Bu Blogda Ara

Arşiv

ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İçimizdeki Üç Harfliler

 

İçimizdeki üç harfliler
İbrahim Özdabak Karikatürü

Bizim dışımızdaki dünya çok zor zamanlardan geçiyor: ABD’de işler kötü, FED faiz artırdı. Laf dinlemiyorlar ki...

Faizin sebep, enflasyonun sonuç olduğunu görecekler yakında. Neyse, uyandırmayalım da uğraşsınlar. AB iflasın eşiğinde, dağılması an meselesi. Fransa enflasyonla baş edemiyor, % 7 enflasyon yüzünden her şeyin fiyatı yedi katına çıkmış. İngiltere’de raflar boşalmış, insanlar yiyecek ve ilaç bulamıyor. Almanya deseniz, altı Alman’dan biri aç yatıyor. Rusya savaşta, kendi başının derdine yanmış, Emirlikler, Suudiler bizim saraya gelmek için sıraya girmiş...

Daha önce, bir fakir görevde olduğu sürece dik durduğumuz Mavi Marmara, Rus uçağının düşürülmesi, Deniz Yücel ve Rahip Brunson davalarındaki gibi, memleketimizde katledilen Cemal  Kaşıkçı davasında da dik durduk. Ne demişler “keser, döner, swap döner...” Suçluları bulma söz verdiler, biz de mahkeme dosyasını onlara devrettik ve davayı düşürdük.

Kısaca, bizim ekonomimize saldırıp zayıf düşürecek, siyaseten üzerimizde baskı kuracak veya askeri gücü ile bize gözdağı verecek bir ülke kalmadı. Bunları ben demiyorum tabi, iktidar ve ona yakın “medyalama” işi yapan kişilerin ifadeleri aşağı yukarı böyle.

Madem artık dış güç kalmadı, biz de içimize bakalım. İçimizdeki şerleri bulmak ve çıkarmak öyle basit değil tabii! Vatandaşın biri, CİMER’e bir şikayette bulunmuş mesela... Bakanlık, valilik, kaymakamlık ve belediye kurumlarının hepsi teyakkuza geçmiş ve soruşturma başlatılmış. Kadıköy Belediyesi’nin ücretsiz dağıttığı çorbaların içinde çip olduğu, o çip sayesinde kendisini uzaktan kontrol ederek, hiç tasvip etmediği terör örgütleri lehine kendisine gösteriler yaptırıldığı ve sloganlar attırıldığı yer alıyormuş şikayette. Bu iddia doğruysa, o çipler sayesinde seçimlerde istedikleri oyu alabilecekken neden böyle alengirli işlere girerler, anlamıyorum. Muhtemelen akıllarına gelmemiştir. Neyse, siz de çaktırmayın durumu.

Çip, içimize yerleşmiş üç harfli zararlıların sadece bir tanesi. CDS, dış, güç, USD, EUR, kısaca kur, zam... Hepsi ülkemizin içinden çıkarmamız gereken üç harfliler... Paramız olmuş pul, pul da üç harfli. Zenginleşebilmek için “BOR” ve “GAZ” çıkarmamız lazım. “Turkish Airlines” ifadesi, daha önce hiç dikkatinizi çekti mi? Okunuşuna dikkat: Türkî şer layns! Üç harfli ve şerli şer kelimesi çıktı, Türkiye Havayolları oldu.

Ülkemizde enflasyon yok biliyorsunuz, pahalılık var. Pahalılığın tek sebebi ise, o indirimli saatte olasıca üç harfli marketler! Bu üç harflileri tamamen kapatmak kolay olmasa da şehirlerin dışına çıkarmak elzemdir. 

Bütün üç harflileri tek seansta çıkarabilirim. İsteyen gelir, çipsiz çayımı ve çorbamı içer, başka da bir şey istemem. Şimdi, lütfen ayaktakiler otursun, oturanlar uzansın, uzananlar da hareket etmesin. Bayılmalar falan olabilir çünkü. Hazırsanız başlıyorum: Soldan sağa, 1. Eski dilde su... (Afedersiniz, yanlış başladım...) Yukarıdan aşağıya 1. İri taneli bezelye – Amerikan pamuğu – Gümüşbalığı... 

Çok özür dilerim, hatlar karıştı yine... Neyse, önden arkaya doğru saçlarınızı atın, hümana ve hümanayla birlikte, donaaaat, donat! Zuzula ve Babazula’ya karşı, aşağıdan yukarıya, Reagan’lardan Ronald’a, Trump’lardan Donald’a karşı, donaaaaaat donat! Afarite karşı, aforizmaya karşı, Fransuva Mitterand’a karşı kruvasaaaaan, kruvasan...!

Not: Şekeri olanlar donat ve kruvasan almasalar daha iyi olur.

Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/icimizdeki-uc-harfliler_566025

Fiilîyasyon

 

Fiilîyasyon
Yiğit Özgür Karikatürü

Yüksek enflasyondan şikayet edenlere, ekonominin en tepesinden bir müjde geldi: Zannedildildiği gibi enflasyon yokmuş, fiilî pahalılık varmış...

Bir şey söyleyeyim mi? Başımıza ne geldiyse bu "fiilî"lerden geldi. Vaktiyle, çok yakmasın diye “fiiloresan” lamba takıldı ülkeye. Kutusunda “beyaz ışık verir” yazmasına rağmen fiilî olarak turuncu ışık yayıyor. Gördüğü halde inkar edenler “İnfiilak” ettikten sonra anlayacak muhtemelen...

Fiiliozof bir arkadaş vardı. “Fiilî durumu anayasaya uyduralım” dedi. Ondan kısa bir süre önce çatı aday çıkaran bu fiiliozofa dilbilgisindeki “fiilde çatı” konusunu hatırlatmıştık. Dilbilgisi ve fiilden bahsetmişken aklıma geldi; fiilimsi diye bir şey de vardır. Fiil kökünden geldiği halde, isim haliyle cümlede bulunur. İsmen vardır bunlar, fiilen yoktur. Anayasamız gibi, değil mi?

***

Kadeve’den büyük fiil var demişler. “Vergi deme, verginin de üstünden hesaplanan bir vergi vardır.” Fiilî vergiler tepişirken olan işçimenlere oluyor ne yazık ki... Sefiiller’i oynuyorlar ama çıkmadık Jean Valjean’dan ümit kesilmez demişler.

Fiildişi kulelerinde oturanlar ise ihaleden ihaleye koşuyorlar. İhalelere bakıyorsunuz, her şey kanuni kılıflara uygun hazırlanıyor. Belgeler-melgeler, onaylar-onbiraylar, hepsi tamam... Fiilîler görünmeye başlayınca hortumlar ortaya çıkıyor. Ne büyük hortumları var bu fiilîlerin... Aldıkları ihalelerin finansmanı için ceplerinden para çıkmıyormuş. Hep kredi çekiyorlarmış. Ee, hazine gibi “kefiili” bulmuşken, neden borçlanmasınlar ki?

Fiilîlerden şikayet eden vatandaşların seslerini tepeye ulaştırmayanlar varmış. Sesimizi duyurmak için şöyle desek ulaşır mı acaba: “Biz ahali olarak bu fiilîleri çok sevdik, ferman buyursanız da sayıları artsa...”

***

“Ekonomimiz kanatlandı, memleketçe uçtuk, ayaklarımız yere değmiyor” gibi sözler artık halkımızı tatmin etmiyor olacak ki, iktidarımız fiilî olarak fezaya çıkmaya karar verdi. Çıkan ülkelerden ne eksiğimiz var, onların Neil Armstrong’ları varsa bizim de Ayşe’miz, Fatma’mız var. Türküsü bile yapılmış: “Ayşe, Fatma, Hayriye, haydi çifte roketliye...”

TUA Başkanı Serdar Hüseyin Yıldırım "Uzaya Türk mutfağından bir şeyler götürülebilir. Hatta uzay yolcumuz orada bulunanlara da bundan ikram edilebilir" demiş. “İlahi başkan, NASA var NASA, sana bana ne oluyor?” derlerse ne yaparız bilmiyorum.

Öyle her istenen yemek götürülebiliyorsa çok iyi. İşi kazanca dönüştürebiliriz. Uzayda gün yaparız, kısır, mercimek köftesi, börek falan... Komşu gezegen ve galaksilerden uzay ahalisini çağırırız, yiyen herkesten bir çeyrek altın aldık mı tamamdır, al sana uzay madenciliği! Para bize şimdi lazım, bir sonraki güne kim öle, kim kala...

Uzaya çıkacak yolcumuzun kıyafetinin maliyeti, bizim uzay araştırmaları için ayırdığımız bütçeden fazlaymış diyorlar. İnşallah Elon Musk bize bir kolaylık yapar da, “geldikten sonra, takılan altınlarla ödemesini yaparız” teklifini kabul eder.

Şöyle bir şey olur mu acaba:

"Aynı menzile ulaşmak için aynı kıyafeti giydik, hamdolsun..."

"Astronotumuzun kıyafetindeki hava uzaya sızmış, buna kargalar güler!"

“Uzay hasrettir. Yolculuğun bedeli çok ağırdır. Biz, uzayda olup, şu vatan topraklarının hasreti içerisinde olanları aramızda görmek istiyoruz. Diyoruz ki, bu sıla hasreti artık bitmelidir, bitsin istiyoruz.”

(Çok geçmeden...)

“Paralel evren yapılanmacısı bunlar!”

“Roketin üstü ihanet, ortası ticaret, altı ise ibadettir”

"Bu bir rokeTÖ kalkışmasıdır!"

Ne de olsa, biz bu fiilimi daha daha önce de gördük. Hatta fiilmin müziklerini de, Fiilormani Orkestrası ile meşhur biri yapmıştı...

Link: 

Zambardıman

 

Zambardıman
İbrahim Özdabak karikatürü

Bundan tam altı ay önce, Reis-i Cumhurumuz ekonomide Çin modeli ile büyüyeceğimizi anlatırken şöyle demişti:

“19 yıllık süreçte yol, köprü gibi pek çok büyük yatırımı tamamladık. Artık bu sürecin sonuna geldik. Ekonomik olarak bunların da meyvesini yiyeceğiz. 6 ayın ardından alınan kararların sonuç vermesiyle, bu sürecin kırılması seçime kadar tamamlanacak. Bunu vatandaşlara iyi anlatın. Vatandaşlarımızın refah seviyesi yükselecek, alım gücü artacak.”

Büyüme ve enflasyon oranlarının açıklandığı günlerdeyiz. Bir dönem içindeki mal ve hizmetlerin toplamına bakılır, enflasyon etkisi ile şişen rakamlar çıkarılır ve büyüme oranı bulunur. Peki, enflasyon doğru hesaplanmamışsa? Gerçek enflasyonun sadece yarısı ilan edildiyse? O zaman büyüme rakamı da bu yanlışlık sonucu, olduğundan büyük çıkmış olur. Büyüme için sözde-düzeltiyorum- yüzde yedi dediler. “Yedi” derken bir rakam kastetmemiş olabilirler mi? Zira nasıl büyüdü diye baktığımızda “Türkiye yedi büyüdü” diyebiliriz. Yani tüketim harcamaları arttı. Velakin, bu harcamalar kamu bankaları başta olmak üzere piyasayı şişiren kredilerle olmuşsa gerçek bir büyümeden bahsedilemeyeceği gibi enflasyon da buna bağlı olarak hızla tırmanacaktır. 

Vatandaşların alım gücü artmadı ama “verim” katsayısı yükseldi. Ona para ver, buna para ver derken sabit gelirlilerin elinde avucunda bir şey kalmıyor. Resmî TÜİK enflasyonu bile yıllık olarak % 73,5 diye açıklandı. Enag grubunun ise enflasyonu % 160 bulduğunu söyleyelim. TÜİK hesaplamada kullandığı madde sepetini artık açıklamayacakmış, ucuz fiyatlar listesini göremeyeceğimiz anlamına geliyor bu. 

Zambak çiçekleri

6 aylık sürenin sonunda meyve görmedik ama açan çiçekler var, “zam”bak çiçekleri. Haziran ayının girmesiyle birlikte “zambardıman” veya “bombardızam” yağmurlarının etkisiyle zambak çiçeklerinin büyümesi hız kazandı: Evlerde kullanılan doğalgaza % 30, sanayide kullanılana % 40 zam geldi. Pisagor teoremi uygulanırsa vatandaşa etkisi en az % 50. Bu trigonometrik artış, daha Nisan ayında gelen doğalgaz zammını henüz hazmedemeyen vatandaşın triger kayışını kopartır, maazallah. 

Durun, daha bitmedi; elektrik evlerde % 15, işyerlerinde % 25 zamlandı. Nisan’da yapılması düşünülüp ertelenen % 67’lik Telekom zamları da 1 Haziran itibarıyle devreye girdi. Un fiyatları % 43 arttı, trafik sigortaları % 25. Sigara ve alkol ürünlerinin (Erdoğan’ın tabiriyle kuru-sulu) vergilerine zaten her fırsatta zam üstüne zam yapılıyor. Akaryakıt zamları artık vaka-yı adiye haline geldi. Şarkısı bile var: “A. yakıtta kundura, zam gelir dura dura... ”

Üretimde kullanılan elektrik, doğalgaz ve elektrik üretmek için kullanılan doğalgaz, fiyatları ile taşıma maliyetlerini arttıran akaryakıt, köprü, otoban ve tünel ücretleri, iğneden ipliğe her şeyin fiyatını göklere çıkarır. Geçen ay ekmek, süt ve çay fiyatlarına gelen korkunç zamlar, durduğu yerde kalmayacak anlaşılan. 

Bu kadar başarılı ekonomi yönetiminin sırrını merak edenler için söyleyelim, Tansu Çiller, “Ekonomi konusunda dümenin arkasında ben varım. Maliye Bakanı Nureddin Nebati sık sık beni ziyaret ediyor ve fikirlerimi alıyor. Ankara’da ekonomi kurmaylarıyla yapılan toplantılara da katılıyorum” diyormuş. Aman diyelim Tansu Hanım, bunlar bir şekilde kendini kurtarır da, olan size olur, ihale size kalır sonra...

Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/zambardiman_564936

Ashab-ı Keyf

Ashab-ı Keyf
İbrahim Özdabak Karikatürü

 

Kıymetli vatandaşlarım,

Bakıyorum, son zamanlarda ekonomik gidişattan şikayetçi olanların sayısı artmış. Birileri çıkıp aç kaldık diyor... “Ya, vicdansızlık yapma! Ne aç kalması, aç kalan falan yok!” dememek için kendimi zor tutuyorum. Adamın bugüne kadar midesi boş kalmamış ki, en ufak bir boşluğu aç kalmak zannediyor.

Türkiye’de neden kimse aç kalmaz biliyor musunuz? En ufak krizleri bile vatandaşımız fırsata çeviriyor da ondan... 12 Eylül İhtilali zamanında, maliyeti yüksek olan baklavayı sütlü nuriyeye çeviren tatlıcılar, 2022 yılında daha büyük bir başarıya imza atarak boş baklavayı icad etti. Tatlıcıları gören diğer esnafımız da boş durur mu, boş dürüm ve boş tostlar çıktı piyasaya. Esnaf da aç kalmadı, vatandaş da...

Boş iyidir, boştan zarar gelmez. Atalarımız ne demiş, “boşa gelen çekilir”. Bir japon atasözü de der ki “boş kırılır fesh içinde, kur korunur Yen içinde” Böyle bir söz olmadığını iddia eden olursa haindir, teröristtir, dış mihraktır. Yen, Japon para birimidir. Alın, size başka bir atasözü: “Akıl yaşta değil boştadır”. Boş tweet atın ki başınız ağrımasın manasına gelir.

İngilizce uzaya ne diyorlar, biliyor musunuz? Space, yani boşluk. Oraları boş bırakmaya gelmez. Hamdolsun, yakında uzaya adam da göndereceğiz. Uzay artık lüks değil. Bizden birileri, “reisin fezaisi” diyeceğimiz bir akıncı olmasın mı oralarda? Bu hiçbir şeyi beğenmeyen muhalifler, adına “uzayandaş” derler ama olsun. Bizden olsun, çamurdan olsun... Rastgele birini seçemeyiz, gri pasaportla Almanya’ya gönderdiğimiz bazıları gibi tutup firar ederse utandırır bizi. Ya da, ülkemiz hakkında ileri geri konuşup uzay ahalisine bizi rezil edebilir. "Bana sen uzaydan sitem ettikçe / Müttefiklerim elimden tutmaz / O yılan güçlere sakın inanma / Seneler geçse de mahkemeler unutmaz” diye şarkı söyler dururuz sonra.

Gerçi, ülkemizde bazı fiyatlar zaten uzaya çıktı; ayçiçek yağı fiyatları aya çıkmış neredeyse, "marsgarin" ve “domarstes” fiyatları Mars görevine hazırlanıyor, kiralar Merkür’e kadar yükseldi. Satürn’de halka var, satılık evlerimiz hitap etmiyor bizim halka... Dilim varmıyor fiyatını söylemeye, karpuzun kilosu ne öyle? Vatandaş da dilim dilim alıyormuş ya artık, pahalılıktan... Bunların biz de farkındayız ama inanın hepsi fırsatçıların suçu. Marketçiler, manavlar, ev sahipleri doymak bilmiyor.

Aslında bu meselelerin çözümü basit: Karpuzunu kendin ek, kimseye muhtaç olmadan ye, gitsin! Ev fiyatları ve kiraları TÜİK'e sordum, “o kadar büyük bir artış yok” dediler. Neyse, TÜİK falan dinlemeyip artıranlar var sonuçta. Vatandaş şikayetçi. Halbuki, bunun da çözümünde aynı mantık var: Evler nerede yükseliyor? Toprakta. Dışarıdan, hazır ev alacağınıza, oturun kendi toprağınıza ekin, büyütün. Daha tasarruflu oluyor. Meselâ, biz mevsimlik sarayda oturuyoruz, yazı var, kışı var, her gün orada geçmez. Ne yaptık, yazlık ayrı, kışlık ayrı olmak üzere iki saray daha inşa ediyoruz. Kışlık sarayımızın yanında bakanlar için yavru saraylar da ektik. Bakanlar gözlerini alamayacak büyüdüklerinde. Elâleme muhtaç kalsak daha mı iyi...

Kısa zamanda her şeyi çözeceğiz. Biraz sabır... Şöyle mi yapsak; en iyisi siz bir uyuyun, 6 ay sonra uyanın, çok farklı noktalara gelecek enflasyon. Ashab-ı Kehf gibi uyuyup Ashab-ı Keyf olarak uyanacaksınız. Rahat uyuyabilmeniz için ninni de söyleyeyim size:

“Zamlar dağladı beni
Fiyatlar ağlattı beni
Karpuzlar çıktı kelek
Derde bağladı beni

Uyu demeye geldim,

Kur’u düzeltmeye geldim

Vatandaş dövizin nerede

Merkez’e almaya geldim”

Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/ashab-i-keyf_564581

Dangalakan Seçimi

 

Dangalakan Seçimi
Sefer Selfi Karikatürü

Siyasi rakibine seviyesizce hakaretler etmek ve kahve ağzıyla konuşmak maalesef vaka-yı adiye kabul edilmeye başlandı, en çok da vaka-yı AK’iye haline geldi. Bakan ve milletvekilleri dahil her seviyeden partili, üstlerinden örneklerini gördüğü bu tarzı benimsiyor.

AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan, “2023 Çanakkale’ye dünyanın en büyük köprüsünü yapanlar ile köprüyü sadece polemik konusu yapıp oradan bizi denize dökeceğini düşünen dangalakların seçimi olacak” dedi.

“Denize dökmek” de dahil olmak üzere, geçmişte “haç ile hilalin mücadelesi”, “Esenyurt düşerse Kudüs düşer, Mekke düşer” gibi tabirler kullandıklarına bakılırsa bu AK zevat, seçime değil savaşa hazırlanıyor olmalı. Hatta, zannedersem şu anda bile savaş içerisindeler; yaptıkları yolları polemik konusu haline getirip öğüten “yol değirmenleri” ile her daim mücadele ediyorlar. Silahtarlıklarını da Sanço Bahça yapıyor. 

Bir seçimin sonunda, kazanan taraf nasıl bir yetki elde ediyor ki, kaybedenler ya da kaybetmeye yakın görünenler, toptan denize dökülme veya kökünün kurutulması gibi bir katliam senaryosu çizebiliyorlar? Böyle bir yetki var mı? Varsa bunu kim, ne zaman verdi? Yoksa, milletin gözünün içine baka baka yalan mı söylüyorlar? Hukuk sistemini nasıl bozdular ki, haklı olan ve haklılığını yedi düvelin bildiği insanlar bile haklarının korunduğunun/korunacağının garantisini hissedemiyor?

Tabii, bu endişeyi, hakkı ve yetkisi yokken kendine muhalif olan herkesi toptan bir anlayışla terörist, hain ilan edip, suçlu suçsuz ayırımı yapmadan insanları hapislere tıkan, kanunsuz mahkemesiz işinden uzaklaştırdıkları kişilere “ağaç kökü yesinler” diyenler taşıyorsa, herkesi kendileri gibi bilmemeleri gerektiğini hatırlatmak lâzım. Meşhur bir fıkradır: Günün birinde iki kör, birlikte bir tepsi dolma yiyormuş. Körlerden biri diğerine “dolmaları çifter çifter yeme!” demiş. Şaşıran diğeri “sen de körsün, çifter çifter yediğimi nereden çıkardın?” diye sorunca, ilki “ben öyle yiyorum da ondan...” diye cevap vermiş. 

Pekiyi, savaş-düzeltiyorum- seçim için 2023 acaba doğru bir tarih mi? Her gün her şeyin fiyatına zamlar gelirken, markete girip neredeyse hiçbir şey almadan çıkmanın maliyeti 250 lirayı bulmuşken, sabit gelirli insanların varlıkları enflasyon ve pahalılık karşısında dakika dakika erirken, ev ve kira fiyatları arşa ulaşmışken, araba almak ülkenin büyük çoğunluğu için artık ulaşılamayacak bir hayal olmuşken, arabası olanlar, benzin fiyatından mütevellit arabasını çıkarmaya korkar hale gelmişken seçim mi yapılır?

Doları tutmak için rezervleri boşaltmışlar, “eyt-uyt”larla yürüttükleri dış siyaset sonucu içinde hapsolduğumuz diplomatik yalnızlık, dışarıdan yatırım ve para gelişini engelliyor, gelenlerin maliyetlerini korkunç derecede arttırıyor. Bu şartlarda gidilecek seçimi iktidar kaybedebilir.

Seçimlerin 2040 yılına kadar ertelenmesine ne dersiniz? O zamana kadar, müteahhitlere garanti parası taahhüt edilen şehir hastanesi, köprü, otoyol, alt-üst geçitler, havalimanları ve bilumum YİD projesinin garanti süreleri dolmuş olur. Yandaşları üzmemiş oluruz. O güne kadar swap-mwap, bir şekilde idare ederiz. 

2040’ın ilk yarısı 20’dir. Cumhur ittifakı, iki ana partiden oluştuğu için yirmiyi iki ile çarpıyoruz, kırk yapar! Aynı zamanda 1040 yılında yapılmış olan Dandanakan Savaşı’nın 1000. yıl dönümü! Bu vesileyle, 2040 seçimini Bülent Turan beyin ifadesinden yola çıkarak “Dangalakan Seçimi” ilan edebiliriz. Vatana, millete şimdiden hayırlı, uğurlu olsun...

Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/dangalakan-secimi_563437

Askıda “Future”

 

Askıda Future
Sefer Selvi Karikatürü
 

Zaman zaman şöyle haberler duyarız: “kendilerini polis, hakim, savcı, istihbarat görevlisi veya yetki kullanabilecek seviyede başka bir devlet görevlisi olarak tanıtan kişiler, vatandaşı tuzağa düşürüp milyonlarca lira parasını aldı..”

Bu işlere muhatap olmayanlar, genelde kandırılan kişileri ayıplar, böyle basit numaralara nasıl inanmışlar diye düşünür. Bu şekilde dolandırılmış olanlar arasında kimler yok ki: televizyona çıkıp insanlara akıl veren ünlü akademisyenler, gazeteciler, hukukçular, doktorlar, ev hanımları, emekliler, işçiler, çiftçiler... Kısaca, okumuş ve akıllı diyebileceklerimiz de dahil olmak üzere her kesimden insan var. Demek ki, bu mesele “akılsızlık etmişler işte” denip geçilecek kadar basit değil.

Öncelikle, dolandırıclar, aklı devre dışı bırakacak damarlar bulurlar. Kimi insan korkunca rasyonel davranmayı bırakır, kimi de çok büyük kazanç vaadi ile tabir caizse “avlanır”. TC kimlik no, kimlik seri no, telefon numarası, adres, sigorta bilgileri, maaş durumu ve daha bir çok bilgimizin elden ele dolaştığı söyleniyor. 500 lira gibi ücretlerle sınırsız sorgulama yapılabilecek platformlar olduğundan bahsedenler var.

Sosyal medya ve internet gibi açık kaynakları da kullanarak, elde ettikleri bilgileri sonuna kadar kullanan dolandırıcılar, sosyal mühendislik tabir edilen yöntemlerle kişinin kendisinden de birtakım verileri alıyorlar ve kıvama getirdikleri kişiye istediklerini yaptırabiliyorlar. Kendinden emin olan insan, atılan iftiranın, hakkaniyetli mahkemelerde çürütüleceğini bilir, dolandırıcılara pabuç bırakmaz. Adalet sisteminin düzgün işlemediğini bilen insanlar, haklı olsalar bile dertlerini kimseye anlatamayacaklarını düşündüklerinden, neyse parası, verip belâdan kurtulmak telâşında olurlar.

Tek adamın ağzından çıkan her sözün kanun kabul edildiği, hâkim-savcı kadrolarının parti sözcüsü gibi hareket ettiği bir yerde hukuk ortadan kalkar, korku iklimi hakim olur. At izi, it izine karışır, mafyalar ortada cirit atar, kim kimin malına kimin adına “çöker” belli olmaz. Mafya siyasetçileri maaşa bağlar, gazeteciler rüşvet için kaçakçılara aracılık eder. Kimsenin mevkii garantili değildir, parti için mitingler düzenlerken kahraman ilan edilenler, bir bakmışsınız terörist diye aranmaya başlar.

Hakkında müşahhas deliller olmasa bile, yıllarca tutuklu yargılananlara müebbet hapis cezası verilebiliyorsa, dokuz yıl önceki davadan beraat edenler, tekrar muhakeme edilip ceza alabiliyorsa, diplomasi kabiliyetini kullanmak yerine, ülkedeki yabancılar ajanlık suçlamasıyla rehin alınıp ülkeleri ile pazarlık yapılıyorsa, yetmiş iki milletin gözü önünde, topraklarımızda canice işlenen cinayetin faillerine dosyası devredilebiliyorsa, bakanı, yabancı yatırımcıları çekmek için, isterlerse yerleşik bürokratik teamülleri anında değiştirebileceklerinin sözünü veriyorsa, yerli ya da yabancı hiç kimse kendini güvende hissetmez.

Tulumbada su bittiği için, para sahiplerini sıkıştırmak adına türlü tedbirler alınıyor. İhracat gelirlerindeki dövizlerin anında TL’ye çevrilmesi isteniyor, bankaların verdiği kredilerle döviz alınması neredeyse yasaklanacak. Kira ödemeleri de artık döviz cinsinden yapılamayacak. Elektronik ticaret yapan yabancı şirketlere, sektördekilerin tabiriyle “haraç” gibi vergi uygulamaları getirilecekmiş. Yabancı sermaye niye ve nasıl gelsin ülkeye?

İtibar, sermaye ve mevki açısından kimse yarınından emin olamıyorsa, gelecek askıya alınmış demektir. Yabancı sermayeden bahsetmişken ingilizce ile karışık bir tabir bulalım: Askıda “future”

Çağrımız masadaki altıya, çıkarmayın hiçbir “future”yi askıya...

Link:  https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/askida-future_563140


Öne Çıkan Yayın

İçimizdeki Üç Harfliler

  İbrahim Özdabak Karikatürü Bizim dışımızdaki dünya çok zor zamanlardan geçiyor: ABD’de işler kötü, FED faiz artırdı. Laf dinlemiyorlar ki....

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İlgili Diğer Yazılar: