarsa tam tersini yapıyorlar! Aklıma hemen bir ayet geldi: “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?”(Saff Suresi, 2. Ayet) Nass’ı dilinden düşürmeyenlerin kulakları çınlasın...

18 liraya çıkmış olan dolar kurunu adeta “Kur deşen Jack” edasıyla, şak diye bir gecede indirenler kahraman ilan edildi, yurdun çeşitli yerlerinde halay çekilerek ve kasap satırıyla dolar kıyması çekilerek kutlandı. 7 gün önce, rekabetçi görülen kur da alkışlanmıştı. Kur deşme kabiliyeti, acaba neden dolar 12 lira seviyelerinde iken kullanılıp da 5 liraya düşürülmedi, hiç bilmiyorum.

Sosyal medyada dolaşan ve kim tarafından yazıldığını bilemediğim, bir Bulgar’a dair ve “gara gara” düşündüren bir soru var: “20 Aralık günü, cebindeki 1000 dolarla Edirne’den giriş yapan Bulgar, parasını 18 TL üzerinden çevirmiş, gün boyu 6000 lira ile yiyip içmiş ve gece vakti 12 liraya inen kur üzerinden yine 1000 dolar satın alıp evine gitmiştir. Bulgar’ın yiyip içtiğinin parasını kim ödemiştir?”

Sorunun Bulgar için hazırlandığına bakmayın, dolar 6-7 lira seviyelerinde iken dolarları toplayıp, 18’e çıkınca satan kişiler de aynı şekilde kazanç elde etmişlerdir. Bakan Nebati şöyle dedi: “15 liradan, 16 liradan, 17 liradan dolar alanlar büyük finansörler değil. Büyük finansörler, bu işin bir şekilde döneceğini bilir. Ama çarpılan kim oldu? Küçük yatırımcılar. Şimdi kara kara düşünüyorlar”

Demek ki kim ödemiş, küçük yatırımcılar! Çoğunluğu faizden uzak duran ve parasının değerini korumak için altın/dolar alan yurdum vatandaşları. Büyük finansörler nereden biliyormuş acaba “bu işin bir şekilde döneceğini”, kim söylemiş, merak ettik.

Vikipedi’de “Sermaye piyasası araçlarının değerini etkileyebilecek, henüz kamuya açıklanmamış bilgileri şahsa veya üçüncü şahıslara menfaat sağlamak amacıyla kullanarak sermaye piyasasında işlem yapanlar arasında fırsat eşitliğini bozacak şekilde haksız yarar sağlamak veya bir zararı bertaraf etmek” diye tarif edilen “insider trading” denen bir kavram var. İnsider trading’in hedefine ulaşabilmesi için küçük ve acemi yatırımcıların çarpılması gerekir.

Doları 6-7 lira aralığında tutmak için yakıldığı söylenen 128 milyar dolar tam olarak kimlere ve nasıl satılmış acaba? 18 liradan yüklü dolar bozduranlar, içerden bilgi alarak mı yaptılar? Böyle bir durum varsa, insider trading kavramı hafif gelir, memleket insider tradingo’nun ahırına dönmüş demektir!

Bu arada, faizlere destek paketinin açıklandığının ertesi günü ve bir gün sonrasında Merkez Bankası rezervlerinin 7 milyar dolar eridiği söyleniyor. Doları baskılamak için halka açık yollardan değil, arka kapı tabir edilen kamu bankaları vasıtasıyla satışlar yapmışlar.

Merkez Bankası ile ilgili sorulara Bakan Nebati “Farklı enstrümanları kullanmamızın sebebi, insanları gıdıklamak. Alışkanlık var, paramı kasada tutayım. Ya da dövize çevireyim” şeklinde cevap vermiş. Gıdıklanan küçük yatırımcılar panik halinde, dolar daha da düşmeden, zararına da olsa satayım derdine düşmüş. Büyük finansörler için alım fırsatının doğması anlamına gelir bir de...

Mevduatta yeni sistemle ilgili rakamların kendisine sorulduğu bakan, “gözlerime bakın, ne görüyorsunuz?” sorusuyla karşılık verdi. Ben olsam, şöyle cevap verirdim:

“Dolarlı gözler hülyalı
Bakışların çok manalı
Rezerv yakıcı o kurlar
Meğer ezelden ayarlı”

Ekonomi güven işi dedi, gözlerdeki ışıltıya bakın dedi... Vatandaşın cevabı yine sanat müziğinden geliyor: “Ne gözlerin yeşili, ne saçların sarısı, gitti rezervlerin yarısı, çekilmez oldu ömür!”

Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/insider-tradingonun-ahiri_555583



Hahahaber-Simit

HAHAHABER

 

Sefer Selvi Karikatürü

*  Hülya Avşar’ın insanları simite yönlendirmesi sonucu aşırı değerlenen simitlerden altı susam atılması gündeme geldi… 



NOT: Bu sayfada yer alan haberler hayal ürünüdür, uydurmadır. Gerçek haberlere benzeyebilir, gülüp geçiniz, kafayı takmayınız. . . 

TÜİKiye Cumhuriyeti

 

TÜİKiye Cumhuriyeti
Umut Sarıkaya Karikatürü

Paramızın değerinin mum gibi eridiği, zamların sağanak sağanak yağdığı şu günlerde, para ile ilgili bütün işler bakanlığına getirilen Nureddin Nebati’nin ekonomik gidişat ile ilgili beyanları dikkat çekiyor.

“Bitersek hep beraber biteceğiz. Kazanırsak hep beraber” dedi meselâ... Modeli tutmazsa üzülecekmiş. Akabinde, “Sen maaş alıyorsun. En fazla neyini kaybedersin? Enflasyonun altında ezilirsin. Ama ben bütün varlığımı kaybederim bu iş düzelmezse eğer. 1000 çalışanımız var. 1000 kişiyle beraber bütün varlığımı kaybederim” şeklinde devam etti. 

Topladığı iş adamlarından yüzer milyon dolar bozdurmalarını istediği söyleniyor. En çok ihtiyaç duyulan şeyin güven olduğunu kendisi söylemişti. “Merkez Bankasının 128 milyar doları yakmasına rağmen düşüremediği dövizde iş, bizim 100 milyonlarımıza kaldıysa yanmışız” diye düşünmez mi bu iş adamları?

Uçma, şahlanma edebiyatları yapılıyordu, ne ara sıra batmaya geldi, anlayamadık. Milyonlarca insanın elinde bugünlerde kuşa dönmüş bir maaştan fazla bir şey olmadığını da ikrar etmiş oldu. O maaş da maazallah elden giderse, maamafih, maaile sefalet çekilecek maalesef. 

Yeni açıklanan asgarî ücretin alım gücü ile ilgili konuşurken de Avrupa’daki bazı ülkelerin asgarî ücreti ve o ülkelerdeki kiralardan bahsetmiş. Avrupa’nın bazı yerlerinde kiralar asgarî ücretten fazlaymış. Bu verinin kaynağını bilmiyoruz, doğru kabul etsek bile, o ülkelerde kaç kişi acaba asgarî ücret alıyor, bir de onu söyleseydi. Ülkemizde şehir merkezlerinde ortalama kira 1261 lira imiş. 1200 değil, 1300 hiç değil!

Herkes, o şehirlerin nerede olduğunu merak etti haliyle. Ben size söyleyeyim: TÜİKİye Cumhuriyetinde. Tüikiye’de yıllık enflasyon % 21’dir. İşsizlik durmadan azalmakta, büyüme de son sür’at devam etmektedir. 

Ekonominin başına bebe tekstili işi yapan biri getirilmiş, yardımclığını yapmak üzere çorapçı biri tahsis edilmiştir. Adı Cafer olan bir bez üreticisinin de kadroya dahil edilmesi an meselesidir. Bir kaç esnaf daha gelirse adı “Hazin AVM-i Aliye Bakanlığı” olan bir AVM kurabileceklerdir. 

“Nas var” diyerek politika faizini % 14’e çeken Tüikiye’de “Hazin AVM” % 22 faiz ile borçlanmaktadır. Vatandaşların kullandığı kredilerin faizinin yükselmesinde aynı nassın neden kullanılmadığı ayrı bir muamma. Faize karşı olan tamamen kaldırır, bunlar faizi düşürüp herkesi faiz kullanmaya dâvet eder. 

Asgarî ücretin döviz alım gücü ile kıyaslanması yöneticilerin gücüne gitmektedir. Yandaşlarına, ülkenin gelecek 25-30 yılını ipotek ederek verdiği ihalelerde hesaplamalar hep dövizledir halbuki. Ülke risk primi yükseldiği için dışarıdan kimse borç para vermez, içeridekiler de dövizle ve yüksek faizle borç verir. Tüikiye Lirası (TüL) Afganistan afganisinden tutun, Azerbaycan Manat’ına, Mısır lirasından Papua Yeni Gine kinasına kadar bütün para birimleri karşısında hızla değer kaybetmektedir. TüL ve kina dedik, akla kına gecesi geldi. Kına gecesinde şu türkü okunur : 

“Kina’yı getir aney,

Paranı yatır aney

Cüzdanda TüL misafirdir

Yastık altında yatırma aney”

Tüikiye’de hiçbir şeyin sorumlusu resmî sorumlular değildir. İşsizlik yoktur, iş beğenmeyen gençler vardır. Var olan işsizlik de iş adamlarının suçudur, yatırım yapmayıp istihdamı azalttıkları için. Zamları esnaf yapar, stokçular yüzünden piyasada mal bulunmaz, doları dış güçler yükseltir. Ekonomik sıkıntı olduğu kabul edilir, fakat bu sıkıntı ekonomi yönetimiyle ilgili değildir. Sokakta, geçinemediğini söyleyen biri olursa, “çıkar telefonunu” diyen dayılar Tüiktidarın imdadına yetişir. 

1989 yapımlı Uçurtmayı Vurmasınlar adlı filmde, sabah kalktığında altını ıslatan minik Barış’a annesi “yine mi altına yaptın?” diye kızınca, iç çamaşırının üstündeki mickey fareyi göstererek “ben yapmadım, mickey yaptı” der. Tüikiye ekonomisinde de suç varsa, “ekonomickey fare”nindir. Yalnız dikkat etmek gerekir, hiçbir sorumluluğu üzerine almayan iktidara gençler, her an “çıkar teflonunu Tüiktidar, üzerine hiçbir şey yapışmıyor!” diyebilir. 

***

Son olarak, ekonomik modeli tutmazsa ne olacağını soran gazeteciye bakan Nebati şöyle demiş: “Üzülürüm. Çünkü ya kahramanı olacağım çocuklarımın. Ya da boynu bükük bir şekilde eve döneceğim ve onların da boynunu bükmüş olacağım.”

Herkesten rica ediyorum; uçurtmayı vurmasınlar, bakan beyi üzmesinler...

Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/tuikiye-cumhuriyeti_555170

Çin İşi Ekonomi

 

Çin İşi Ekonomi
Emre Ulaş Karikatürü

Ekonomide yeni bir modelimiz varmış. 20 yıldır konuşulmayan, üç ay önce açıklanan orta vadeli programda bahsedilmeyen yepisyeni bir şey deneniyormuş.

İyi bir şeydi de, niye bugünü beklediler acaba? Bir sabah uyandık ki, ne görelim; Neşet Ertaş’ın türküsündeki gibi “Dolar kuru yağmur yağmur zamla gelirken, marketlerin etiketleri cepler yakarken, cümle alem uykusunda yatarken, kimseler görmeden yaroy, geçtiler yeni bir modele gizli gizli...”

Dediklerine bakılırsa, meyvelerini 6 ay sonra yemeye başlayacakmışız. Tam olarak bu model neyi ihtiva ediyor, altı aylık süreyi hangi tarihten itibaren başlatacağız, şimdilik kesin olarak bilmiyoruz. “Ekonomide NeBati’ya bakacağız, Doğu bizim rehberimiz” diyorlar anlaşılan, Çin modeli olacakmış çünkü. Hayaller dindar gençlikti, gerçekler kindar gençlik getirdi derken, Çin’dar gençlik safhasına geçiyoruz galiba.

Çin modeli seçtiysek 6 ay sonra yiyeceğimiz meyvesi de ejder meyvesi olur herhalde. Hani şu sumutili ejder meyvesi var ya, saray halkının pek sevdiği... Çin modeli uyguluyorsak, yediğimiz içtiğimiz de onlardan ayrı olmamalı. Ne demişler, Çin gibi olacaksan Pirinç’ek...

Yalnız, dikkat etmek ve Çin olmadan adam çarpmamaya çalışmak lazım, yoksa model ters tepebilir. Nüfusun çok yoğun olduğu, devletin her türlü aracı kullanarak insanların emeklerini sömürdüğü, hammadde ve tabii kaynak zengini, bilgisayardan cep telefonuna, otomotivden savunma sistemlerine kadar aklınıza gelebilecek bütün teknolojik ve katma değeri yüksek ürünleri üretip ihraç edebilen bir ülke düşünün. 50 yılı aşkın süre boyunca dünyanın en ucuz işgücünü bulundurmak suretiyle ulaştığı seviyeye bakıp, 6 ayda onun gibi olacağız demek ne kadar mantıklı?

Hadi, ucuz iş gücü meselesini Suriyeli, Iraklı, Afgan, Türkmen göçmenler ve sadece kuru ekmekle idare edebilecek vatandaşlarımızla çözebilirler diyelim. Betona gömdüğümüz tarım alanları ve ithalata yenik düşürdüğümüz çiftçimizle zirai üretimimiz ağır yara aldı. Petrol, doğalgaz, elektrik tamamen ithal, teknolojik üretimimiz yok. Ne ihraç edeceğiz? Arsayı, betonu bir kere satabiliyoruz maalesef...

Yeni dedikleri modelden bahsederken, yüksek kur sayesinde ihracatı artıracaklarını söylüyorlar. Doları dış güçler artırmamış mıydı? Doların artması iyiyse, dış güçler bunu neden yaptı? Dış güçler sizin istediğiniz şeyi yapıyorsa neden şikayet ediyorsunuz, size yarayacak şeyleri yapmaları karşılığında ne tavizler verdiniz?

Durduracak gücümüz kalmadı demek yerine, yüksek kur planımızın parçası diyorsunuz ya, Merkez Bankası ne diye dolara müdahale etme ihtiyacı hissediyor? Hoş, müdahaleleri de pek işe yarıyor gibi görünmüyor ama... Peki, doları düşürmek için yastık altındaki dolarları istemeniz, politikanız olduğunu iddia ettiğiniz yüksek kur ile çelişmiyor mu? Nerede eskinin organik dolarları... Eskinin doları biraz bekledi mi bozulurdu. Şimdi, içine ne katıyorlarsa artık, hiç bozulmuyor...

Yabancı sermayeden medet umuyor ve durmadan onları davet ediyorsunuz da, dış güçler dediğiniz tam olarak kimler oluyor? Ülkeye geldiklerinde artık “dış” mı olmayacaklar, güçleri mi kalmayacak? Ülkemizdeki darbe teşebbüslerinin finansörü, bütün terörist faaliyetlerin destekçisi, İsrail işbirlikçisi, “şerefsiz” dediğiniz ülke o özelliklerinden mi vazgeçti ki 10 milyar dolarlık bir yatırım sözü aldınız? O para karşılığında onlara ne sunuldu acaba? Para bulmak için gidilen Katar, satın almak için, ekonomik kaos/kabus içindeki ülkemizde neyin fiyatının daha uygun olmasını bekliyor? Katar ki, gönlümüzde özel bir konumu vardır. Tabii, merkezi konumda, toplu ulaşımla, tanklı paletli üretime yakın, imarlı ifrazlı güzel konumlar bunlar...

Dolar dediğimize bakmayın, yükselen dolar değil, bütün para birimeri karşısında değer kaybettik. Bir Bulgar levası 8 lirayı aşmış. “Ve leva” ki 8 lira, sana bana ne oluyor? Ne olacak, adamlar Edirne’den giriş yapıyor, kapıp gidiyor kendilerine ucuz gelen malları. Leva’daki Bulgar’dan olmamak için satış işimize geliyor.  Velakin, bizde üretim ithalata bağlı, dolar maliyetleri arşa çıkarıyor. Arzda da sıkıntı olunca, buna müteallik yüksek enflasyon baş gösteriyor. Her işte olduğu gibi, doların yükselmesinde, enflasyonun artmasında, işsiz kalmamızda da hükümetimizin sorumluluğu yoktur. Ayet de okudular: “Muhakkak ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan ederiz. Sabredenleri müjdele!”

Onlara şöyle demek lazım:

“Paran bitince modelin Çin
Ayet kullanırsın istismar için
İmtihana dahil olmak istersen
Sen de asgari ücretle geçin”

Hayır ve şerrin Allah’ın külli iradesine bağlı olduğuna inanan mü’minler olarak, hastalıkları da Allah’tan biliyor olmamıza rağmen onlara yakalanmamaya çalışıyor ve yakalanırsak kurtulmak için tedavi oluyoruz. Açlık imtihanımızdan çabuk çıkmak için, işinin ehli insanları seçmeli ve yanlış yaptıkları zaman kendilerinden hesap sormalıyız. Sormalıyız ama maalesef Unzile isimli şarkıda geçtiği gibi “zam yağmurunu kim döküyor, asgari ücretimiz kaç dolar ediyor, yokluktan uslanalı, vatandaş hiçbir şey sormuyor...”

Allah sonumuzu hayreylesin...

 Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/cin-isi-ekonomi_554760

Kur’ona Virüsü

 

Kur’ona Virüsü
Kur’ona Virüsü

Aşağı “tüikürse” millet, yukarı “tüikürse” ekonominin reisi ile başını derde sokacak olan kurum, Kasım ayı enflasyonunu %3.5 olarak açıklamış. Yıllık enflasyon da %21.31 çıkmış.

İğneden ipliğe, altından çöplüğe kadar her şeye her gün zam gelmesine rağmen açıklanan 3.5 rakamı insanlara inandırıcı gelmedi tabi. Araba fiyatlarındaki artış ortalama %6.4, kiralarda ise %1.5 olmuş derseniz, millet çarşı pazarda karşılaştığı fiyatları bildiği için kendi enflasyonunu hesaplar. Çeyrek altın 1200 liranın üzerine çıkmış. Vatandaş parasını dolara koysa dolmuyor, parası avroyu almıyor. Dev-kur’a yatırım yapmak, Bağ-kur’a ödenen primlerin ileride getireceği maaşlardan daha çok kazanç getirir olmuş. Ha, şu da var, simit de 3.5 lira olmuş, enflasyon ile kardeş kardeş takılıyorlar diyebilirsiniz. Ne de olsa faiz sebep, enflasyon son’üç buçuk...

Ülkenin, ekonomi gibi matemat(ü)ik kitabını da yazan AKP’ye bakılırsa, “67-20=30” ve “0+(7x0)=7” gibi hükümleri ihtiva eden bir kanun her an çıkabilir. (Eski başbakanlarımızdan Binali Yıldırım “Amerika’da sıfırdan yüzde 7’ye çıkmış enflasyon. Bu ne demektir, 7 kat artış. Bizde 10'lardan 20’ye çıkmış 2 kat artış” diyerek ortadoğuda “kat”ların yeniden dağıtıldığını ifade etmişti)

Hissedilen Enflasyon Kaç?

Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), Türkiye enflasyonunu yıllık %58 civarlarında ölçtüğünü açıkladı. Acaba neden bu kadar yüksek? Üretim için gerekli enerji, hammadde ve aramal konusunda dışarıya bağımlı, ithal etmeden üretemeyen ülkemizde paramızın değerini kim “yiyi”, dolar yiyi... Dolar “yidikçe” enflasyon “artiy”. Buna “yiyi-dolar” etkisi diyebiliriz. Yiğidolar memleketi olan Sivas plaka numarası olan 58 ile ENAG’ın bulduğu oran arasındaki uyum dikkatinizi çekti, değil mi? Bir büyük resmi daha gördük, hamdolsun!

Plaka demişken aklıma geldi: Liramız araba olsa muhtemelen “liraba” adını alırdı. Dolar karşısında liraba, Aydın(09) civarlarını çok hızlı geçti (“kısa kes, Aydın havası olsun” sözünden etkilenmiş olabilir). Balıkesir (10) dolaylarında kısa bir mola verdikten sonra hızla Bilecik (11) yolunu tuttu. Adamlar yol yaptı tabi, duble haneli yollarda seyrediyor artık. Çift hanelerde ne kadar kalacağını nerden “bileciik”? Bitlis(13) sınırlarını da geçen liraba, bugünlerde “bizden selam olsun Bolu(14) beyine” diye türkü tutturmuş.

Hal böyleyken, ekonomide yeni bir şey denediğini, TL’nin değer kaybını bilerek yaptığını ve yüksek kur ile ihracat atağına kalkacağını söyleyenler yerli ve milli oluyormuş. “Paramız neden değer kaybediyor ve durmadan fakirleşiyoruz? Ölçüsüzce artan kur hepimizi yakacak” diyenler de, nasıl oluyorsa “mandacı ekonomistler” olarak kabul ediliyormuş. Manda ve ekonomist deyince aklıma, saçlarını manda yalamış gibi duran bir ekonomist geliyor ama onun kastedildiğini sanmıyorum.

Kur yangınının ateşini söndürmek için, net rezervleri ekside olan Merkez Bankası, bir kaç defa piyasaya müdahale etti. E, hani yüksek kur rekabetçi olacaktı, ihracatımız için daha iyiydi, nerden çıktı bu müdahale? Dövizi nereden buldu diye sormayın, Karar gazetesi ekonomi yazarı İbrahim Kahveci “piyasada dövizleri Merkez Bankası topluyor, ihtiyacı karşılayacak döviz bırakmıyor” diyerek kuru yükseltenin dış güçler olmadığını defalarca yazdı.

Ne yapsak acaba?

Kur problemini çözmek için içler-dış güçler çarpımı yapıp eşitlesek mi? Neticede kur dediğimiz mesele, Gencebay olan bir Orhan-Orhantı konusudur ve oran-orantı problemleri, içler-dışlar çarpımı yapmak suretiyle çözülür.

TL’nin Kur’ona virüsüne yakalandığını düşünmek de mümkün. Mesela, para dolaşım sistemimizdeki anti’Kur oranını yükseltmek için 128 milyar “dövz” a$ımız olsa fena mı olurdu? Tabii, faiz-3, faiz-2 ve faiz-0 aşamalarından başarı ile geçmiş ve kullanım onayı almış bir a$ıdan bahsediyoruz. Ne bileyim, stoklarımızın tamamını temizlesek, depolarla aramıza mesafe koysak... Enfilyasyon çalışmalarına önem versek, iş alemini ucuz kredilerle paraya boğmaya çalışırken, faize karşıymışız gibi bir maske taksak...

Neyse, aklıma çok daha ucuz bir çözüm geldi: Konuşanın, dolar yükseltecek sözlerini anlayıp  sansürleyebilen bir prompter... Ne dersiniz, daha kullanışlı olmaz mı?

İbrahim Özdabak Karikatürü

 

Link:  https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/kur-ona-virusu_554355

Öne Çıkan Yayın

14 Mayıs Seçimi

  İbrahim Özdabak Karikatürü Seçim 14 Mayıs’ta olacak diyorlar. Kim diyor? Anayasa değil, TBMM değil, seçim kanunu hiç değil... “Tekrar ...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İlgili Diğer Yazılar: