Bu Blogda Ara

Arşiv

zeytin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zeytin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kuyruk Acıları

 

Kuyruk Acıları
Sefer Selvi Karikatürü

İktidarın her fırsatta geçmiş dönemlerle ilgili kınadığı ne varsa, maalesef bugün de yaşanıyor: Yargının siyasallaşması ve muhalif sesleri bastırma aparatı olarak kullanılması, vali, rektör ve bürokratların iktidar militanı gibi hareket etmesiyle parti devletine dönüşme, basının tektipleştirilmesi, tek adamcılık, kolluk kuvvetleri aracılığıyla kurulan korku imparatorluğu, yolsuzluk, adam kayırmacılık, enflasyon, işsizlik, kuyruklarda bekleme, hastane kapılarında çekilen çile...

Neredeyse her gün gelen zamlar yüzünden vatandaşlar, gece vakti gelecek zamlardan önce yakıt almak için istasyonlarda kuyruklara giriyor. Eskiden benzinin litresi, mazottan daha pahalıydı. Şimdilerde mazotun litresi 25 lira seviyelerini gördü ve benzini geçti. Hep elli liralık yakıt aldığı için zamlardan etkilenmediğini düşünen vatandaşlar artık iki litre ile ne kadar yol kat edebilirler bilmiyorum. Mazot fiyatının benzin fiyatını geçmesiyle, muhtemelen yurdun çeşitli yörelerinde, dizel araç sahipleri şöyle türküler söylemeye başlamıştır:

(İzmir yöresi)
"Şu dizeller dizeli, yorar gibi geldi bana
Bu gece 00.00'da, zam var gibi geldi bana
Bir münasip zamanda
Mesela gece saat onda
Buluşalım petrol istasyonunda
Der gibi geldi bana"

(Kayseri yöresi)
"Arabanın dizeli dolar bozduruyor
Ammanın amman, ben yandım amman!
Pompacılar kalem almış ferman yazıyor
Canım canım...

Az az basaraktan
Debriyajdan ayağı çekerekten
Yavaş giderekten
Gel canım gel amman"

(Sivas yöresi)
"Hey dizeller dizeller dizeller
Kuyruklara dizerler dizerler dizerler
Niye bizi üzerler üzerler üzerler"

(Şekip Ayhan Özışık usulü dizel araca sesleniş)
"Belki bir sabah geleceksin istasyona lakin vakit geçmiş olacak
Depon zamlı mazottan yudum yudum içmiş olacak
Dizel de olsa, güvenmem artık senin motoruna, fırsat geçmiş olacak
Depon zamlı mazottan yudum yudum içmiş olacak"

Belediyelerin üretip sattığı ucuz ekmeği alabilmek için insanlar, kar kış demeden saatlerce kuyruklarda bekliyor. Büyük miktarı ithal edilen ayçiçek yağının temininde sıkıntılar çıkacağını düşünerek yağ kuyruklarına giriyor. Kuyruklara girildikçe zam geliyor, zam geldikçe kuyruklar artıyor.

Seksenli yıllarda çokça dinlenen ve söylerken sanatçıların gözyaşlarını da akıttıkları “yağdır mevlâm su” şarkısı vardı. Suya hasreti anlatan o şarkı bugünlerde söylense “yağ’dır mevlâm su” denirdi herhalde. Beş litrelik şişelerini marketlerde bulmak çok zor. Yakında “boş” litrelik ayçiçek yağı da satılırsa şaşırmayacağız. İçindeki yağı bitmiş boş şişeyi ters çevirip, bir kapak kadar yağın dibe çökmesini bekleriz artık.

Çiçeği burnunda tarım bakanı, ayçiçek yağı stoklarının yeterli olduğunu söylese de, palm yağı, soya yağı ve kanola yağı gibi alternatif yağların gümrük vergileri sıfıra indirildi. Yağ operasyonu çeken baronlar varmış, Metin Külünk Bey söyledi. Ekonomi bakanı Nebati ise “operasyon çekenlere biz de operasyon çekeriz” diye tehdit etti.

Operasyonlu-baronlu, kesmeli raconlu metinler, Kurtlar Vadisi senaryosunda olur diye biliyorduk. Yağ gibi hayatî, mematî ve dahi nebatî bir konu Kurtlar Vadisi dizisinde olsa, baronunun adı “Lazzyağ” olurdu herhalde. Şöyle bir türkü söyleyen Lazzyağ hayal edin:

“Asarım zeytini de yağ salıni salıni
Adam evine taşır beş litrelik galoni
Oy ayçiye ayçiye
Zeytin koydum kesiye
Bakan seni saniyır da
Bir bağı pırasiye”

Link:  https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/kuyruk-acilari_560303

"Surriyealist" Ortadoğu Tablosu


Belleğin azmi
Ortadoğuda öyle bir tablo var ki, bu kadar kaos ancak bir Salvador Dali resminde olabilirdi.
Büyük haritaya bakıldığında görünen bu. Yemen’de devam eden çatışmalar, Filistin meselesi, Irak’ın bölünmüşlüğü ve otorite boşlukları dolayısıyla gelişen olaylar, Suriye’de kaynayan ve çevresindeki herkese az-çok bulaşan fitne ateşi…

Suriye’de ateş başlamadan evvel “Kardeşim Esat” vardı. Aramız gayet iyiydi. Ne yaptıysa hep o “Zalim Esed” yaptı. “Baharı bekleyen kumrular gibi” soteye yattık ve Zalim Esed’in 6 ayda gideceğini iddia ettik, Şam’da Cuma namazları için provalara başladık. Dört adam ve sekiz füze ile rahatlıkla girebildiğimizi öğrendik, ama girmedik. ABD ile “abi önden sen gir”, “sen varken bana düşmez, lütfen sen buyur” pazarlıkları sürerken Rusya girdi işin içine. Survivor’a dönen Suriye’den kaçan soluğu Türkiye’de buldu. Adeta, “bir Suriye ‘vayvır’ Türkiye içinde” dedirtti.

Gün geldi PYD başkanını devlet protokolü ile karşıladık, Kobani’yi kuşatan IŞİD’le savaşmak için ÖSO ve Peşmerge güçlerinin Türkiye üzerinden geçişini sağladık. Rus uçağını düşürdük ve neredeyse Rusya ile bütün ilişkileri kopardık. Sonra bir özür diledik tatlıya bağladık. İran ve Rusya ile birlikte “Suriye nasıl kurtulur” zirvelerine katıldık.

Velhasıl bugün geldiğimiz noktada Suriye’de bir ABD-Rusya çekişmesi var. Biri diğerinin açığını kolluyor ve boşluk bulduğu yere yerleşemeye, yerleşemiyorsa vekilini yerleştirmeye çalışıyor. ABD ile müttefikiz, ancak çoğu konuda kendilerine kırgınız. Obama bizi çok kandırdı meselâ… ÖSO’yu birlikte kurduk, ama ABD şimdi hiç ilgilenmiyor. Biz dururken, terörist ilân ettiğimiz YPG ile iş bağlayıp IŞİD’le mücadele ettiriyor. Silâh ve mühimmat veriyor, hem de kendi ifadeleriyle İncirlik Üssü’nü kullanarak… Üstüne, onlardan 11 milyar dolarlık uçak sipariş ettik ve Ortadoğu işlerinde beraber yürümek istiyoruz.

Ruslarla da pek bir sıkı fıkıyız, ama onların da PYD ile arası iyi ve Esed’le birlikte hareket ediyorlar, son günlerde İdlib’te giriştikleri ortak operasyon ortada. Bir uçak + bir pilot feda ettikten sonra her yere askerî harekât yapabilirler.  Rus basını, uçaklarını Türkiye yanlısı grupların düşürdüğünü yazmış bile. Zeytin Dalı harekâtı için bize yeşil ışık yaktıkları halde, tutup ABD’ye “Türkiye’yi şımartıp kışkırtan sizsiniz”  diyen de Rus’lardı.

İşte bu görüntü, sürrealist ressam Salvador Dali’nin 1931 yılında resmettiği “La persistencia de la memoria/ Belleğin Azmi ” isimli tabloyu hatırlatıyor. Dali’nin en büyük eserlerinden biri olarak kabul edilen bu tabloda, biri kurumuş bir zeytin ağacının dalına asılmış, üç tane eriyen cep saati bir sahil manzarasının önünde yer alıyor. Su gibi akıp giden zamanı, zamanın izafiyetini, her şeyi eriten zamanın kendisinin de eriyen bir şey olduğunu, yeri geldi mi bükülebildiğini, çürümeyi ve ölüme gidişi anlattığı söylenebilir. Ressamın kendi bu eseri hakkında fazla konuşmamış, yorumlayanlar genelde böyle yorumlamış.

Surriyealist tablomuz da hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı, orada top koşturan her güç sahibinin kendi gördüğü halüsinasyon ve rüyalarla tasvir etmeye çalıştığı, durmadan değişen bölge gerçeklerinin ve sembollerin sahnelendiği ve her daim yeniden çizilen bir tablodur. Dali tablosunda olduğu gibi karınca ve sineklerin üzerine üşüştüğü menfaatler vardır. Böyle bir tabloya isim verecek olsam “Belleğin az mı?” derdim. Bu tablonun çizicileri belleği çok olan sanatseverleri arzu etmezler. Gerektiğinde filmlerden ve video oyunlarından aldıkları sahnelerle, sahte haber ve görüntülerle aynı tabloyu defalarca yeniden çizebilirler. Bundan sebep, onların istediği, belleği az olan ve sadece günün tablosunu hatırlayabilecek kişilerdir.
Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/surriyealist-ortadogu-tablosu_453164

Öne Çıkan Yayın

Doktor Nasıl Kalsın?

  İbrahim Özdabak Karikatürü Önceki yazımızda hastaların MHRS üzerinden randevu alma sıkıntılarından bahsettik. Sistemin yapısında probl...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İlgili Diğer Yazılar: