Bu Blogda Ara

Arşiv

ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yine Bir Tasarruf...


Yine bir tasarruf
İbrahim Özdabak Karikatürü


Kaçıncısı olduğunu bilmediğimiz bir “kamuda tasarruf paketi” daha törenlerle hizmete girdi.

Önceki paketler ne kadar işe yaradı, ne ara yürürlükten kalktı da tekrar bir israf dönemi başladı ve yine yeni bir tasarruf paketine ihtiyaç duyuldu, bilmiyoruz.

Bu seferki tedbirler belediye seçimlerinin tamamlanmasını müteakip olarak başlayıp, en yakın seçim zamanına kadar devam edecekmiş.

Efendim, bu tedbir paketinin 3 yıllık süre içerisinde 100 milyar TL kadar bir kazanç hedefi varmış. Kabaca bir yıllık tasarruf miktarına 33 milyar dersek -sadece geçen sene, 1.37 trilyon liralık bir bütçe açığımız olmuş- yıllık bütçe açığın kırkta birini anca karşılayabilir, o da tam uygulanabilirse... Anlaşılan, tedbirler bütçe açıklarına sebep olan temel israf noktalarına temas etmeyecek; örtülü ödenekler, itibar meselesi edilen israflar, büyük zenginlerin affedilen vergi borçları, KÖİ denilen sistemle müteahhitlere aktarılan ve her sene katlanarak devam eden ödemeler tam gaz devam edecek. Tasarrufun yükünü, her zamanki gibi sıradan vatandaş sırtlayacak. Haberi duyduğumuzda ister istemez Dede Efendi gibi şarkıya başladık:

“Yine bir tasarruf paketi sardı bu gündemi
Şimşek, gonca fem, okudu bir gazel
Ateşîn tedbirleri yaktı bu ömrümü
Bin oda, bin araba, duruyor pek güzel


Görmedim hiçbir ülkede böyle bir itibar
Böyle kasır, böyle köşk, pek büyük bir filo
Vatandaşın bağrını üzmeye kemer sıkar
El aman! El mi yaman... Sandıkta göreceğiz bir güzel”

Her ne kadar “Artık çok ciddi davranacağız, bu sefer kesin olarak büyüğünden küçüğüne herkes tasarruf edecek” deseler de korkarım ki yalancı çoban hikayesindeki gibi, bu sözlere inananların sayısı oldukça azalmış durumda. Çoban demişken, akla bir kurt hikayesi geldi:

Ömrünün ahir zamanlarına yaklaştığını hisseden bir kurt, kendi kendine demiş ki: “22 yaşımı devirdim, bu kadar yaşayan kurt az olur. İyisi mi, hacca gidip tövbe edeyim”

İnek, koyun, keçi ve ceylan gibi, ömrü boyunca kendilerini yiyerek beslendiği hayvanların hepsini bir meydana toplayıp hac niyetini açıklamış. “Hakkınızı helal edin, artık benden size hiçbir zarar gelmeyecek, hiçbir hayvanı yemeyeceğim” demiş. Kurdun sözlerini temkinle karşılayan hayvanlar, kendisine inanmasalar da fikrini değiştirmesinden korktukları için alkışlamaya başlamışlar ve onu güzel sözlerle teşvik etmişler. Hiç olmazsa, tövbesini bozana kadar rahat bir nefes alacaklarını düşünmüşler.

Kurt Mekke’ye doğru yola koyulmuş. İki gün boyunca hiçbir şey yemeden yürümüş ancak yaşlılığın ve açlığın tesiriyle takatten düşmüş. Şeytanın da telkiniyle kendi kendine söylenmeye başlamış: “Yahu, senin deden mi hacca gitti, baban mı hacı oldu? Senin neyine hacca gitmek? Daha oraya ulaşmadan açlıktan ölecek seviyeye geldin”

Derken, yanı başından bir katırın geçmekte olduğunu görmüş. Katıra durumunu izah etmiş, hac gibi mukaddes bir vazifeyi ifa edebilmek için kendisini yemek zorunda olduğunu bütün açıklığıyla anlatmış. Katır da sakince kurdu dinleyip kararını olgunlukla ve teslimiyetle karşılamış. “Yalnız, benim sağ arka ayağımın nalı düşmüş. Bu kudsi vazifeyi ifa ederken, nalsız olmak istemem. Şu karşı tepenin başında, tam da nal çakmak için uygun, güzel taşlar var. Oraya gidelim, nalımı düzelttikten sonra beni yiyebilirsin” demiş.

Teklifi makul bulan kurt, katırla birlikte tepenin başına kadar yürümüş. Katırın gösterdiği taşı almış ve nalı tamir edebilmek için ayağını kaldırmasını istemiş. Katır, ayağını kaldırır kaldırmaz var gücüyle kurdu tepmiş. Tekmeyi yiyen kurt, tepeden aşağı doğru yuvarlanmaya başlamış. Yuvarlanırken son nefeslerini veriyor ve bir yandan da kendi kendine söyleniyormuş: “Yahu, senin deden mi nal çaktı, baban mı nalbanttı... Nal çakmak senin neyine...”

İktidar partisi müntesiplerinin kendi kendilerine soru soracaklarını zannetmediğimiz için onların yerine biz soralım: “Sizin il başkanlarınız mı tasarruf etti, belediye başkanlarınız mı, rüesa takımınız mı? Tasarruf etmek sizin neyinize?”

Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/yine-bir-tasarruf_597299



Ego-Nomi

 

Ego-Nomi
Ego-nomi

Değerli kardeşlerim,

Malumunuz olduğu üzere, benim alanım Ego-nomi'dir. İd’kokul, Ego’okul ve SüperEgo Anadolu Lisesi derken üniversite tahsilimi de Ego-nometri üzerine yaptım. Ego deyince aklınıza benim ismim gelsin, kafanıza takılan soruları da sormaktan çekinmeyin.

Ah, güzel kardeşlerim, neredeeen nerelere geldik! Hiç unutmuyorum, üniversite okuduğum yıllarda, köydeki amcalar ve dayılar sorardı “Okulu bitirince ne olacaksın?” diye. “Ego-nomist olacağım” derdim de amcalar “Len, gominist olmak için mi okuyon sen!” diye çıkışırlardı. O amcalara o zaman söylediğim gibi, şimdi de siz söylüyorum:

“Yüzümüze hakikatleri haykırın. Haykırın ki, hatamızı görüp kendimizi düzeltelim. Bizde kibir, enaniyet, riyakârlık olmaz. Bizde sadece eser, hizmet, çalışmak, mücadele etmek olur, eksik bırakmışsak tamamlama, hata yapmışsak düzeltme olur. Biz kendimize işte bu kadar güveniyoruz.”

Söyledikten sonra hatalarımı bana haykıracak bir ses var mı kulak kabartıyorum ama dönüp dolaşıp bana tekrar gelen kendi sesimden başka bir şey duymuyorum. Eko diyorlar galiba buna. İşin uzmanları ile konuştum “olduğun yerde sabit kalma, bir ‘Tur at’, ‘Kurum’sal bir duruş çıkar karşısına, o sesi duymazsın” dediler. İşe yaramadı, bu Eko, her fırsatta ne yapıp edip yine karşıma çıkıyor!

Ego-Eko derken aklıma ekonomi geldi. Ekonomide de dünyaya kafa tutacak kendi tezlerim var. Tarih, herkesin aksine kendi bildiğini yapıp başarılı olanları yazar. Ekonomide ve siyasette en önemli husus, ortaya eser koyabilmektir. Eserleri ortaya koyarken farklı bir yol izleyip dünyayı şaşırtıyoruz. Şimdi sıkı durun, bu işi yaparken cebimizden tek kuruş da çıkmıyor! Nasıl, güzel, değil mi?

Öncelikle yol, köprü, tünel, havaalanı, hastane, okul gibi devasa yapılar inşa etmeye karar veriyoruz. Kendisini sevdiğimiz bir arkadaşımıza ihalesini veriyoruz. Sevdiğimiz arkadaşların parası yoksa onlara kredi veriyoruz veya dışarıdan borç bulup kendisine kefil oluyoruz. Bu arkadaş işe başlıyor, bitince tesisi 25 yıllığına işletiyor. Zarar etmesin diye de belli bir miktar işletme garantisini kira gibi ödüyoruz. Kullanan vatandaştan ücretini tahsil ediyor, kullanmayan olursa yine parasını alıyor. Hem de öyle Türk Lirası cinsinden değil, Euro ve dolar olarak alıyor. Canım, doların da enflasyonu falan olabiliyor, o yüzden işletmeci müteşebbis kardeşimize ödenecek tutarlar her yıl yeniden belirleniyor.

İşin can alıcı noktası da şu; ihtilaf durumlarını çözmek üzere Lonrda mahkemleri hakem olarak tayin ediliyor. Şimdi diyeceksiniz ki Türk’ün Türk’e Türkiye’de yapması için verdiği ihalede neden hakem ingilizler? Fiyatlar neden dövizle belirleniyor? Londra mahkemeleri, ne kadar tarafsız iş yaptığımızı bütün dünya anlasın diye, ödemenin dövizle yapılması da ülkeye yabancı para girmesi için.

Cebimizden para çıkmıyor, hepsi vatandaşın sırtında: Kullandığı kadarını bizzat ödüyor, garanti kısmı da kendisinden alınan vergilerle ödeniyor. Maksat, vatandaş da elini taşın altına koysun biraz sorumluluk öğrensin. Vergiyi tabana yaymış oluyoruz böylelikle. Ta Van’da yaşayan, köprüden hiç geçmeyen, belki da hayatı boyunca dünya gözüyle o köprüyü görmeyecek olan kardeşimiz de işi sahipleniyor “Ta bana kadar yayılmış vergiyi ödüyorum, ülkemi kalkındırıyorum” demiş oluyor. Ülkesine, çevresine faydası dokunan vatandaşın egosu kabarıyor.

Ne dersiniz, hak ettiğim Nobel Ego-nomi ödülünü almamın zamanı gelmedi mi?

Link:  https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/ego-nomi_595081

Şrinkler Köyü

 

Şrinkler Köyü
Şrinkler Köyü

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel yükseklerden uçup, düze inen gönüllerin yaşadığı zaman içinde, kalbur saman içinde, eski zamanların birinde bir ülke varmış.

Varlık-yokluk muhasebesi yapıldığında; bu ülkede yaşayanların yüklüce borçları varmış, ödemek için rezervleri yokmuş. Aslında bir zamanlar rezervleri de varmış ama ne olduysa, aniden buharlaşıvermiş. Pahalı ve lüks araçlar içerisinde binbir koruma eşliğinde seyahat eden amirleri ve onların altın varaklarla süslü odaları olan sarayları varmış ama halkın bir kısmının yiyecek ekmeği yokmuş. Bir kısım safdillere göre bu itibarmış ve itibardan tasarruf edilmezmiş ama ehl-i aklın nazarında bunların itibarla alakası yokmuş. 

Uzun uzun yıllar boyunca uzun uzun ekonomistlerin yönettiği ormanlarının derinliklerinde, küçük üreticilerin yaşadığı bir köy varmış. Kimsenin önünde “mahfi” olarak “eğilmez” iktisatçılar onlara “Şrinkler” diyormuş. Çünkü enflasyonla karşılaştıkları ilk anda, ürettikleri mal ve hizmetlerin boyutunu çaktırmadan küçültür ve aynı fiyata satarlarmış. Buna da “şrinkflasyon” deniyormuş. Böylelikle, ahali eşyanın fiyatının arttığını hissetmezmiş. Hep elli liralık ürün alan millet nasıl hissetsinmiş zaten... 

Biraz uyanır gibi olan vatandaşlar çıkmaz değilmiş tabii. Eskiden bir ekmek 250 gram iken neden şimdi 200 gram oldu diye sorgulamalar başlayınca halkın sağlığını düşündükleri için azalttıklarını söylermiş Şrinkler. KoMEDYA da durur mu, hemen başlarmış çöplere atılan ve israf edilen ekmek haberleri yayınlarmış. Bir iki uzmanı ekranlara çıkarır ve fazla ekmek yemenin insan sağlığına zararlı etkilerini gözler önüne serermiş.

Rüesa takımı da Şrinkler’in bu tavrından memnunmuş çünkü şrinkleme, görünürde enflasyonu arttırmazmış. Buluttan nem, havadan zam kaptıkları anda mantar gibi bir anda çoğalırmış Şrinkler, çünkü mantar evlerde yaşarlarmış. 

Bununla kalsalar iyiymiş, bir de ürünlerin kalitesini düşürüyorlarmış. Meselâ tereyağının içine patates püresi katıyorlar, baklavalara fıstıktan daha fazla bezelye ekliyorlar, limonata yerine limon tadı veren katkı maddeli ve boyalı sıvı veriyorlarmış. Halkın dondurma diye aldığı şeyin ambalajında dondurma yazmıyormuş bile ama küçük harflerle yazdığından kimsenin dikkatini çekmiyormuş. Tüm bunların yanında, miktarı ve kalitesi düşürülmüş ürünlerin fiyatını enflasyonu bahane ederek de yükseltiyorlarmış. 

Ve sonra, korkunç enflasyon büyütücü ENAGargamel varmış, amirlere göre o kötüymüş. “Aaah, Şrinkler, bir gün sizi yakalayacağım, o gün çok pişman olacaksınız” diyormuş.

Tabii, bir de KÖTÜİK varmış. KÖTÜİK allem eder, kullem eder insanların gözlerini boyarmış. Hokus pokus, kırksekiz kırkdokuz diyerek türlü türlü numaralar çekermiş. ENAGargamel ile aynı işi yapıp nasıl farklı sonuçlar bulduğunu soranlar olunca “Bizim hesabımız doğru, ölçülen enflasyonun gerçek değerini biz buluyoruz. Bir de hissedilen enflasyon var, o farklı çıkabilir. Sıcaklık bir şey değil de, nem var nem...” diyormuş. 

Bir gün marketlere yolunuz düşerse etrafı dikkatlice dinleyin, reyonlara dikkatlice bakın. Belki ENAGargamel’in ilan ettiği enflasyon oranlarını fiyat etiketlerinden anlayabilirsiniz. Ve iyi bir tüketici olup, almak istediğiniz ürünlerin ambalajlarını güzelce okursanız, içeriğindeki maddelerin hangileri olduğu ve bu maddelerin oranları, paketlerin gramajları gibi bilgilerden yola çıkarak belki Şrinkleri bile görebilirsiniz...

Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/srinkler-koyu_593065

Emekli Yıl(d)ı

 

Emekli Yıl(d)ı
İbrahim Özdabak Karikatürü

Türkiye Yüzyılı’nın başladığı ilan edilen 2023 yılının Aralık ayında devlet bütçesi 842.5 milyar TL açık vermiş. Yılın tamamına baktığımızda ise bütçe açığının yekûnu tam bir trilyon 375 milyar TL olmuş. Eski parayla değil bu tutar, lütfen alıcılarınızın ayarlarıyla oynamayınız!

Bir önceki sene olan 2022’de de bütçeyi tutturamamışız. Ama 2023’deki bütçe açığının belirgin özelliği, 2022’dekinin neredeyse 10 katı kadar fazla gerçekleşmiş olması. “Bütçe” bir dil olsa ve biri bu bütçeyi hazırlayanlara “bütçe biliyor musun?” diye sorsa, “anlıyoruz fakat konuşamıyoruz” derler herhalde. “Okuyoruz ama yazmamız yok” da diyebilirler, yazdıkları bütçelerin tutmama oranlarına bakarsak.

Mehmet Hoca ile Hafize Ana Özel “Zamlıca” Lisesi’nde ekonomi dersinin başına geçtikten sonra rasyonel politikalara geçiş yapılmış ve kamuda tasarruf tedbirleri uygulanmasına karar verilmişti. Tedbirlere fazla uyulmadı belli ki. Anlaşılan, “Ye Babam” sınıfı yine bildiğini okudu. Tabii, sayıların şişmesinde mal ve hizmet fiyatlarının yükselmesi, dolayısıyla enflasyon etkisi de var.

Kayıtlı işçi sayısı azalırken ve iş yerleri kapanırken işsizlik oranlarının da düştüğü bir ülkedeyiz. Sanayide kapasite kullanım oranları ve üretimde kullanılan enerji miktarı düşerken ülke ekonomisi büyüme çizgisinden asla taviz vermeyebiliyor, maşallah, sübhanallah... Ölçülen enflasyon ile çarşı pazarda yüzümüze bir tokat gibi çarpan alım gücü düşüklüğü arasındaki ilişkiyi de aynı şekilde düşünebiliriz. Fiyatlar arşa doğru yükselirken enflasyonun düşmesi veya düşük çıkması da normal bu hesaplarla.

Önemli olan isimlendirme zaten. Enflasyon yok ama hayat pahalılığı ile mücadele halindeyiz dediğiniz zaman iş değişiyor. Fiyat artışlarından bahsederken “zam” demek çok itici ve korkutucu. Onun yerine güncelleme, ayarlama veyahut da kalibrasyon tabirlerini kullandığınızda herkes usulca kabullenir. Vatandaşımız kira ödeyemeyecek hale gelebilir, pazara çıkmaya parası yetmeyebilir ve bu durumları  sineye çekip sesini çıkarmayabilir. Ekonomik kriz var dendiğinde ise şalteri atar ve kabullenemez. Merhum Müslüm Gürses bir filminde “Kavga etmeye, adam öldürmeye hazırım ama cinayet işleyemem” gibi bir cümle kuruyordu, aynı mantıkla.  

Vaktiyle, köyün birinde, lakabı “öküz” olan bir adam varmış. Hanımı, bir gün dayanamamış ve bu lakabını ne yapıp edip değiştirmesi gerektiğini söylemiş. Arkadaşlarını toplayan “öküz” bu isteği onlara aktarmış. Onlar da mükellef bir sofra istemişler. Arkadaş çevresini toplayıp şehirde güzel bir lokantaya götürmüş, yedirmiş içirmiş. Yemek faslından memnun kalan arkadaşları lakabını değiştirmeye karar vermişler.

Adam koşarak eve gitmiş ve hanımına müjdeyi vermiş: “Arkadaşlarım artık benim lakabımı değiştirdiler. Bundan sonra bana Tosun diyecekler” demiş. Karısı da “Ah, benim öküz kocam... İki yıl sonra o tosun gene öküz olacak, boşuna sevinme” diye cevap vermiş.

2024 başı itibarıyla SGK ve BAĞ-KUR emeklilerinin maaşlarına yapılan zam, memur emeklilerinkinden yaklaşık 12 puan aşağıda olmuştu. Yükselen tepkiler üzerine emeklilere bir yüzde beş daha zam yapılacağı müjdesi verildi ve 2024 yılının “Emekliler yılı” olacağı duyuruldu.

Gerçek değeri ne kadar yansıttığı herkesin malumu olan enflasyon oranından bile daha düşük seviyede yansıtılacak zamlar emeklilere kaç ay için derman olur, bilemiyoruz. Daha zamlı maaşlar ceplere girmeden fiyatlar aldı başını gidiyor, doları tutmak ise mümkün görünmüyor. Emekli yılı yerine “emekli yıldı” desek daha doğru olur herhalde...

Link:  https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/emekli-yil-d-i_592783

Sultanların Filesi

Sultanların Filesi
İbrahim Özdabak Karikatürü

 

Dilimizde, yanlış kullanımları yaygınlaşmış olan bazı ifadeler vardır. Meşhur olmaları meşruiyetlerine mesnet teşkil ediyormuş gibi kabul görürler.

Bazen doğru kullanımlarının telaffuzu zor gelmiştir, bazen üzerinde fazla düşünülmeden ifadeyi kısaltma ihtiyacı duyulmuştur. Kerli ferli adamların bile (evet, kelli felli değil) bu değirmenlere su taşıdığı görülür.

En yaygın olanlarından örnekler vermek gerekirse:

İnfaz etmek/edilmek: Öldürmek, katledilmek manasında yanlış bir kullanımı vardır. Haber bültenleri ve gazete metinlerinde bile sıklıkla yanlış ifade edilir. Herhangi bir hüküm veya cezanın uygulanması infazdır. İnfaz edilen şey para cezası, hapis cezası veya idam da olabilir. Ancak sadece ölüm vakalarında kullanılabildiği gibi bir yanılgı ile maalesef şöyle cümlelere bol bol rastlamaktayız: “Adamı sokak ortasında infaz ettiler!”

“Kredi kartı geçerlidir”: Çoğu işletmenin duvarında veya vitrininde bu cümleye rastlanabilir. Bu tabelanın asılı olduğu dükkan/işyeri sahibine her zaman sorasım gelmiştir: “Benim kredi kartım geçerli midir?” Hemen akabinde de devam ederdim: “Kartımı henüz görmeden geçerli olduğuna nasıl kanaat getirdiniz? Siz kredi kartları hususunda bilirkişi misiniz, otorite misiniz ki geçerliliğni teyit ediyorsunuz? Kartlarla ilgili vukufiyet ve salahiyetinizin kaynağı nedir?” Büyük ihtimalle işyeri sahibi şaşırır ve “Abi meseleyi neden büyüttün ki şimdi, kartla ödeme yapabilirsin manasında yazdık. Limitin yoksa nakit ver ya da IBAN vereyim EFT yap” der. Ödeme aracı olarak kredi kartının kullanılabilirliğini ifade etme noktasında ciddi başarısızlıkları olmasına rağmen, maşallah herkes bu cümlede kast edilen manayı anlamakta ve kimse bu duruma itiraz etmemektedir.

İndi-bindi ücreti: Dolmuşlarda ve minibüslerde rastladığımız bu cümledeki anakronizm bariz bir şekilde göze çarpar. Bir kişinin indi-bindi yapabilmesi için araçta hazır bulunması gerekir. Araçtan inen kişi tekrar neden binsin ki? (Olay, Christopher Nolan’ın “Tenet” isimli filmindeki gibi zamanda tersine yolculuk yapanların yaşadığı bir alemde geçiyorsa bilemem...) Çok kısa bir mesafeyi kat etmiş yolcuların indiğinde ödemeleri gereken asgari ücreti ifade ederken yanlışa düşmemek adına “bindi-indi ücreti” demek doğru olacaktır.

Benzer yanlışlık, düzgün çalışmayan bilgisayar, televizyon ve telefon gibi elektronik cihazlar için kullanılan “aç-kapa düzelecektir” cümlesinde de yer almaktadır. Zaten açık bir cihaz nasıl açılsın? Diyelim ki tavsiyeye uyarak, ne yapıp edip açık cihazı açtık ve hemen kapattık. Kapalı cihazdan fayda elde edemeyeceğimiz açıktır. 

“Filenin Sultanları” tabir edilen voleybol milli takımımızın filede nasıl bir saltanat sürdüğü bir yana, sultan kelimesi arapça müzekker (gramerde eril) bir kelime olup Fatih Sultan Mehmet ve Sultan Süleyman örneklerinden de anlaşılacağı gibi erkek varlıklar için kullanılmaktadır.

Alışveriş ve pazar filelerini doldurabilmek bu zamanda her babayiğidin harcı değil. Etin kilosu 350 liralara ulaşmış, peynir 250 lira, zeytin de 150-200 lira civarlarında dolaşıyor. Bu fiyatlarla fileyi ancak sultan mesabesindeki kişiler doldurabiliyorken, filenin sultanları üzerinden çıkan tartışmalar sıradan vatandaş için anlamlı değil.

Kısaca, her sultan sultan değil, her file vatandaşı ilgilendiren file değil, her Abdülhamid han değil, sultan değil, her sultan da Abdülhamid değil. Boş yapma vatandaş! Kendi boş fileni ve sultanların dolu filesini tartışalım...

Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/sultanlarin-filesi_587330

KKM, Faiz ve Ekonomi

 

KKM Faiz ve Ekonomi
İbrahim Özdabak Karikatürü

Kuru korumak için getirilen ve parasını pul ettiği fakir kulu korumayan KKM (Kur Korumalı Mevduat) ile ilgili yeni düzenlemeler yapıldı. Merkez Bankası, bankalara KKM’den çıkışlar için hedefler verdi. Bankaların mevduat sahiplerine “Vadesi dolan çıksın beyler, Merkez Ban’kasıyor” duyurusu yapması bekleniyor.

Zamanında uzmanlar KKM ile ilgili uyarılarını yaptı, sakıncalarını dile getirdi ama harekete geçmek için sistemin üç buçuk trilyon liraya yaklaşan büyüklüğü ile ekonomide devasa bir bataklık çukur açması beklendi galiba. “Ne yapıp etmeli, kuru korumalı” noktasından “çukuru kurutmalı” seviyesine gelindi sonunda.

Gelindi gelinmesine de, bankaların bu konuda tuzu kuru. Faiz farkının önemli bir kısmını devlet karşılıyordu. Nitekim, bankalar dönüş için kampanya düzenlemeye başlamadılar bile. Merkez Bankası da buna mukabil “faizi ilk ben artırmış olayım, diğer bankalar da bana bakıp örnek alsın” diyerek politika faizlerini mevcut iktidar tarihindeki en yüksek noktaya taşıdı. En yüksek nokta dediğimiz yer de, açıklanan rakamlarına halkın inanmadığı enflasyon oranının çok altında kalıyor. Sırayla bankalar % 50’lere dayanan faiz kampanyaları yürütmeye başladığında iktidar faizleri biz yükseltmedik ki, hepsi bankaların işi deyip sıyrılabilecek.

Kötüye giden hiçbir meselenin sorumlusu iktidar değil zaten. Ekonomi ile ilgili görüşlerini anlatan Erdoğan “Dünyanın en büyük ekonomisi olma hedefinde olan bizler için 2053 ve 2071 yılı hedefleri hayal değil. Türkiye'yi faiz ve enflasyon cenderesinde tutmak isteyenlerle boğuşarak bugüne geldik. Ekonomide yaşadığımız sıkıntıların çok önemli kısmı iktisadi değil, siyasi saikle hayata geçirilen oyunların ürünüydü“ dedi. Anlayacağınız, yine dış güçler devredeymiş.

Keza, emekli maaşları için de “Emeklilerle ilgili de ayrıca Bakanlığımız çalışmalarını sürdürüyor. Memurlarımıza bu zam gelirken, emeklilerimize hiçbir şeyin gelmemesi olacak bir şey değil. Onları da inşallah memnun edecek adımları atacağız” dedi. Allah Allah, emeklileri kim unuttu acaba...

Bir emlakçıyı hatırladım nedense: Yıllar önce, ev ararken internette bütçemize uygun bir ev ilanı görmüştük. Emlakçıya uzak bir mevkide oturduğumuz için ilandaki ev durmuyorsa boşuna gitmeyelim diye, ilanı veren emlakçıyı arayıp ilanın hala geçerli olup olmadığını sorduk. İlanın geçerli olduğu bilgisine istinaden maaile emlakçıya gittik. Falanca caddedeki evi görmeye geldik dediğimizde o konumda bir ilanları olmadığını söylediler. Telefonda teyit aldığımız için geldiimizi ifade ettik. Yine de hangi ev hakkında konuştuğumuzu anlamıyor gibiydiler. Bunun üzerine ilan sayfasını açıp ilgili ilanı gösterdiğimizde adamlar güldü, o evin haritada işaretlenen adreste olmadığını söylediler. Bizimle ilgilenen danışman “O mevkide bu fiyata ev verirler mi adama?” dedi. Sonraki mükâlememiz şu şekilde cereyan etti:

Ben: “Ev çok farklı bir adreste ise ilanda neden burası görünüyor?”

Emlakçı: “Abi, öyle gösterip milleti kandırıyorlar maalesef”

Ben: “Kandırıyorlar dediğiniz kim? İlanı siz girmediniz mi?”

Emlakçı: “Bu bölgede tam 2000 emlakçı var, hepsi böyle yapıyor”

Bir şekilde müşteriyi kandırıp dükkana getirtmekmiş maksatları.

Kandırmak demişken aklıma geldi; geçen hafta, yapay zeka marifetiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sesini taklit ederek insanlardan para isteyen bir dolandırıcı yakalandı. Bu vesileyle hatırlatalım: Kendisini devlet görevlisi, bir konunun uzmanı veya dinin temsilcisi gibi tanıtıp sizden geleceğinizi çalmak isteyen kişilere itibar etmeyiniz...

Link:  https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/kkm-faiz-ve-ekonomi_586757

Öne Çıkan Yayın

Cesur Yeni Türkiye

Cesur Yeni Türkiye Zaten iyi durumda olan ekonomimiz, başkanlık sistemine geçişimizle birlikte uçuşa geçti, hamdolsun. Bütün göstergelerimi...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İlgili Diğer Yazılar: