Bu Blogda Ara

Arşiv

siyasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Siyasete Endeksli Hayat

 

Siyasete Endeksli Hayat
İbrahim Özdabak Karikatürü

Seçime yaklaştığımız şu günlerde, siyasetin hayatın her alanına nasıl nüfuz ettiğini daha iyi hissediyoruz. Gündelik hayatımızın en küçük meselelerinde dahi, siyasi tarafgirlikler tezahür ediyor. Yakın akrabası, kırk yıllık dostu olsa bile siyaseten hasmı olan kişi ile kanlı bıçaklı olan, irtibatı kesenler oluyor.

Partizanlık her devirde vardı ancak bu kadar keskin ayrışmayı hayatımda görmedim. Eskiden, insanların temayülleri farklı olsa da medenice tartışılır, çoğunlukla tartışmaların sonunda birlikte gülünür ve geçilirdi. Rakip siyasiler çeşitli ortamlarda bir araya gelir, birbirlerine eğlenceli ve zekice sataşmalarda bulunurlardı. Öyle, kağıttan-prompterden yararlanarak konuşmazlardı. Hazırcevap adamların nüktedan çıkışları karikatürlere konu olurdu.

Şimdi, havadan sudan bahsederken biri “bu sene de hiç kış gelmedi, hep kurak geçti” dese, beriki cevap yetiştirir “falanca zihniyeti yüzünden bereket kesildi” diye. Pazar fiyatlarından şikayet edilmeyegörsün, hemen fiyat artışlarının sun’i olduğunu, gözü doymaz aracıların milleti kazıkladığını ve asıl dertlerinin de hükümeti zor durumda bırakmak olduğunu başka biri çıkar söyler.

O güne kadar adı sanı duyulmamış bir futbol takımı, hükümetten zevatın açık desteklerine mazhar olunca bir bakıyorsunuz şampiyon oluyor veya zirveye yakın bir yerde ligi bitiriyor. FalancaSpor iktidarın takımı, FilancaSpor taraftarları muhalif diye spor müsabakaları bile siyasi çekişme gölgesinde yorumlanır oldu. Bazı futbolcuların siyasi taraftarlıklarını açıktan sergiledikleri videolar da tuz biber ekiyor bu yaraya.

Şarkıcı, oyuncu, müzisyen gibi meşhur insanların gazetelere verdikleri demeçler, sosyal medya paylaşımlarında siyasi polemik aranıyor. Ağaçlar kesilmesin diye tweet atsa bir meşhur, anında yakasına yapışıyorlar “Asıl meselenin ağaç olmadığını bilmediğimizi mi sanıyorsun?”, “Büyük projelere karşı çıkan hain, terörist!” diyerek linçe başlıyorlar. Aynı kişi, bir devlet kurumuna teşekkür ettiğini söylediği anda öteki mahalle bu sefer başlıyor: “Vay dönek, kaç para verdiler sana?”, “Sarayda konserlere seni mi çağıracaklar, hayırdır ne bu güzelleme?”

Bu raddeye nasıl geldik?

En başta mukaddes değerler, bir zümrenin tekelindeymiş gibi davranıp istismara başladılar. Kendileri gibi düşünmeyen herkesi din düşmanı, hain, terörist ilan ederlerse ne olur? Birileri çıkıp onlara oy vermenin farz olduğunu, verilen oyların sırat köprüsünde berat olacağını söyler, öteki karşı tarafa oy verenlerin cehennemde yanacağını...

Devlet kurumları günlük siyasetin neferi gibi davrandı. Camilerde yapılan mitingler, hükümet politikaları ile uyumlu siyasi hutbeler insanları camiden soğuttu. Depremde ilk yardıma koşan insanlar durduruldu, yapılacak bir iş varsa devlet yapar denildi. Kurtarma şovları esnasında şikayet edenleri nankörlük ve hıyanetle suçladılar. Asıl görevi yardım dağıtmak olan kurumlar parasıyla malzeme ve hizmet sattı.

Ölü sayısı, işsiz sayısı, enflasyon gibi açıklanan resmi rakamlara insanlar artık hiç inanmaz oldu. Muhalefet tarafının miting yapacağı şehir için AFAD, bir gün öncesinde şiddetli yağış ve fırtına uyarısı yaptı. YSK, daha önce hiçbir seçimde uygulamadığı ve kanunda olmayan bir konuyu seçim günü öğleden sonra duyurdu, mühürsüz pusulalar da geçerli sayıldı. İstanbul Büyükşehir Belediye seçiminde bir zarftan çıkan dört pusuladan sadece biri iptal edildi, seçim tekrar edildi.

İyi ve güzel olan ne varsa, öyle sahiplendiler ve bu sahiplenmeyi öyle abarttılar ki, kendilerini eleştiren herkes o güzel şeylere de karşıymış gibi davrandılar. TOGG mesela... Başarılı ve güzel bir proje olabilir. Ancak eksik ve gediklerinin olmadığı anlamına gelmiyor. Dünyaya meydan okuyoruz, bütün otomotiv devleri kıskanıyor diye şişirmek başta o projeye zarar verir. Bu atılım ne kadar iktisadidir diye tartışmayalım mı? Bu projede kullanılıyor olup başka hiçbir marka ve modelin sahip olmadığı bir özelliği yoksa nasıl dünyayı titretebilir? Yaygın kullanılabilmesi için gerekli altyapı, servis ağı, şarj istasyonları hazır mı? İnsanımızın alım gücüne ne kadar yakın? Bunlar konuşulmasın mı?

Velhasıl, büyük sevinçler ve güzel projeler kadar emsali görülmemiş musibetler dahi milletimizi bir araya getiremez olduysa, bu tablonun oluşmasına sebep olanlar oturup düşünmelidir.

Otobüs hizmeti veren, çöpleri toplayan belediye seçimlerinde devletin bekası tehlikeye girmez. Bir partiye oy vermek veya vermemek sizi dinden çıkarmaz. Seçilecek olan insanlar Allah’ın veya İslam’ın temsilcisi değildir. Dünveyi bir kurum olan devlet mekanizmasını çalıştıracak fanilerdir. Bu işi yaparken rüşvetler, yolsuzluklar, adam kayırmalar, talanlar gibi pek çok haksız kazançlara bulaşacakları gibi, iş bilmezlik veya kötü niyetle türlü türlü hak gaspları ve adaletsizlikere de sebep olabilirler. Devlet yönetirken sorumlu davranabilecek, şeffaf ve hesap verebilir olacak, insan hak hürriyetlerine saygılı kişileri seçmek istiyoruz.

Bu meseleler yüzünden kalp kırmaya değmez, önümüz bayram... Mümkünse dost ortamlarında bu konulara girmemek en iyisi...

Link:  https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/siyasete-endeksli-hayat_580852

Poli(klini)tika

Poli(klini)tika
Latif Demirci Karikatürü

 

Uysal, beyefendi ve demokrat kişiliği ile tanıdığımız bir siyasetçinin, geçtiğimiz günlerde, muhatap alınıp cevap vermeye değmeyecek birinin sataşmalarına karşılık olarak, kendisine ve temsil ettiği misyonuna yakışmayacak bir üslupla cevap vermesi tepkiyle karşılandı. Neyse ki, özür diledi ve ilgili paylaşımını sildi.

Siyasiler, zaman zaman akıl ve edep sınırlarını zorlayan hakaret ve iftiralara maruz kalabilirler. İftriraları ortaya atanların maksadı cevap almak değil, ortalığı bulandırmaktır çoğu zaman. Böyle durumlarda en iyisi “1-2-3 tıp!” deyip susmaktır. Tıp demişken, politik âleme mahsus birtakım rahatsızlıklar için geliştirilmiş poliklinikler olsa, güzel olmaz mıydı? Politika + poliklinik kelimelerinden poli(klini)tika kelimesini de türetirdik mesela... Siyasilerimiz de o kliniklere uğrayıp tedavi olurdu. İşte, akla gelen bazı poli(klini)tika bölümleri:

Patoloji: Aklına gelen her şeyi, sonuçlarını düşünmeden pat diye söyleme rahatsızlığına bakar.

Nefroloji: Siyasetlerini nefret üzerine kuran, kin, düşmanlık ve intikam duygularını körükleyerek taraftarlarını birarada tutanlarla ilgilenen bölüm.

Algoloji: Bu bölümün kapsamına giren siyasiler sadece algı üretmek için çalışırlar. Vatandaşın derdini çözmek gibi sıkıntıları yoktur.

Endo-Kriminoloji: Siyasilerin yiyişleri içişleri önemlidir, kimlerle yiyip içtikleri daha da önemlidir. Kriminal tabir edilen kişilerle aynı karede bulunmaları ve bunun kronik bir hal alması durumunda derhal bu kliniğe gidilmelidir. Ceza hukuku kapsamına giren fiilleri işleyen suçlularla çok temas edilmesi saçların dökülmesine sebebiyet verebilir. Buna "Saç ve Ceza" kanunu ilişkisi denir.

Hematoloji: “Hem pastam önümde dokunulmadan dursun hem de karnım doysun” düşüncesi ile hareket eden bazı siyasiler, iki maksada da ulaştırmakta zorlanabilirler. Herkesin maaşına muazzam zamlar yapıp, kamu bankaları ile piyasaya deli gibi para basarlar ve enflasyonun yükselmemesini beklerler. Bu bölüm onlar için.

Ortonebati: Çapraz yan bağları neo klasik ekonomi düşüncesinden epistemolojik kopmuş ve kırılganlığı fazla olan bir ekonomiyi yürütmek çok zordur. Nöro ekonomiyi davranışsal bir heterodoksiden kurtarmak için bir ortonebatisyene başvurulmalıdır.

Antoloji: Seçim öncesinde seçmenlere verdikleri yeminler-antlar alt alta sıralansa bir şiir antolojisi oluşturacak kadar çok olup, seçim gördü mü ant veremeden duramayan siyasetçilerin adresi.

Ankıloji: İngilizce hem dayı hem de amca için kullanılan uncle (ankıl diye okunur) kelimesinden türemiş olup amcası veya dayısı sebebiyle siyasi bir mevkiye gelmiş liyakatsiz insanların beceriksizlikleri ile ilgildir. Bu hastalık devlet kademelerinde kanser gibi yayılır. Kemo-terapinin işe yarayıp yaramayacağı şimdilik bilinmemektedir.

Gaz-trolloji: “Kuş garibi” diye bilinen bir hastalık vardır. Garip bir şekilde, pelikan ve ebabil isimli troll sürüleri, Alfred Hitchcock’un meşhur “Kuşlar” filmindeki gibi millete korku verirler. Bilgisayar başında enter tuşuna basarak sosyal medya mecralarına gaz salan bu kuşlar “gazdıroenteroloji” kapsamında da değerlendirilebilir. Sindirim sistemi ile bağlantılı olarak muhalifleri sindirmekte kullanılırlar. Bağırsakta yaşarlar. Onlara kızıp bağırsak da fayda etmez, değişmezler. Gerçekler konusunda hazımsızlık çektikleri vakidir.

Geriatri: Durmadan geçmiş yönetimleri suçlama, her konuda "şöyle bir geriye dönüp bakıyorum" diyerek geriye atıp tutma hastalığına bakan bölümdür.

Kadriyoloji: Yapılan iyiliklerin kadrini bilmeme rahatsızlığını inceler.

Ciddiye: Gülmeden ve güldürmeden, tamamen çatık kaş ile siyaset yapma hastalığına bakar. Bu hastalar en ufak şakaları ve eleştirileri bile kaldıramazlar, derhal mahkemeye sevk ederler.

Bizyoloji: Her şeyi biz yaptık deme hastalığına tutulan siyasetçiler bu alana girer. Kırk yıl önce inşa edilmiş havaalanlarını, elli yıl önce kurulmuş üniversiteleri bile sahiplenirler. Ayrıca, “onlar” ve “biz” diyerek toplumu ikiye bölmek adetleridir. 

Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/poli-klini-tika_577333

Diyanet’in Söylemedikleri...


Diyanet'in Söylemedikleri

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Cuma hutbesi etrafında pekçok tartışma döndü. Tartışma dediysem öyle müzakere ve laf atmalarla kalınmadı, bazı BARO’lar dava açtı, dava açan BARO’lara dava açıldı. 

Tartışılan hutbede zina ve eşcinsellik konusundaki hükümler hatırlatırlatılarak hastalıklara sebebiyet verdiği ve nesli çürüttüğünden bahsedilmişti. Konuya nerden gelmişti derseniz, hemen öncesinde Coronavirüs’ün sebebinin pislik ve kirlilik olduğu söylenmiş ve insanlar taharete önem vermeye davet edilmişti. 

Başkan Ali Erbaş şahsında aslında Diyanet kurumunun söylediği şey dini hükümleri hatırlatmak nev’indendir ve hükümler tartışılmaz. Ancak hatırlatılan hükümler, sadece, kendisinin memuru bulunduğu hükümetin siyasi menfaatleri isitkametinde gidiyorsa, hatırlatma zamanı ve muhteviyatı tartışılabilir. Siyasi olarak yanlış atılmış adımlar neticesinde gelişen ve muhtemelen yine siyasi olarak çözülebilecek meselelerde, askeri-stratejik açıdan gerekliliği tartışılan sonuçları itibarıyle ne getirip ne götüreceği belirsiz sınır ötesi askeri operayonlara destek konusunda mangalda kül bırakmadılar. Ekonomik krizin hissedildiği zamanlarda halka isyan etmemeyi telkin ettiler. Akşam pazarı saatlerinde ucuz sebze-mevye alınabileceğini hatırlattılar. Hükümetin betoncuları kurtarma operasyonlarından birinde, enflasyon oranından düşük faiz konusunda cevaz verdiler.

Hastalık, deprem, çığ, yangın gibi umumi musibetlerde, bütün bir topluma taalluk eden ihmal ve hatalar var mı diye bir muhasebe yapılır. Tabii ki, dünyevi akıl ve gözümüzle pek çok hikmete mebni tasarrufat-ı ilahiyeyi çözmemiz mümkün olmayabilir ve başımıza gelen musibetleri tek bir sebebe bağlamak da yanlış olabilir. Yani, musibetin bizi bulması için herhangi bir şey yapmış olmamız gerekmeyebilir, imtihan sürecinin bir parçası olarak yaşıyoruzdur belki o musibeti. Ama toplum olarak bazı hataları yapmışsak veya o hataları yapanlara karşı bir aksiyon geliştirmeyip benimsenmesine, yaygınlaşmasına sebep olmuşsak, bunun karşılığı bir musibeti beklemek lazım.

Toplumsal hayatı ifsad eden, ahlakı zir ü zeber eden veya insanların geleceğe dair umutlarını körelten bazı hadiseler/durumlar hakkında Diyanet ehlinin tepkileri ve hatırlatmalarını duyduk mu, bakalım: Mesela, zinanın kanunlarımızda suç olmaktan çıkarılması hususunda bir tepki hatırlayan var mı? Onlarca çocuğun yıllarca maruz kaldığı istismar olayı, Erbaş Hoca’nın bahsettiği lanetlenmiş fiillerden mi değildi yoksa failin hükümete yakın bir vakıfta çalışıyor olmasından mı? Aralarında nikah olmayan kız-erkek karışık bir grubun bir adada yaşadığı yarışma(!) hakkında ne düşünülüyor acaba? 

Allah’a ait bütün sıfatların bir fani insanda toplandığını iddia eden siyasi hakkında bir düzeltme yapılmış mıdır? Cami minberlerinde eline mikrofon alıp siyasi propaganda yapıldığında nasıl karşılanmış? Peki, bu siyasi porpagandayı bazı imamların bizzat kendisi yaptığında? Kamu kurumlarında işe girebilmek için belli mahfillerin adamı olmak gerekliliği yeterince büyük bir toplumsal yozlaşma değil midir? Akraba ve taallukatının hepsini yetkili olduğu kurumlarda işe sokan yöneticiler hakkında bir yorum duydunuz mu? İstediği adamı rektör yapabilmek için rektörlük şartlarını yasayla değiştiren ve hemen atama sonrası eski haline getiren iradeye ne buyurdular dersiniz? Ya da kendine yakın kişileri taltif etmek manasında 3-4 kurumdan maaş bağlatılmasına? Rüşvetsiz-torpilsiz herhangi bir işe giremeyeceğini düşünen gençlerin geleceğe dair umutları ne durumda olur?

Vaktiyle, iktidarları döneminde çiftçilere verilen kredilerin 10 katından fazla büyüdüğünü söyleyen dönemin başbakanı, büyüttükleri faiz çemberinden “bereket” diye bahsetmişti. “Allah’ın harb ettiği faizde bereket olur mu?” dediler de, ben mi duymadım yoksa? İktisadi büyümeden ve ticari destekten tek anladıkları kredi vermek olan hükümete herhangi bir Kur’anî hüküm hatırlattılar mı acaba?
İşlerine gelmeyen herkesi terörist ve hain ilan eden, insanımızı kutuplaşmaya iten, kendi safındaki şeytanları melek gösterirken, iki gün öncesine kadar beraber hareket ettikleri zevat, siyaseten yolunu ayırdığı için korona virüsünü bile ondan bilecek ve adeta “Ali Babacan ve kırk koroniler” manşeti atabilecek tezvirat makinesi medya kuruluşlarına yönelik bir uyarı duydunuz mu?

Velhasıl, örnekler çok. Gündelik her konuda Diyanet’in fikir beyan etmesini bekleyemeyiz ama toplumsal ahlak ve kamu hukuku ile ilgili hırsızlık, rüşvet, torpil gibi konularda fikirlerini merak etmekteyiz. Söylediklerinden çok, söylemedikleri daha fazla tartışma konusu olabilir yani...

Kazanmak İstemeyen Partilere Tavsiyeler

Kazanmak istemeyen partilere tavsiyeler
Seçimler bittikten sonra hummalı bir yorumlama faslı başlar: “Vay efendim, seçmen burada yaşadığı kenti bir çöle benzetmektedir”, “Vatandaş şu partiye ‘sen biraz daha dinlen’ demiştir” , “B partisi emanet oyları toplamıştır”, “Falanca siyasetçinin şu hatası olmasaydı, şimdi partisi mecliste olurdu”, “Filanca parti şunu vaat etse, tek başına iktidardı”

Genelde yorumcular “ne yapılsa daha başarılı olunurdu?” sorusuna cevap vermeye çalışır. Tabii, araba devrildikten sonra akıl vermek, cevap ortaya çıktıktan sonra onu “sorulamak” nispeten kolay. Biz de, bir seçimde başarısız olmak isteyenlerin yapması gereken şeylere odaklandık. Demokrasi ve hukukun işlediği normal bir ülkeyi baz alarak, kendini tamamen bitirmek isteyen bir siyasetçi/partilere tavsiyelerimiz şöyle:
  1. Rakibiniz olması muhtemel ve geçmişte beraber çalıştığınız kişilerin bahçesine, imkânınız varsa helikopter indirin ve onlara “güle güle” manasında elinizi sallayın. Ziyaretiniz basına yansırsa, “dostça bir ziyaretti” deyip geçiştirin.
  2. Mitinglerinize başka şehirlerden otobüslerle insan taşıyın, altında çalışan memurlara/çalışanlara mitinginize katılma baskısı yapabilecek tanıdıklarınız varsa onları harekete geçirin. Sokakta bir şeyler satıp iki kuruş kazanma peşinde olan insanları, Suriye, Afganistan, Pakistan vb ülkelerden gelen göçmenleri toplayıp ellerine bayraklar, flamalar verin. Mitinginizi görenler şunu demeli:

“Nedir şu falancanın mitingi, var mı ki dünyada eşi
En kesif kalabalıkların katlarını düşün; dördü beşi!
Eski Türkiye, Yeni Türkiye bütün akvam-ı beşer
Kaynıyor kum gibi, tufan gibi mahşer mahşer…
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Sloganlar denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Yeter ki, sonunda istediği skoru göstersin tabela!”

  1. Çıktığınız televizyon programları mümkün mertebe sıkıcı olsun ve seyircileri, bir yerli dizi veya bir adada toplaşıp oynadıkları oyunların arasına her türlü fitne-fesat kaynatan insanların yarışması kadar ilgilendirmesin.
  2. Katıldığınız programlarda sorular önceden belirlenmiş olsun ve cevapları da gözünüzün önünden film şeridi gibi aksın. Benzetme olarak değil, bildiğin, bir ekranda yazılar aksın işte. Aksaklık yaşanıp akmamaya başlarsa, aklınızda ne varsa onu anlatmaktan korkmayın. Susup beklerseniz, o da olumlu.
  3. Gerçek vatandaşların gerçek soruları ve problemleri size iletildiğinde, onlara küçük teessüfler edin ve konuyla ilgisiz cevaplar verin. Hatta cevap veremeseniz bile olur, su için!
  4. Seçim çalışmalarınız sırasında hangi zamanda ve nerede olduğunuzu karıştırın. İnsanlara yanlış hitap edin. Cam ekranda yazılı olsa bile kelimeleri yanlış telaffuz edin.
  5. Cevabı evet/hayır olabilecek sorular sorun ancak sorularınızı dinlemeden ne olursa olsun “eveeeet” cevabını alabileceğinizi bilin ve tuzak soru sormaktan çekinmeyin. Yanlış cevap verirlerse hemen yüzlerine vurun. Seyircileri ayağa kaldırın, oturtun, şaşırtın.
  6. Gittiğiniz yerlerdeki önemli eserleri kim yapmış olursa olsun sahiplenin. “Biz yaptık, biz!” deyin. Merak etmeyin, saatlerce öncesinden miting alanında toplanıp yeterli kalabalık oluşuncaya kadar ayakta dikilen ve güneşin altında bekleyen herkes bunun farkına varmamış gibi davranacak ve alkışları eksik etmeyecektir.
  7. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum hakkında vatandaşa bilgi vermenize gerek yoktur. İleriye dönük, katma değeri yüksek, üretim ve istihdama artırmaya dönük projeler üzerine çalışıp kendinizi heder etmeyin.
  8. Kendinizle çelişmekten korkmayın, idam cezası yanlısı gibi görünürken af sinyalleri de verin.
  9. Rakiplerinizin vaatlerini iyi takip edin ve anında itibarsızlaştırın, misal; “OHAL’i kaldıracağız” mı dediler, hemen bunu isteyenlerin teröre destek verdiğini söyleyin. Memur maaşlarına zam, ikramiye gibi şeyler mi vaat ettiler, hemen kaynağını sorun, “olsa biz yapmaz mıydık” deyin. Bedelli sözü veren olursa vatan görevinden ancak hainlerin kaçtığından bahsedin. “Parası olan askerlik yapmayacak, olmayan da şehit olacak, olmaz öyle şey” deyin. Göçmenleri memleketlerine göndereceklerini söyleyenleri ırkçılıkla suçlayın ve ensar-muhacir anlayışından nasibi olmadığını haykırın.
  10. Baktınız ki rakiplerinizin vaatlerinin toplumda karşılığı var ve prim yapıyor. Aynı şeyleri hemen siz de söyleyin:
“OHAL’i kaldırmak bizim de istediğimiz şey! İstesek hemen kaldırırız, nedir yani?”
“Memur maaşları çerez parası bizim için”
“Askerlik yapmayı bekleyen 6 milyon insan birikti, hepsine askerlik yaptırmaya kalksak 65 yıl geçer. İsteyen de çok madem, bedelli hazırlıkları başlayacak”
“Göçmenlerin ülkesini güvenli hale getirip onları ülkesine göndermek önceliğimizdir”
…ve kimsenin bunu fark etmeyeceğini umun.
  1. Aynı anda kaç tv kanalında yüzünüz görünebilirse kâr, yüzüm eskir mi, insanlar beni görünce bıkkınlık göstermeye başlar mı diye düşünmeyin, şehirlerin caddelerini, sokaklarını, AVM panolarını, şehirlerarası yolların kenarlarını, kısaca her yeri boydan boya resimlerinizle kaplatın. Araba ile geçenler kafalarını nereye çevirirse çevirsin, resimlerinizle akan bir görüntü ile karşılaşsın.
  2. Unutmayın, bütün başarıların bizzat sahibi sizsiniz. Aksayan durumlardan müesseseniz değil, iç-dış mihraklar sorumludur.
  3. Kutuplaştırın, ötekileştirin, gerin, gerginlikten medet umun, bulanık suda balık avlayın. Unutmayın, ne kadar hain, alçak, terörist, işbirlikçi, münafık varsa size karşıdır, size karşı olan herkes de bunlara zımnen yardım ediyordur. O zaman size karşı olan herkesi aynı kefeye koyup rahtlıkla düşman üretebilirsiniz. İhtiyacınız olan düşman kotasını dolduramadığınızı düşünüyorsanız kendi seçmeninize de sataşabilirsiniz. Dozu fazla aşmadan “münafık” demek yeterli olabilir.
Bu 15 maddenin hepsini uygulayanlara “hey 15’li 15’li, seçim yolları taşlı” türküsü gönderilir ve başarısız parti kategorisinde başarılı oldukları söylenebilir, ancak bunları yapıp da iktidar olursa bir yerlerde çok büyük yanlışlıklar olması muhtemeldir…
Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/kazanmak-istemeyen-partilere-tavsiyeler_466242

Öne Çıkan Yayın

Doktor Nasıl Kalsın?

  İbrahim Özdabak Karikatürü Önceki yazımızda hastaların MHRS üzerinden randevu alma sıkıntılarından bahsettik. Sistemin yapısında probl...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İlgili Diğer Yazılar: