Bu Blogda Ara

Arşiv

sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Filmelyakin

 

Filmelyakin
İbrahim Özdabak Karikatürü

Bu hafta köşemizin misafiri meşhur film ve dizi yapımcısı Hakkı Örter. Kendisi, tarihi olayların anlatıldığı yapımlarıyla bilinen Alternatifilm şirketinin sahibidir..

-Hakkı Bey, projelerinizden bahseder misiniz?

Halka gaz vermek veya bir konuda halkın gazı birikmişse onu almaya matuf projeler yürütüyoruz. Bu sebeple çalışmalarımız geniş bir kitle tarafından ilgiyle takip edilmektedir.

-Hikayelerinizin bir kısmının uydurma olduğu yönünde eleştiriler var...

Tarihi hikayeler anlatıyoruz ve açıkçası hikayelerimizin tarihi gerçeklere uygun olup olmadığı ile çok ilgilenmiyoruz. Tamamen kurmaca değil tabi, dramatize ederken bir kurgu giriyor işin içine. Küçük dokunuşlar bizimkisi. İnsanların çok hoşuna gidiyor bunlar. Milletimiz neyi duymaktan memnun olacaksa onu sunuyoruz. Her şey halkımız için.

-Tarih anlatıyormuş gibi yapıp günümüze dair mesajlar veriyorsunuz, bazı olay ve kişiler sanki bugünün dünyasına aitmiş gibi duruyor.

Efendim, tarih tekerrürden ibarettir. Aynısı değilse bile çok benzeri muhakkak yaşanmıştır. Her ne kadar filmlerimizde anlattığımız hikayelerin yaşandığının delili yoksa bile, yaşanmadığını da kimse ispat edemez. Sonuçta hiçbirimiz orada değiliz, öyle değil mi?

-Yapımlarınızda gerçek olmayabilecek unsurlar kullandığınıza dair bir uyarı ifadesi geçmiyor. İnsanlar gerçek tarihi anlattığınızı zannedebilirler.

Çekimler sırasında hiçbir canlıya zarar vermediğimizi söylüyoruz, o yeterli bence... Ayrıca, sadece tarihi film çekmiyoruz, çeşit çeşit kahramanlık hikayemiz var.

-Yeni projeleriniz var mı?

Var, bomba gibi filmler ve diziler çekiyoruz şu anda. Bomba dediysem hem mecazi olarak hem de gerçekten patlamalı ve bol aksiyonlu yapımlar.

-Heyecan doruğa çıkacak diyorsunuz. Biraz ayrıntı verebilir misiniz, hangi konularda olacak?

Fazla bilgi verip heyecanı bozmak istemem. Şöyle bir müjde vereyim: Bu dönem, ilk kez yabancı seyirciye yönelik çalışmalar da olacak. O yüzden film ve dizi isimlerinde İngilizce kelimeler var. Sizin için birkaç tanesini sayalım:

Fear'iliş İsrail: İsrail'in içinde yaşadığı korkuyu anlatan bir film olacak. Fear, İngilizce korku anlamına geliyor. Tek başına kalan İsrail, sağdan soldan tokatlar yiyor. En çok da Türkiye’den korkuyor. “One minute!” şokundan sonra tir tir titreyen İsrail, Türkiye ile ortak enerji projelerine giriyor, ticaret hacmini on katına çıkarıyor. Film müziği de şöyle:

“Ticarette hız kesme yok, o ne minüttür

Her işte mantık arama, gerçekler biraz absürttür

Çalan flüttür, hacim brüttür

Kimse sormuyor bu nasıl iştir?”

Pay to Taht Netanyahu: Tahta geçmek için akıl almaz oyunlar sergileyen Netanyahu’nun maceralarını anlatan bir dizi. Tahtı ele geçirmek kolay değildir, türlü türlü entrikalar çevirmiş ve birtakım bedeller ödemek zorunda kalmıştır. “Pay to” ile onu kastediyoruz. Dış piyasaya yönelik bir dizi ama bizim seyircimizin de çok hoşuna gideceğinden eminim. Türk büyük elçisi, Netanyahu’ya “Neden yahu, bu kadar zulüm?” diyerek okkalı bir tokat yapıştırıyor. İçimizin yağları eriyecek seyrederken.

Kurtar Kudüs'ü Pusu: Esenyurt’un düşmesiyle birlikte sallantıya giren Kudüs’ü, seyircilerimizin yerli yapımlarımızdan çok iyi tanıdığı ve sevdiği bir özel harekât ekibi kurtarıyor. Alemi dar ediyorlar, Polat Kubbe kullanan devlete. Uçaklar, füzeler, bombalar, özel operasyonlar... Aksiyona doyacak seyirciler.

Son olarak, insanımız okumayı ve araştırmayı çok sevmiyor. Biz de mesajlarımızı film ve dizi hikayleriyle aktarıyoruz.

Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/filmelyakin_589666

Film Değerlendirme Kurulu


Film Değerlendirme Kurulu

Başkanlık sistemini son iki haftada daha iyi idrak eden sinemacılar için çıkarılan jet hızındaki kanunla birlikte yeni bir kurul oluşturulacak. Sekiz kişiden oluşan bu kurul, ülke içinde çekilen veya yurt dışından ithal edilen filmlerin gösterime girmesinden önce değerlendirilmesi ve sınıflandırılması işlerini yürütecek. Değerlendirme sonucunda olumlu not alamayan filmler gösterime giremeyecek.

Kimilerine göre bu bir sansür kurulu olacak, kimilerine göre ise zaten öteden beri uygulanmakta olan bir şeydi ve bu manada kanun yeni bir şey getirmedi. Zaten, ülkemizde kanunların bazıları bilerek müphem bırakılır ki gerektiği zamanda ihtiyaç kadar esnetilebilsin, adamına göre muamele edilebilsin, dosta güven telkin ederken düşmana korku salsın. 

Şimdi, muhtemelen hepinizin bildiği ve sevdiği bir filmin bugünkü hükümet aklına hakim olan korku, vehim ve endişeler ışığında nasıl değerlendirilebileceğine bir bakalım. 1977 yapımı olan bu filmin adı “Gülen Gözler”. Başrollerinde Münir Özkul, Adile Naşit, Şener Şen ve daha bir çok meşhur oyuncu yer almış. 

Evvela film, isminden dolayı radara takıldı! Hemen örgüt bağlantıları sorgulansın! “Adile Naşit” ismindeki adalet mefhumuna yapılan vurgu Adalet ve Kalkınmaya bir gönderme olmasın? Neyse, son anda yönetmen ismi sayesinde seyredilmeden yasak yemekten kurtulur gibi, yönetmen Ertem Eğilmez’dir zira. Bunu “RTE’m Eğilmez!” şeklinde okumak da mümkündür.  Şimdi de filmde gizlenen mesajlara(!) tek tek bakalım:

İç-Dış Bütün Mihrakların Hedefi: Yaşar Usta!

Bütün katakulliler Yaşar Usta'ya yapılıyor; sürekli arkasından iş çevriliyor, dış mihraklardan (müteahhit Yunus) yardım alınarak finansal açıdan diz çökmesi hedefleniyor. Kız babası olduğu halde bütün düğün mesarifi üzerine yükleniyor. Bir punduna getirip herkes bir şekilde kandırıyor Usta’yı. En son elde avuçta bulunan bütün dükkan malzemelerini satmak zorunda kalıyor. 

İnşaat ve Müteahhit Düşmanlığı!

Müteahhitlere filmde sataşılıyor, inşaat gibi ülkemizin gelişmesinin lokomotifi olan güzelim inşaat sektörüne olumsuz atıflar yapılıyor. Müteahhit adam malzemeden çalan, kaçak göçek işler çeviren, en yakınlarını bile menfaatleri için kırmaktan çekinmeyen kural tanımaz bir portre olarak çiziliyor.
İnşaatlarda temel atmaya alışık olan müteahhit baba, sözünü dinlemeyip Yaşar Usta’nın kızını almak isteyen oğlu Temel’i de atıyor mu evden? Bu da Yaşar Usta’nın evine iç güveysi olarak geliyor mu? Al sana, iç işlerine karıştığı ülkeden kaçan ve almak zorunda olduğu mültecileri barındıran ülkeye gönderme!

Ekonomi Yönetimi

AKP'nin yaptığı gibi dış borçlar alarak, borcu başka bir borçla kapatarak ve ipotekler yaptırarak ekonomiyi sonsuza kadar çevirmenin mümkün olmayacağı mesajı veriliyor. Çok güvenilen yerli ve milli üretimin ise bir sabun köpüğü olduğu ve bir karşılığı olmadığı vurgulanıyor (evin ipotek edildiği borcu kapatmak için tavan arasında üretilmeye çalışılan sabun tozunun, şiddetli bir yağmur sonrası köpürmeye başladığı, hele de reji ekibinden birilerinin köpükleri elle sürüklediğinin bariz belli olduğu, ev halkının bütün geri püskürtme çabalarına rağmen merdivenlerin hepsini geçerek aşağıdaki atölyeye kadar ulaşan köpüklerin olduğu meşhur sahne!)

Şener Şen’in canlandırdığı ve Yaşar Usta’nın büyük kızına talip olan Vecihi'nin her fırsatta yapageldiği kız isteme seremonilerinden birinde söylediği "istiyorum, veriyor musun?" şarkısı, "ne istediler de vermedik" sözü ile birlikte düşünülsün derim.

Son olarak, final sahnesinde Yaşar Usta'nın evine uçak kullanılarak saldırılması da manidar değil midir?

Ne dersiniz, bu film yayınlanır mı?

Öne Çıkan Yayın

Doktor Nasıl Kalsın?

  İbrahim Özdabak Karikatürü Önceki yazımızda hastaların MHRS üzerinden randevu alma sıkıntılarından bahsettik. Sistemin yapısında probl...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İlgili Diğer Yazılar: