Bu Blogda Ara

Arşiv

banka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
banka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İnsider Tradingonun Ahırı

 


Merkez Bankası’nın politika faizi indirimi sonrası döviz kurları hızla yükselmeye başladı. Ekonomimizi yöneten zevatın açıklamalarından anladığımız, bunu iyi bir şey olduğuydu. Çin modeli bir ekonomiye geçmiştik, yüksek kur ve düşük faiz ekonomik büyümemizin lokomotifi olacaktı. 19 senedir bu programa hazırlanıyorlardı ve her şey kontrol altındaydı. İhracatçı bayram edecekti.

Dolar 10 lira seviyelerini geçtikten sonra iyice hızlanarak rekorlar kırmıştı. İğneden ipliğe her gün her şeye usul usul zamlar yağıyordu ama 6 ay dişimizi sıkmamız gerekiyordu, meyvelerini o zaman toplayacaktık. Çinliler mi arayıp “Allah aşkına bizi bulaştırmayın” dedi bilmiyoruz ama Çin modeli isminin ömrü bir hafta kadar oldu. Yeni Ekonomi Modeli (YEM) telaffuza başlandı ve Merkez Bankamız yükselen dolara müdahalelerde bulundu.

Birileri doların iyice yükselmesini istiyordu ki, “Katar’la swap anlaşmasında dolar 22 TL alındı”, “dolar 20 liraya koşuyor” gibi söylentiler yayıldı. Cumhurbaşkanı, her bulduğu sınırsız konuşma fırsatlarında durmadan nass’dan bahsetti, faize karşı olduğunu dile getirdi. Bu arada, bankaların vatandaşlara verdiği kredilerin faizleri ve hazinenin bankalardan aldığı borçların faizi düşmek bir yana yükselmeye devam etti.

Doların 18 lirayı gördüğü günün gecesinde açıklanan bir mevduat sistemi ile birlikte ciddi bir düşüş başladı. Parasını TL faizli hesaplarda tutanlara vade sonunda, faiz kur getirisinin altında kalırsa kur getirisi kadar kazanç garantisi vaat ediliyordu. Gece vakti, piyasalar ve döviz büroları kapalıyken vatandaş, nasıl olduysa, dolar satıyordu (öyle dediler, benim ifadem değil). Hem de ayrıntılarını bilmediği bir faiz paketinin büyüsüne kapılarak! Üstelik, müteakip 4 günde de her gün farklı bir açıklama yapılacak, MB ile Hazine ve Maliye Bakanlığı açıklamaları birbiri ile çelişecek, durmadan güncelleme gelecekti.

Faize karşı olmasını dini sebeplere bağlayanlar ve ilgili ilgisiz her konuda yerli milli nutukları atanlar, insanları faizli hesaplarda para tutmaya çağırıyor ve nemalarını dolar kuruna endeksliyor, fakir edebiyatı yapanlar, parası olup bankaya yatırabilenlere kazanç garantisini hazineden yani halkın parasından ödemeyi taahhüt ediyor, ne ironi ama... Bu fark ödemeleri fakr artıracak. Ne diyorlarsa tam tersini yapıyorlar! Aklıma hemen bir ayet geldi: “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?”(Saff Suresi, 2. Ayet) Nass’ı dilinden düşürmeyenlerin kulakları çınlasın...

18 liraya çıkmış olan dolar kurunu adeta “Kur deşen Jack” edasıyla, şak diye bir gecede indirenler kahraman ilan edildi, yurdun çeşitli yerlerinde halay çekilerek ve kasap satırıyla dolar kıyması çekilerek kutlandı. 7 gün önce, rekabetçi görülen kur da alkışlanmıştı. Kur deşme kabiliyeti, acaba neden dolar 12 lira seviyelerinde iken kullanılıp da 5 liraya düşürülmedi, hiç bilmiyorum.

Sosyal medyada dolaşan ve kim tarafından yazıldığını bilemediğim, bir Bulgar’a dair ve “gara gara” düşündüren bir soru var: “20 Aralık günü, cebindeki 1000 dolarla Edirne’den giriş yapan Bulgar, parasını 18 TL üzerinden çevirmiş, gün boyu 6000 lira ile yiyip içmiş ve gece vakti 12 liraya inen kur üzerinden yine 1000 dolar satın alıp evine gitmiştir. Bulgar’ın yiyip içtiğinin parasını kim ödemiştir?”

Sorunun Bulgar için hazırlandığına bakmayın, dolar 6-7 lira seviyelerinde iken dolarları toplayıp, 18’e çıkınca satan kişiler de aynı şekilde kazanç elde etmişlerdir. Bakan Nebati şöyle dedi: “15 liradan, 16 liradan, 17 liradan dolar alanlar büyük finansörler değil. Büyük finansörler, bu işin bir şekilde döneceğini bilir. Ama çarpılan kim oldu? Küçük yatırımcılar. Şimdi kara kara düşünüyorlar”

Demek ki kim ödemiş, küçük yatırımcılar! Çoğunluğu faizden uzak duran ve parasının değerini korumak için altın/dolar alan yurdum vatandaşları. Büyük finansörler nereden biliyormuş acaba “bu işin bir şekilde döneceğini”, kim söylemiş, merak ettik.

Vikipedi’de “Sermaye piyasası araçlarının değerini etkileyebilecek, henüz kamuya açıklanmamış bilgileri şahsa veya üçüncü şahıslara menfaat sağlamak amacıyla kullanarak sermaye piyasasında işlem yapanlar arasında fırsat eşitliğini bozacak şekilde haksız yarar sağlamak veya bir zararı bertaraf etmek” diye tarif edilen “insider trading” denen bir kavram var. İnsider trading’in hedefine ulaşabilmesi için küçük ve acemi yatırımcıların çarpılması gerekir.

Doları 6-7 lira aralığında tutmak için yakıldığı söylenen 128 milyar dolar tam olarak kimlere ve nasıl satılmış acaba? 18 liradan yüklü dolar bozduranlar, içerden bilgi alarak mı yaptılar? Böyle bir durum varsa, insider trading kavramı hafif gelir, memleket insider tradingo’nun ahırına dönmüş demektir!

Bu arada, faizlere destek paketinin açıklandığının ertesi günü ve bir gün sonrasında Merkez Bankası rezervlerinin 7 milyar dolar eridiği söyleniyor. Doları baskılamak için halka açık yollardan değil, arka kapı tabir edilen kamu bankaları vasıtasıyla satışlar yapmışlar.

Merkez Bankası ile ilgili sorulara Bakan Nebati “Farklı enstrümanları kullanmamızın sebebi, insanları gıdıklamak. Alışkanlık var, paramı kasada tutayım. Ya da dövize çevireyim” şeklinde cevap vermiş. Gıdıklanan küçük yatırımcılar panik halinde, dolar daha da düşmeden, zararına da olsa satayım derdine düşmüş. Büyük finansörler için alım fırsatının doğması anlamına gelir bir de...

Mevduatta yeni sistemle ilgili rakamların kendisine sorulduğu bakan, “gözlerime bakın, ne görüyorsunuz?” sorusuyla karşılık verdi. Ben olsam, şöyle cevap verirdim:

“Dolarlı gözler hülyalı
Bakışların çok manalı
Rezerv yakıcı o kurlar
Meğer ezelden ayarlı”

Ekonomi güven işi dedi, gözlerdeki ışıltıya bakın dedi... Vatandaşın cevabı yine sanat müziğinden geliyor: “Ne gözlerin yeşili, ne saçların sarısı, gitti rezervlerin yarısı, çekilmez oldu ömür!”

Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/insider-tradingonun-ahiri_555583



ZiraAğa Bankası



Ziraağa Bankası
Her taşın altına elini atan bir banka düşünün... O kadar şefkatli ki, banka demezsiniz “babanka” resmen… Kamu Özel İşbirliği ya da Yap İşlet Devret denilen ve devletin cebinden bir kuruş çıkmayacağı iddia edilen projelere para mı lazım, ZiraAğa hemen yetişip finansman desteği sağlayabiliyor. Parası çıkışmazsa da sıkıntı değil, dışarıdan alınacak borçlar için kefil de olabilir evelallah...

Hükümete yakınlıkları ile bilinen belli “pool”lu kanallarda, dakikalarca süren reklam filmleri yayınlatıyor, maksat özgür basın kazansın. Sonra, seçimlere yakın zamanlarda ekonomik daralma yaşayan bir sektör olursa hemen yardımına koşuyor. Misal, inşaat sektörü. ZiraAğa tuttu, piyasa fiyatlarının çok altında konut kredisi verdi. Topladığı paranın maliyetinin altında bir kâr ile yaptı bunu.  Yani olmaz ya, konut alacağını beyan edip, uygun şartlarda olan krediyi alan biri, o parayı tutup ZiraAğa veya başka bankada vadeli mevduata yatırsa, basbayağı kâra geçiyordu. E, ağanın elinden tutulmaz derler. Son beş yılın sadece bir senesini seçimsiz geçirdik, neredeyse her sene bunun gibi ikişer üçer kolaylık zuhur etti ZiraAğa’da.

Yine bir seçim zamanı yaklaştı, ZiraAğa müjde üstüne müjdeler vermeye devam ediyor. Vatandaşların kredi kartı borçlarını yeniden yapılandırmasına imkan vermesi bunlardan biri. Bu imkandan, kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe düşmüş olanlar yararlanamıyor. Kimler peki yararlanabiliyor? Kredi notu kredi almaya yeterli olan kişiler. Mantıken, kredi veya kart borcunu kendi ödeyebilen biri neden ZiraAğa’ya başvurup mevcut borcunu faizlendirsin bilmiyorum. Ortamlarda vatandaşa hizmet ettik der, kim ne bilecek. Yakında market poşetleri için kredi veriyoruz derlerse şaşırmayacağız. 

“Satlık Stat: Haraptaraftar”

Bir diğer müjde de futbol kulüplerinin borçlarının yapılandırılması. Yayın ve stat gelirlerinden ülkenin en düşük vergisini veren hatta bazı gelir kalmlerinde vermeyen, oyuncu transferlerine milyon dolarlar mertebesinde rekor paralar harcayan, kötü yönetim nedeniyle borç batağına düşen kulüplere yardımcı olunacak. Tabi bunu yaparken takımların yayın gelirlerine de kısmi olarak el koyacakmış. Canı sıkılırsa futbol takımlarına Şener Şen'in ağa tiplemeleri gibi "vallaha sataram kulübü ha..." deyip parmak da sallayabilir mi bilmiyoruz. Züğürt Ağa filmindeki “satlık köy: Haraptar” tabelası gibi “satlık stat:Haraptaraftar” tabelası düşünsenize... Marabaları kaçtıktan sonra köyü ve bütün malı mülkünü satıp İstanbul’a gelen Züğürt Ağa, bir kaç iş yapmaya çalışır ama daha önce hiç bilmediği işler olduğundan sermayesi ellerinden akıp gider. Elinde megafonla arabada domates satmaya çalıştığı sahneler trajikomiktir. En sonunda iyi bildiği işi yapmaya karar verir ve çiğköfte yoğurup satarak hayatına devam eder. Ne diyelim, inşallah ZiraAğa da Züğürt Ağa gibi misyonu ve vizyonu ile bağdaşmayan işlere bulaşması yüzünden domates satmak zorunda kalmaz!

VARabia

Söz futboldan açılmışken, videolu yardımcı hakem (VAR) sisteminin uygulanmaya başladığı günlerde meşhur bir parodi haber sayfası şöyle bir haber yapmıştı: “Türk futbolunda yeni tartışmalara kapı açan VAR sistemi ile ilgili olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan devreye girmeye hazırlanıyor. VAR Odasını 6 kamera ile takip edecek olan Erdoğan, görüntüleri anlık olarak değerlendirerek intercom vasıtasıyla hakemlere son kararı bildirecek...” Bu parodi haberden Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı Hamza Yerlikaya’nın haberi var mıydı bilmiyoruz, hakemlere hitaben yaptığı konuşmada aynen şöyle söyledi: "Eleştirmek kolay, ama biz doğruyu yapacağız. Siz maçı yönetiyorsunuz, bir de Cumhurbaşkanımız anbean elinde cep telefonu ile izliyor. Her anı, pozisyonu böyle tek tek inceliyor. Cumhurbaşkanımızın önderliğinde bu şikayetleri hep birlikte engelleyeceğiz. Birlikte Türk futbolunu daha iyi yerlere getireceğiz” Madem resmi olarak böyle bir sistem duyuruldu, bence buna yerli ve milli bir isim ve ona uygun bir formülasyon bulalım. Benim isim teklifim “VARabia”, formülü de hükümetimizin politikalarıyla uyumlu olacak, o da şöyle: “Tek görüntü, tek kamera, tek pozisyon, tek karar!”

Ba(Si)ret

Basiret Bareti

2000’li yılların başlarından itibaren küresel ekonomide görülen bolluk pek çok ülkeyi etkiledi.

Büyük memleketlerden kaçan bol ve ucuz para gelişmekte olan ve az gelişmiş ekonomilere can simidi oldu. Ülkemiz de bundan nasibini alanlardan. 2001 krizi ile ağır yara almış olan bankacılık ve finans sektörü sıcak paranın etkisi ile atağa geçti. Sokaklarda tezgâhlar kuruldu, yoldan geçen vatandaşlara kredi kartı verildi hem de gelir durumlarına neredeyse hiç bakılmadan.

Bir üniversite öğrencisinin cüzdanında beş farklı bankanın kredi kartı olur mu? 2004 yılında, kampuslerde açtıkları standlarda bir banka kredi kartını alan öğrencilere bedava sinema bileti verdi, diğeri alış verişlerde kullanılmak üzere bedava puanlar dağıttı. Market alış verişlerinde ekmek bile alsanız üçe beşe bölüyorlardı. Bir başkası, hiç talepte bulunmadığımız ve başvurmadığımız halde, bilgilerimizi nereden ve nasıl aldığını söylemeden adımıza bir kart tertipleyip gönderiyordu.Bireysel bankacılık ürünleri teknolojik gelişmelerle daha da çeşitlendi, alımı kolaylaştırıldı. Her dünya görüşünden insanlara hitap etmek için “Geleneksel Ramazan kredisi” diye bir şey bile uydurdular. Uzun vadeli konut kredileri ekmek peynir gibi dağıtılmaya başlandı.

Kendilerine ait olmayan parayla vatandaşlar lüks tüketime yöneldi. Alış veriş merkezleri mantar gibi her yerde bitmeye başladı. Özellikle pahalı araçlar ve gayrımenkul alımları patlama yaptı. Tarım alanları ve ormanlık arazilere imar izinleri verildi, kentsel dönüşüm adıyla özellikle büyükşehirler şantiyelere döndü. Oksijen üreten ormanları giderek yok olan İstanbul nefes alamaz hale geldi, sesi de kısıldı ve “betone” oldu.

Bolluk zamanında borçla gelen lüks hayata eroine alışır gibi müptelâ olan vatandaş memnun, ama dengelerin aleyhine değişmesinden ise sürekli endişe ediyor. Uzun vadeli borçları bitmeden dalgalanma kabul edemez durumda. Hükümet de bu bağımlılığın farkında ve her seçimde vatandaşı ekonomik istikrarsızlıkla tehdit ediyor.

AB, ABD ve kısaca umum yedi düvel, gerek sermaye transferiyle, gerekse her platformda sahip çıkmak suretiyle AKP hükümetini desteklediğinde, başındakine “asrın lideri”, “dünya lideri” diyenler onun dünyayı dize getirdiğini iddia ediyorlardı. Ortadoğu’da yaprak trafiğini yönettiğini iddia edenler, oyun kurucu rolüyle komşu Suriye’deki yangına benzinle gitmişti. Cuma namazını Şam’da kılamadık, ama milyonlarca Suriyeli beş vakit namazını farklı şehirlerimizdeki muhtelif camilerde kılma imkânı buldu.

Diplomatik krizler yaşadığımız İsrail ile yıllar sonra ticaret hacmimizi beş katına çıkardığımız ortaya çıktı. Bir de baktık ki, aslında biz dost ülkelermişiz. Rus uçağını düşürdük, yaşanan krizin canımızı çok fena acıtacağı anlaşılınca özür dileyip ortak hareket etmeye başladık. Samimiyetimiz o kadar ilerledi ki bugünlerde bu işi huzur içerisinde yürütmek için “en s-400” anlaşması yapıyoruz. Emlak işlerinden alışkın olduğumuz kaporayı bile verdik. Ancak bunu “kaparo” diye duyurduk ki, olur da yarın Ruslarla anlaşamazsak “kaparo demedim, Kaparov dedim” diyebilelim. Kaparov Rus bir papazın ismi olabilir, malûm papaz alış verişleri çok revaçta.

Sözler vererek desteğini istediğimiz AB, gün gelip sözümüze uymadığımızı söyleyince bozuştuk, onları hemen “Haçlı birliği” ilân ettik. Seçim zamanlarında krizler üreterek iç siyasete malzeme üretmeye kalktık. Hamasi söylemlerimiz, yabancı ve özellikle İslâm düşmanı eğilimlerin AB ülkelerinde yükselmesinde pay sahibi oldu. Vizesiz Avrupa hayalimiz vardı, ABD ile vizesiz günler başlattık. Paramızla bize silâh vermeyen ABD, terörist addettiğimiz gruplara bedava silâh vermeye başladı.

San’at inceliği gerektiren politika ve özellikle dış politikayı durmadan çektiğimiz sıvalardan belli ki “Müteahhit Fikri” kafasıyla ve kaba inşaat işi yürütür gibi yapmaya çalışıyoruz. İnşaat işinde başında baret olmadan çalışmak çok risklidir. Diplomaside de biliyorsunuz, notalar çok önemli olduğu için barete bir de nota ekleyelim, “si” notasını meselâ… Ne oldu, “basiret”. Allah, duvarcı ustalarımıza ba(si)retli çalışmayı nasip etsin…
Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/ba-si-ret_444559

Bank Acılar

Son dönemlerde neredeyse her gün onlarca, hatta bazen yüzlerce ölüm haberi almaya başladık.
Trafik terörü, silâhlı terör eylemleri, Avrupa’ya geçmek isteyen mültecilerin denize düşüp boğulması hadiseleri… Gittikçe kanıksamış bir halde dinliyoruz artık rakamları ve bir istatistik verisi olmanın ötesine geçmemeye başlıyor. Tek haneli rakamlar önemsizmiş gibi gelebiliyor bazen, yüzlerce ölüm haberini tekrar tekrar duyunca… Oysa her bir insan bir âlem ve ölüm de o âlemin kıyameti… Ateş düştüğü yeri yakıyor; vefat eden bir babaysa, evlâtları kaç yaşında olursa olsun yetim kalıyor, evlâtsa yürekten bir parça koparıp gidiyor ve hakeza…

“Bir İsviçre’linin yılda ancak 1 kez yaşadığı olayları biz hergün yaşıyoruz. Dolayısıyla kabullenme ve kanıksama eşiğimiz çok yüksek”. Sonunda İsviçre’ye fark attığımız bir konu bulunmuş oldu: Acılarımız! Acı fazlamızı zayi etmeden ve adeta İsviçre’ye nazire yaparak bir bankada biriktirmemiz uygun olmaz mı? Böyle bir bankamız olsa adı “Bank Acılar” olurdu her halde.

Peki nasıl çalışacak bu banka?

Bank Acılar, her dünya görüşündeki insanımıza hitap etmelidir. Meselâ acılarının vadeli olarak değerlendirilmesini isteyen müşteriler için vade dolduğunda sabit oranda çile dolduran “Çil Çil Çile” hesabı kullanılabilirken, acılarını “katıla katıla” ağlayarak değerlendirmek isteyen müşteriler de mağdur edilmemeli ve onlar da bir katılım hesabı açabilmelidir.

Bank Acılar, müşterilerini ve müşteri adaylarını telefonla arayıp sık sık rahatsız edecektir. Saçma sapan kampanyalar hakkında bildirim yapmak veya banka kasasını doldurma amacına matuf olarak, bir ürün satışı yapmak isteyen değerli müşteri temsilcilerinin altın değerindeki zamanlarını boşa harcamamak adına, sistem kurbanı -pardon- müşteriyi arayacak ve müşteriye ulaşılırsa, sanki müşteri bankayı aramış gibi hatta bekletilecektir. Kendisini aramaya tenezzül eden bankanın bu teveccühü karşısında mahcubiyet duyacak olan müşteri, “birazdan bir müşteri temsilcisine bağlanacak” olmanın kıvancıyla gönenecektir.

Bank Acılar Müşteri Temsilcisi: BAMT, Müşteri: M.

BAMT: İyi günler M bey, kalite standartlarımız gereği görüşmemiz kayıt altına alınacaktır, size nasıl yardımcı olabilirim?
M: İyi günler, bilemiyorum siz beni aradınız. Madem aradınız, sorayım o halde ne iş yaparsınız siz?
BAMT: İzah edeyim: yastık altında biriktirdiğiniz acılarınızı sizden alıp değerlendiriyoruz. Ayağını yorganına göre uzatamayan ve acı ihtiyacı olan kişilere satıyoruz.
M: Yastık, yorgan… maşaallah yatak odamıza kadar giriyorsunuz demek. İstemiyorum kardeşim, var olan hesabımı da kapatmak istiyorum, ne kadar acım varsa hepsini şimdi çekeceğim.
BAMT: Anlıyorum, ancak maalesef günlük acı çekme limitimiz kadar acı çekebilirsiniz.
M: Kardeşim acı benim değil mi? Tamamını ben çekmek istiyorum.
BAMT: Hesabınızı kontrol ediyorum… Acılarınızı vadeli çile hesabında tutuyormuşsunuz ve henüz dolmamış. Yine de acı çekmek istiyorsanız Kredili Acı Fonu’ndan aktarım yapacağım. Acı kredisi kullanabilmek için Ferdi hayat sigortası yaptırmanız gerekecek yalnız, onaylıyor musunuz?
M: Tamam, ama Ferdi hayat sigortasını Müslüm Bank’tan yaptırsam olur mu?
BAMT: Olur… yarın acınız hesabınıza yatmış olur.
..
Zamanla Müslüm Bank, Orhan Bank, Emrah Kredi ve Arab-Esk Katılım Bankası gibi alternatifleri de çıkacak ve sektörde ürün ve hizmet çeşitliliği artacaktır. Teknolojinin elverdiği bütün imkânlar kullanılarak otomatik acı çekme makineleri AHM’ler halkın kolaylıkla erişebileceği mekânlarda 7/24 kesintisiz hizmete sunulacaktır.

Sektörün gelişmesini fırsat bilip yeni suistimal yöntemleri de geliştirenler de çıkacaktır. Bunlarla mücadele etmek için Terör Acıları ve kara ağıtlarla Saçları Ağartmanın önlenmesi Komisyonu (TASAK) kurulmalıdır. Bu komisyon kaçak çalışan umut tacirlerini izlemeli ve kayıtdışı kazandırdıkları acıları tesbit ederek gerekli cezaları kesmelidir.

Acı bankaları, rekabetin etkisi ve acı piyasasının şartlarının zorlaşmasıyla çalışanlarına acımasız acı hedefleri belirleyecek ve hedeflerini tutturamayanların iş akdini feshedecektir. Bir acı bankasından atılan personel, başka hiçbir bankada çalıştırılmamalı ki, bütün çalışanlar için “ibret-i alem” olsun.
***
Ülkemizde “Terörün finansmanını” önlemek için kanun vardır ve bankacılık faaliyetleri bu kapsamda gözetim altında tutulmaktadır. Meselenin “Finansman terörü” yönü incelense ilginç sonuçlar çıkacağı kesindir. “Bank Acılar” kadar trajik olur mu bilemem…
Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/bank-acilar_388545
Tarih: 7 Mart 2016

Öne Çıkan Yayın

Ekono-mistik Düşünceler

  Yaptıkları her iş, zaman itibarıyla ya Cumhuriyet tarihinin, ya asrın veya bütün zamanların; coğrafi olarak da Avrupa’nın, Ortadoğu ve...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İlgili Diğer Yazılar: