Bu Blogda Ara

Arşiv

ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Şrinkler Köyü

 

Şrinkler Köyü
Şrinkler Köyü

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel yükseklerden uçup, düze inen gönüllerin yaşadığı zaman içinde, kalbur saman içinde, eski zamanların birinde bir ülke varmış.

Varlık-yokluk muhasebesi yapıldığında; bu ülkede yaşayanların yüklüce borçları varmış, ödemek için rezervleri yokmuş. Aslında bir zamanlar rezervleri de varmış ama ne olduysa, aniden buharlaşıvermiş. Pahalı ve lüks araçlar içerisinde binbir koruma eşliğinde seyahat eden amirleri ve onların altın varaklarla süslü odaları olan sarayları varmış ama halkın bir kısmının yiyecek ekmeği yokmuş. Bir kısım safdillere göre bu itibarmış ve itibardan tasarruf edilmezmiş ama ehl-i aklın nazarında bunların itibarla alakası yokmuş. 

Uzun uzun yıllar boyunca uzun uzun ekonomistlerin yönettiği ormanlarının derinliklerinde, küçük üreticilerin yaşadığı bir köy varmış. Kimsenin önünde “mahfi” olarak “eğilmez” iktisatçılar onlara “Şrinkler” diyormuş. Çünkü enflasyonla karşılaştıkları ilk anda, ürettikleri mal ve hizmetlerin boyutunu çaktırmadan küçültür ve aynı fiyata satarlarmış. Buna da “şrinkflasyon” deniyormuş. Böylelikle, ahali eşyanın fiyatının arttığını hissetmezmiş. Hep elli liralık ürün alan millet nasıl hissetsinmiş zaten... 

Biraz uyanır gibi olan vatandaşlar çıkmaz değilmiş tabii. Eskiden bir ekmek 250 gram iken neden şimdi 200 gram oldu diye sorgulamalar başlayınca halkın sağlığını düşündükleri için azalttıklarını söylermiş Şrinkler. KoMEDYA da durur mu, hemen başlarmış çöplere atılan ve israf edilen ekmek haberleri yayınlarmış. Bir iki uzmanı ekranlara çıkarır ve fazla ekmek yemenin insan sağlığına zararlı etkilerini gözler önüne serermiş.

Rüesa takımı da Şrinkler’in bu tavrından memnunmuş çünkü şrinkleme, görünürde enflasyonu arttırmazmış. Buluttan nem, havadan zam kaptıkları anda mantar gibi bir anda çoğalırmış Şrinkler, çünkü mantar evlerde yaşarlarmış. 

Bununla kalsalar iyiymiş, bir de ürünlerin kalitesini düşürüyorlarmış. Meselâ tereyağının içine patates püresi katıyorlar, baklavalara fıstıktan daha fazla bezelye ekliyorlar, limonata yerine limon tadı veren katkı maddeli ve boyalı sıvı veriyorlarmış. Halkın dondurma diye aldığı şeyin ambalajında dondurma yazmıyormuş bile ama küçük harflerle yazdığından kimsenin dikkatini çekmiyormuş. Tüm bunların yanında, miktarı ve kalitesi düşürülmüş ürünlerin fiyatını enflasyonu bahane ederek de yükseltiyorlarmış. 

Ve sonra, korkunç enflasyon büyütücü ENAGargamel varmış, amirlere göre o kötüymüş. “Aaah, Şrinkler, bir gün sizi yakalayacağım, o gün çok pişman olacaksınız” diyormuş.

Tabii, bir de KÖTÜİK varmış. KÖTÜİK allem eder, kullem eder insanların gözlerini boyarmış. Hokus pokus, kırksekiz kırkdokuz diyerek türlü türlü numaralar çekermiş. ENAGargamel ile aynı işi yapıp nasıl farklı sonuçlar bulduğunu soranlar olunca “Bizim hesabımız doğru, ölçülen enflasyonun gerçek değerini biz buluyoruz. Bir de hissedilen enflasyon var, o farklı çıkabilir. Sıcaklık bir şey değil de, nem var nem...” diyormuş. 

Bir gün marketlere yolunuz düşerse etrafı dikkatlice dinleyin, reyonlara dikkatlice bakın. Belki ENAGargamel’in ilan ettiği enflasyon oranlarını fiyat etiketlerinden anlayabilirsiniz. Ve iyi bir tüketici olup, almak istediğiniz ürünlerin ambalajlarını güzelce okursanız, içeriğindeki maddelerin hangileri olduğu ve bu maddelerin oranları, paketlerin gramajları gibi bilgilerden yola çıkarak belki Şrinkleri bile görebilirsiniz...

Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/srinkler-koyu_593065

Emekli Yıl(d)ı

 

Emekli Yıl(d)ı
İbrahim Özdabak Karikatürü

Türkiye Yüzyılı’nın başladığı ilan edilen 2023 yılının Aralık ayında devlet bütçesi 842.5 milyar TL açık vermiş. Yılın tamamına baktığımızda ise bütçe açığının yekûnu tam bir trilyon 375 milyar TL olmuş. Eski parayla değil bu tutar, lütfen alıcılarınızın ayarlarıyla oynamayınız!

Bir önceki sene olan 2022’de de bütçeyi tutturamamışız. Ama 2023’deki bütçe açığının belirgin özelliği, 2022’dekinin neredeyse 10 katı kadar fazla gerçekleşmiş olması. “Bütçe” bir dil olsa ve biri bu bütçeyi hazırlayanlara “bütçe biliyor musun?” diye sorsa, “anlıyoruz fakat konuşamıyoruz” derler herhalde. “Okuyoruz ama yazmamız yok” da diyebilirler, yazdıkları bütçelerin tutmama oranlarına bakarsak.

Mehmet Hoca ile Hafize Ana Özel “Zamlıca” Lisesi’nde ekonomi dersinin başına geçtikten sonra rasyonel politikalara geçiş yapılmış ve kamuda tasarruf tedbirleri uygulanmasına karar verilmişti. Tedbirlere fazla uyulmadı belli ki. Anlaşılan, “Ye Babam” sınıfı yine bildiğini okudu. Tabii, sayıların şişmesinde mal ve hizmet fiyatlarının yükselmesi, dolayısıyla enflasyon etkisi de var.

Kayıtlı işçi sayısı azalırken ve iş yerleri kapanırken işsizlik oranlarının da düştüğü bir ülkedeyiz. Sanayide kapasite kullanım oranları ve üretimde kullanılan enerji miktarı düşerken ülke ekonomisi büyüme çizgisinden asla taviz vermeyebiliyor, maşallah, sübhanallah... Ölçülen enflasyon ile çarşı pazarda yüzümüze bir tokat gibi çarpan alım gücü düşüklüğü arasındaki ilişkiyi de aynı şekilde düşünebiliriz. Fiyatlar arşa doğru yükselirken enflasyonun düşmesi veya düşük çıkması da normal bu hesaplarla.

Önemli olan isimlendirme zaten. Enflasyon yok ama hayat pahalılığı ile mücadele halindeyiz dediğiniz zaman iş değişiyor. Fiyat artışlarından bahsederken “zam” demek çok itici ve korkutucu. Onun yerine güncelleme, ayarlama veyahut da kalibrasyon tabirlerini kullandığınızda herkes usulca kabullenir. Vatandaşımız kira ödeyemeyecek hale gelebilir, pazara çıkmaya parası yetmeyebilir ve bu durumları  sineye çekip sesini çıkarmayabilir. Ekonomik kriz var dendiğinde ise şalteri atar ve kabullenemez. Merhum Müslüm Gürses bir filminde “Kavga etmeye, adam öldürmeye hazırım ama cinayet işleyemem” gibi bir cümle kuruyordu, aynı mantıkla.  

Vaktiyle, köyün birinde, lakabı “öküz” olan bir adam varmış. Hanımı, bir gün dayanamamış ve bu lakabını ne yapıp edip değiştirmesi gerektiğini söylemiş. Arkadaşlarını toplayan “öküz” bu isteği onlara aktarmış. Onlar da mükellef bir sofra istemişler. Arkadaş çevresini toplayıp şehirde güzel bir lokantaya götürmüş, yedirmiş içirmiş. Yemek faslından memnun kalan arkadaşları lakabını değiştirmeye karar vermişler.

Adam koşarak eve gitmiş ve hanımına müjdeyi vermiş: “Arkadaşlarım artık benim lakabımı değiştirdiler. Bundan sonra bana Tosun diyecekler” demiş. Karısı da “Ah, benim öküz kocam... İki yıl sonra o tosun gene öküz olacak, boşuna sevinme” diye cevap vermiş.

2024 başı itibarıyla SGK ve BAĞ-KUR emeklilerinin maaşlarına yapılan zam, memur emeklilerinkinden yaklaşık 12 puan aşağıda olmuştu. Yükselen tepkiler üzerine emeklilere bir yüzde beş daha zam yapılacağı müjdesi verildi ve 2024 yılının “Emekliler yılı” olacağı duyuruldu.

Gerçek değeri ne kadar yansıttığı herkesin malumu olan enflasyon oranından bile daha düşük seviyede yansıtılacak zamlar emeklilere kaç ay için derman olur, bilemiyoruz. Daha zamlı maaşlar ceplere girmeden fiyatlar aldı başını gidiyor, doları tutmak ise mümkün görünmüyor. Emekli yılı yerine “emekli yıldı” desek daha doğru olur herhalde...

Link:  https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/emekli-yil-d-i_592783

Sultanların Filesi

Sultanların Filesi
İbrahim Özdabak Karikatürü

 

Dilimizde, yanlış kullanımları yaygınlaşmış olan bazı ifadeler vardır. Meşhur olmaları meşruiyetlerine mesnet teşkil ediyormuş gibi kabul görürler.

Bazen doğru kullanımlarının telaffuzu zor gelmiştir, bazen üzerinde fazla düşünülmeden ifadeyi kısaltma ihtiyacı duyulmuştur. Kerli ferli adamların bile (evet, kelli felli değil) bu değirmenlere su taşıdığı görülür.

En yaygın olanlarından örnekler vermek gerekirse:

İnfaz etmek/edilmek: Öldürmek, katledilmek manasında yanlış bir kullanımı vardır. Haber bültenleri ve gazete metinlerinde bile sıklıkla yanlış ifade edilir. Herhangi bir hüküm veya cezanın uygulanması infazdır. İnfaz edilen şey para cezası, hapis cezası veya idam da olabilir. Ancak sadece ölüm vakalarında kullanılabildiği gibi bir yanılgı ile maalesef şöyle cümlelere bol bol rastlamaktayız: “Adamı sokak ortasında infaz ettiler!”

“Kredi kartı geçerlidir”: Çoğu işletmenin duvarında veya vitrininde bu cümleye rastlanabilir. Bu tabelanın asılı olduğu dükkan/işyeri sahibine her zaman sorasım gelmiştir: “Benim kredi kartım geçerli midir?” Hemen akabinde de devam ederdim: “Kartımı henüz görmeden geçerli olduğuna nasıl kanaat getirdiniz? Siz kredi kartları hususunda bilirkişi misiniz, otorite misiniz ki geçerliliğni teyit ediyorsunuz? Kartlarla ilgili vukufiyet ve salahiyetinizin kaynağı nedir?” Büyük ihtimalle işyeri sahibi şaşırır ve “Abi meseleyi neden büyüttün ki şimdi, kartla ödeme yapabilirsin manasında yazdık. Limitin yoksa nakit ver ya da IBAN vereyim EFT yap” der. Ödeme aracı olarak kredi kartının kullanılabilirliğini ifade etme noktasında ciddi başarısızlıkları olmasına rağmen, maşallah herkes bu cümlede kast edilen manayı anlamakta ve kimse bu duruma itiraz etmemektedir.

İndi-bindi ücreti: Dolmuşlarda ve minibüslerde rastladığımız bu cümledeki anakronizm bariz bir şekilde göze çarpar. Bir kişinin indi-bindi yapabilmesi için araçta hazır bulunması gerekir. Araçtan inen kişi tekrar neden binsin ki? (Olay, Christopher Nolan’ın “Tenet” isimli filmindeki gibi zamanda tersine yolculuk yapanların yaşadığı bir alemde geçiyorsa bilemem...) Çok kısa bir mesafeyi kat etmiş yolcuların indiğinde ödemeleri gereken asgari ücreti ifade ederken yanlışa düşmemek adına “bindi-indi ücreti” demek doğru olacaktır.

Benzer yanlışlık, düzgün çalışmayan bilgisayar, televizyon ve telefon gibi elektronik cihazlar için kullanılan “aç-kapa düzelecektir” cümlesinde de yer almaktadır. Zaten açık bir cihaz nasıl açılsın? Diyelim ki tavsiyeye uyarak, ne yapıp edip açık cihazı açtık ve hemen kapattık. Kapalı cihazdan fayda elde edemeyeceğimiz açıktır. 

“Filenin Sultanları” tabir edilen voleybol milli takımımızın filede nasıl bir saltanat sürdüğü bir yana, sultan kelimesi arapça müzekker (gramerde eril) bir kelime olup Fatih Sultan Mehmet ve Sultan Süleyman örneklerinden de anlaşılacağı gibi erkek varlıklar için kullanılmaktadır.

Alışveriş ve pazar filelerini doldurabilmek bu zamanda her babayiğidin harcı değil. Etin kilosu 350 liralara ulaşmış, peynir 250 lira, zeytin de 150-200 lira civarlarında dolaşıyor. Bu fiyatlarla fileyi ancak sultan mesabesindeki kişiler doldurabiliyorken, filenin sultanları üzerinden çıkan tartışmalar sıradan vatandaş için anlamlı değil.

Kısaca, her sultan sultan değil, her file vatandaşı ilgilendiren file değil, her Abdülhamid han değil, sultan değil, her sultan da Abdülhamid değil. Boş yapma vatandaş! Kendi boş fileni ve sultanların dolu filesini tartışalım...

Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/sultanlarin-filesi_587330

KKM, Faiz ve Ekonomi

 

KKM Faiz ve Ekonomi
İbrahim Özdabak Karikatürü

Kuru korumak için getirilen ve parasını pul ettiği fakir kulu korumayan KKM (Kur Korumalı Mevduat) ile ilgili yeni düzenlemeler yapıldı. Merkez Bankası, bankalara KKM’den çıkışlar için hedefler verdi. Bankaların mevduat sahiplerine “Vadesi dolan çıksın beyler, Merkez Ban’kasıyor” duyurusu yapması bekleniyor.

Zamanında uzmanlar KKM ile ilgili uyarılarını yaptı, sakıncalarını dile getirdi ama harekete geçmek için sistemin üç buçuk trilyon liraya yaklaşan büyüklüğü ile ekonomide devasa bir bataklık çukur açması beklendi galiba. “Ne yapıp etmeli, kuru korumalı” noktasından “çukuru kurutmalı” seviyesine gelindi sonunda.

Gelindi gelinmesine de, bankaların bu konuda tuzu kuru. Faiz farkının önemli bir kısmını devlet karşılıyordu. Nitekim, bankalar dönüş için kampanya düzenlemeye başlamadılar bile. Merkez Bankası da buna mukabil “faizi ilk ben artırmış olayım, diğer bankalar da bana bakıp örnek alsın” diyerek politika faizlerini mevcut iktidar tarihindeki en yüksek noktaya taşıdı. En yüksek nokta dediğimiz yer de, açıklanan rakamlarına halkın inanmadığı enflasyon oranının çok altında kalıyor. Sırayla bankalar % 50’lere dayanan faiz kampanyaları yürütmeye başladığında iktidar faizleri biz yükseltmedik ki, hepsi bankaların işi deyip sıyrılabilecek.

Kötüye giden hiçbir meselenin sorumlusu iktidar değil zaten. Ekonomi ile ilgili görüşlerini anlatan Erdoğan “Dünyanın en büyük ekonomisi olma hedefinde olan bizler için 2053 ve 2071 yılı hedefleri hayal değil. Türkiye'yi faiz ve enflasyon cenderesinde tutmak isteyenlerle boğuşarak bugüne geldik. Ekonomide yaşadığımız sıkıntıların çok önemli kısmı iktisadi değil, siyasi saikle hayata geçirilen oyunların ürünüydü“ dedi. Anlayacağınız, yine dış güçler devredeymiş.

Keza, emekli maaşları için de “Emeklilerle ilgili de ayrıca Bakanlığımız çalışmalarını sürdürüyor. Memurlarımıza bu zam gelirken, emeklilerimize hiçbir şeyin gelmemesi olacak bir şey değil. Onları da inşallah memnun edecek adımları atacağız” dedi. Allah Allah, emeklileri kim unuttu acaba...

Bir emlakçıyı hatırladım nedense: Yıllar önce, ev ararken internette bütçemize uygun bir ev ilanı görmüştük. Emlakçıya uzak bir mevkide oturduğumuz için ilandaki ev durmuyorsa boşuna gitmeyelim diye, ilanı veren emlakçıyı arayıp ilanın hala geçerli olup olmadığını sorduk. İlanın geçerli olduğu bilgisine istinaden maaile emlakçıya gittik. Falanca caddedeki evi görmeye geldik dediğimizde o konumda bir ilanları olmadığını söylediler. Telefonda teyit aldığımız için geldiimizi ifade ettik. Yine de hangi ev hakkında konuştuğumuzu anlamıyor gibiydiler. Bunun üzerine ilan sayfasını açıp ilgili ilanı gösterdiğimizde adamlar güldü, o evin haritada işaretlenen adreste olmadığını söylediler. Bizimle ilgilenen danışman “O mevkide bu fiyata ev verirler mi adama?” dedi. Sonraki mükâlememiz şu şekilde cereyan etti:

Ben: “Ev çok farklı bir adreste ise ilanda neden burası görünüyor?”

Emlakçı: “Abi, öyle gösterip milleti kandırıyorlar maalesef”

Ben: “Kandırıyorlar dediğiniz kim? İlanı siz girmediniz mi?”

Emlakçı: “Bu bölgede tam 2000 emlakçı var, hepsi böyle yapıyor”

Bir şekilde müşteriyi kandırıp dükkana getirtmekmiş maksatları.

Kandırmak demişken aklıma geldi; geçen hafta, yapay zeka marifetiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sesini taklit ederek insanlardan para isteyen bir dolandırıcı yakalandı. Bu vesileyle hatırlatalım: Kendisini devlet görevlisi, bir konunun uzmanı veya dinin temsilcisi gibi tanıtıp sizden geleceğinizi çalmak isteyen kişilere itibar etmeyiniz...

Link:  https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/kkm-faiz-ve-ekonomi_586757

Ha Babam Harca Sınıfı

 

Ha Babam Harca Sınıfı

Ekonomide işler gayet yolunda gidiyordu. Amerika ve Avrupa kıtaları düşüşteyken biz dünyanın yeni lideri olmuştuk. Havaalanlarımız Almanları kıskandırıyor, büyüme oranlarımız İngiltere’yi çatlatıyordu. Gönül coğrafyamız ellerini açmış bize bakıyordu. Hepsine yetiyorduk maşallah...

Sadece dindaşlarımıza değil ha, Afrika ülkelerine de insani yardım gönderiyorduk. Hatta, bir keresinde Venezuela’ya el bagajı içerisinde maske ve korona yardım kitleri götüren, usul-erkân bilen fedakâr vatandaşlarımız oldu.

Her günümüz bir öncekinden daha iyi giderken ne oldu da kendimizi enflasyon ile boğuşurken bulduk anlamıyorum. Kesin, nazar değdi bize, ben söyleyeyim! Tabii, kırk yıl öncesinin parlamenter sistem hükümetlerinin etkisini de unutmamak gerekir. Neler yaptılarsa artık, hala kendimize gelemedik. Dün IMF’ye borç veren bir ülke iken bugün Suudi Arabistan Maliye Bakanı bizi kırılgan ve savunmasız ülkeler arasında sayıp bize yardım edilmesi gerektiğini söyledi, iyi mi?

Muhalefetin de suçu büyük bu tabloda. Bütün muhalefetin bir araya toplanmasına ne gerek vardı... Toplanıp ne yaptılar, memura emekliye insani şartlarda maaş vermeyi taahhüt ettiler! Toplumsal baskı yapıp EYT için kanun çıkarttırdılar. Çıta o kadar yükseldi ki para yetişmez oldu hiçbir şeye.

Kasalarda paralar bitti. Emekli maaşlarının bir kısmı hazine tarafından karşılanıyor. Dövizi sabit tutmak için icad edilen Kur Korumalı Mevduat sisteminin fark ödemeleri Merkez Bankası’na devredildi. Kalmayan para ile ödeme yapılamayacağına göre para basılacak ve enflasyon şahlanacak demektir. Zenginin TL olarak tuttuğu ve dövize endeksli parasının korunması için gerekli olan maliyet fakir halkın sırtından çıkacak. Seçim sonrası yapılan ek bütçede aslan payını vergilerden gelen dilim oluşturuyordu. İğneden ipliğe her şeyin vergisi arttı, üretim maliyetleri katlandı. Artan fiyatlardan en çok etkilenen sınıf yine sade vatandaş.

Vatandaş daha çok vergi verirken, cebindeki parası durduğu yerde an be an erirken, çalışıp biriktirdiği para ile değil ev, araba bile almayı hayal edemiyorken, aylık ödenen kiralar ortalaması asgari ücretin üzerinde seyrediyorken... “Ha Babam Harca” sınıfı ise itibardan tasarruf etmeme işine istikrarla devam ediyor. Tasarruf genelgesi yayınlanıp bütün devlet kurumlarına tebliğ edilmişken, temsil ağırlama masrafları tavan yapmış, makam araçları alımı ise hız kesmeme konusunda ısrarlı. Cumhurbaşkanlığı tarafından kullanılan örtülü ödenekte yedi aylık toplam harcama 2.8 milyar TL’ye ulaşmış. Sadece Temmuz ayı harcamasının bir milyar liraya dayandığı yazılıyor.

Özel Çamlıca Ülkesi’nin Ha Babam Harca sınıfında işleri yoluna koyması için “Mehmet Hoca” ile “Hafize Ana” göreve getirildi ama seçime endeksli hesaplarla ekonomiyi ne kadar rasyonel bir zemine oturtabilecekleri meçhul. Kendilerine verilen yetkiler ve onlardan beklenen sorumluluklar uyumlu olabilecek mi göreceğiz. Şimdilik görünen, mahalli seçimleri etkileyecek acılıkta reçetelerin uygulanmasının tehir edildiği. Asıl acı reçete 2024 Mart seçimlerinden sonra bekleniyor.

Ha Babam Harca sınıfı edebiyat dersi için iki replik bırakalım:

“İtibardan tasarrufu olmayan iktidar, damda faytonla dolaşır”

“Tasarruf tedbirleri geliyor, ört harcamaların üstünü, yorgaaan yorgan üstüne”

Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/ha-babam-harca-sinifi_586490

 

Ekonomi ve Asgarî Ücret

Ekonomi ve Asgarî Ücret
İbrahim Özdabak Karikatürü

Gözlerinden ışıltılar fışkıran ekonomi bakanı gitti, yerine, çaktığında bütün etrafı aydınlatması beklenen Şimşek geldi. Şimşek’in ilk mesajı ekonominin rasyonel bir zemine oturtulması gerektiği üzerineydi ve şeffaflık ve öngörülebilirlik vurgusu yaptı.

Demek ki, ekonomi rasyonel zeminlerden uzaklaşmış, şeffaflığı kalmamış ve öngrülemez hale gelmiş. Allah Allah, dünyaya kafa tuttuğumuz, Avrupa’ların bizi kıskandığı, ekonomik şahlanma yaşadığımız ve Türkiye Yüzyılı başlattığımız günlerde kim, nasıl bu hale getirdi ekonomiyi?

Yıllardır, ekonomi yönetimi ile ilgili endişelerini dile getiren uzmanlar dinlenmedi ve uyarılarda bulunan kişilere hain, terörist damgası vurularak susturulmak istendi.

Demokratikleşme ve açılım sözleri verdikleri dönemde, dünya ekonomisindeki genel ılımlı havanın da etkisiyle gelen sıcak paranın yardımıyla dönen çarkların kerametini kendilerine yordular. Her işinde yaptığı gibi, zevahiri kurtarma peşinde koşan ve idare-i maslahatçı politikalar yürüten iktidar, ekonomide de eyyamcı bir yol izledi. Güç kazandıkça toplum üzerindeki otoriter yapısını artırdı ve kendi lehine çevirdiği medya marifetiyle muhalif sesleri kıstı. Meclis faal bir kurul olmaktan çıkarıldı, el kaldır-el indir yöntemiyle saray kanunlarının torbalar içerisinde geçtiği pasif bir mevkiye taşındı. Yürütme vazifesiyle yükümlü olanlar, kanun dışına çıkmakta beis görmediler. Keyfi tutuklama ve gözaltına alma işlemleri ceza gibi uygulanmaya başladı. Mahkemeler, korkusundan veya muktedirlere olan bağlılığından onların huyuna suyuna gitmeyi tercih eder oldu.

Lord Acton’un meşhur “Güç bozar, mutlak güç mutlak bozar” sözünü “Mutlak güç mutfak bozar” şeklinde tamamladık sanırım. Demokrasi, insan hakları ve hukuk alanındaki bozulmalar ekmeğimizi küçülttü.

Ekonominin durumu ne olursa olsun, halk somut bir gösterge olan dolar fiyatına bakar, onu düşük tutarsak bütün işler yolunda gibi görünür diye düşünerek doları sabit tutmak için milyarlarca dolar değerinde rezerv yakıldı. Sonuçta hazinede para kalmayıp TL hızla değer kaybetmeye başlayınca, düşük faiz-yüksek kur politikasına bilinçli olarak geçtiklerini, Çin modelinde olduğu gibi ihracatı artırmak için yerli para birimini bilerek küçülttüklerini ifade ettiler. Çift para birimli ekonomimizde bu hamle enflasyonu rekor seviyede yükseltince, kuru sabitlemek için KKM gibi bir icat çıkardılar. Merkez Bankası emre uydu, durum da Yunus Emre ilahisine: “Şol cennet ülkemizin ekonomistleri, öter heterodoks deyu deyu. Çıkmış ebabil ve pelikan kuşları, destek atar ‘hashtag’leyu ‘hashtag’leyu.. Kimler yiyip kimler içer, merkezler hep rezerv saçar, Nebati bakan durmadan mühlet biçer, halk da alkışlayıp durur, sübhanallah deyu deyu...”

Son dört-beş sene içerisinde fiyatı on katına çıkmamış pek bir ürün ve hizmet kalmadı gibi. 2017 senesinde 1404 lira olan asgari ücret, teamüllerin aksine Temmuz ayında bir ara zam alarak 11402 TL’ye ulaştı. Ekonomik savaşta bu “askerî” ücret ne kadar işe yarar bilinmez. 2017’nin ilk yazısında “Askerî Ücret” ve 1402 yılı Ankara Savaşı’ndan bahsetmiştik.

Tevafuktur ki, asgari ücretin sonu yine 1402. TimuRTEnk’in galip geldiği bir Ankara savaşı sonrası Anadolu’da bir FeRTEt Devri yaşanıyor. Sembolizmin sınırlarını zorlamayı seven bu tayfa, Ankara Savaşı’na gönderme yaparken, %34’lük zamla İstanbul’a da göz kırpıyor sanki.

Halk arasında yaygın olarak bilinen Nasrettin Hoca ile Timur arasında geçen fıkralar olsa bile, tarihçiler aynı dönemde yaşamadıkları ve o fıkraların hayal mahsülü olduğunu söylüyor. İktidarının son yıllarına kadar amel etmediği Nass’ı son zamanlarında hatırlayan TimuRTEnk ile Nass-ed-din’in (dinin nassları) vaziyeti ise tam fıkralık. Değişen TCMB yönetimi ile birlikte faiz artışına gidildi ve artışın devam edeceği sinyali verildi.

Sokak röportajlarında TimuRTEnk’in fiillerinden şikayetçi olanlar, sandığa gidince fiillerden memnuniyetlerini dile getirdiler. Ne diyelim, halkımız bu fiilleri çok sevdi, varsa bir kaç tane daha alabilir miyiz?

Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/ekonomi-ve-asgari-ucret_584166 

 

Öne Çıkan Yayın

Barış Diploma’Sisi

Bülent Çelik karikatürü Kıymetli kardeşlerim, Malumunuz olduğu üzere, “Türkiye k’Asrı” isimli yeni bir dönem başlattık. Bu dönemde siz...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İlgili Diğer Yazılar: