Bu Blogda Ara

Arşiv

Ye Kuşağım Ye, Ye, Yeee...

 

Ye kuşağım ye ye
Sefer Selvi karikatürü

Cumhurbaşkanımızın Dış İşleri Bakanımız tarafından karşılandığı ve iktidarın mini ortağı sayılan BBP genel başkanı ile toplantı imkanı bulduğu ABD gezisi çok konuşuldu.

Aslında ABD gezisi dediğimize bakmayın, BM toplantılarına katılmak üzere gidildiği için ABD erkanından kimsenin karşılamamış olması normal. Normal ama, gel de bu geziyi Viyana kuşatması gibi lanse eden medyanın seyircilerine anlat!

O toplantılara giden başka ülkelerin yöneticilerini de muhtemelen ev sahibi ülkeden kimse karşılamamış ve bu duruma kimse içerlememiştir. Mesele, bizim Cumhurbaşkanı’nın her adımından büyük muzafferiyet hikayeleri devşirmeye çalışanların çırpınışlarının komikliği.

Tabii, onca yol katedip, kalabalık bir heyetle oralara kadar gidilmişken, Biden bir nezaket gösterip görüşse iyi olurdu. Ziyaret öncesi görüşme isteklerine cevap da vermemiş ve konuyu muallakta bırakmış. Umut verip görüştürmemek de nedir? Biden aslında iyi ama çevresi kötü (şimdi hemen adamı kötüleyip kendisiyle papaz olmayalım). Bizimkilerin Biden’siz kalması hususunda Amerikalı yetkililerin bi’ densizliği olduğu kesin!

Hamdolsun, ülkemizin itibarı korundu yine de. Düzinelerce arabadan oluşan konvoyumuz, olanca ihtişamıyla New York caddelerinde arz-ı endam eyledi. Çaaak diye çaktılar çakarları, New Yorker’lar şaşırdı, ardından çaaak diye bir daha, n’ooluyoruz demelerine fırsat kalmadan bir daha çaktılar çakarları...

500 yıllık dış politikamızın dönüm noktası olarak bahsedilen Türkevi açılışı yapıldı. Rahmetli demokrat Süleyman Demirel ve Dış İşleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’in girişimleri ile arsası alınan ve 1977-2013 yılları arasında hizmet veren bina yeniden inşa edilmiş. İnşa işlerini milli müteahhitlerimizden biri yapmış. Malum, müteahhitlerimiz garantisiz iş yapmayı sevmez, Türkevi için günlük kaç Türk garantisi verildiği sorusu akla gelmiyor değil...

Yurt dışında bu gelişmeler yaşanırken, yurt içinde kalacak yurt bulamayıp ev kiralamak isteyen ve kira fiyatlarını görüp isyan eden gençler seslerini duyurmak için “barınamıyoruz” hareketi başlattı. Parklarda bahçelerde oturdular ve pankartlar astılar. Genç, park, pankart kelimelerinin bir cümlede beraber bulunmasının altından darbe senaryosu çıkartan mahfillere yine iş çıktı. Halbuki ülkede öğrenci sayısı ve yurt sayısı belli. Kiralardaki arz-atalep dengesizliğine bir de enflasyon katkısını da ekleyince ortaya öğrencilerin veremeyeceği astronomik rakamlar çıkıyor. Enflasyonun hedefinin Erdoğan’ı devirmek olduğunu zaten biliyoruz. Enflasyon kelimesi içerisinde gizli bir “esnaf” kelimesinin konuşlandığını fark etmiş miydiniz? Fahiş fiyatların tek sebebi esnaf demek ki... Neyse, konudan sapmayalım.

Kimseye bir zararları olmadan parklarda oturan gençlerin bazılarına polis dağılma uyarısı yaptı. Gençlerin gidebilecekleri yurtları yok, Orhan Gencebay gibi içim üperdi, ya ev de yoksa? New York’lara yüz milyonlarca dolar harcamak tamam da, New Yurt’lara neden hiç yatırım yapılmıyor acaba?

Aslında, ülke semalarında seçim kokusu olmasa ve anketlerde düşen oy oranları görülmese, Z kuşağı denilen ve anarşik anarşik hareketleri olan gençlerin gözünün yaşına bakılır mıydı, bilmiyorum. Muhtemelen, barınma problemi yaşayan gençlere, Emniyet Teşkilatımız nezarethane kapılarını ardına kadar açardı. N’eylersin ki, o kuşağın oylarına ciddi ihtiyaçları var.

AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, muhalefet partilerini eleştirirken "kendileri de anket yaptırıyorlar. Bütün yapılan anketlerde onların 'Z kuşağı' dediği 18-30 yaş arasındaki gençlerde birinci parti Ak Parti’dir. Hem de açık ara Ak Parti’dir" ifadesini kullandı.

İlahi, Numan Bey... Kuşaklardan bahsederken, yakışıyor mu size, öyle George’ların, Hans’ların icat ettiği tabirleri kullanmak? Bu memlekete kuşak ismi lazımsa, onu da siz getirirsiniz, eminim. Şaaak diye bir kuşak çıkarırsınız, şaşırır millet, nedir bu “Vav” kuşağı diye... Sonra şakkadanak diye bir “He” kuşağı patlatırsınız, n'ooluyoruz demeden şakkadanak al sana bir “Lamelif kuşağı”, o da yetmezse bir “Ye” kuşağı... Bence, AKP gençliğini temsil edecek kuşak ismi, kesinlikle Arap alfabesinin son harfi olan “Ye”den almalı. Vav ve He kuşakları “yav, he he!” diyerek her sözünüzü kabul edebilir ama bu Ye kuşağı ancak "ye kuşağım ye, ye ye..." ninnisiyle uyur, haberiniz olsun...

Link:  https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/ye-kusagim-ye-ye-ye_550189

"Rafları sıkı ve düzgün tutalım..."

 

Rafları sıkı ve düzgün tutalım
Bülent Çelik Karikatürü

Türkiye’yi Üzmeyen İstatistikler Kurumu’nun düşük enflasyon ve işsizlik verileri ve büyük büyüme oranları ile çizdiği pembe tablolar maalesef aç karınların gurultusunu dindirmeye yetmiyor.

Her gün, farklı bir temel ihtiyaç maddesinin fiyatlarının ani yükselişine şahit oluyoruz. Bir bakıyorsunuz sıvıyağ fiyatları uçuşa geçmiş, evine beş kiloluk yağ alabilene, beşi bir yerde altın almış gibi gıpta ile bakılıyor. Başka bir gün tuvalet kâğıdı zıvanadan çıkıyor. Tavuk, normalde uçamayan kuşlardan, ama yumurta fiyatları bir anda kanatlanabiliyor. Kanat demişken, yaz dönemi başında uçuşa geçmiş olan tavuk kanat fiyatları, tavuk fiyatı normallerine yeni dönüyor. Tavan yapmış olan yumurta fiyatlarına “yumurta, van minüt!” çıkışını bekleyen vatandaşlar var. 

Araba ve ev fiyatları içinde milyonlu rakamlarla ifade edilenler var ve gün geçtikçe sayısı artıyor. Hem de altı sıfırı atılmış, yepisyeni Türk Lirası cinsinden bu fiyatlar. Arsa masrafı hesaba katılmadan, bina inşa etmenin metrekare birim maliyeti 1600 liranın üzerine çıkmış durumda. Evlerin satınalma değerleri yükseldikçe kiralar da bundan nasibini alıyor. 

Ağustos ve Eylül aylarında memur tayinleri sebebiyle yer değiştirme çok oluyor, üstüne, yüz yüze eğitime geçmiş üniversitelerde okumak için şehir değiştiren öğrencileri ve girişlere açık, fakat çıkışlara kapalı sınırlarımızdan geçen mültecileri de ekleyince İstanbul başta olmak üzere pek çok yerde kiralar çıldırdı. İnsanî şartlarda oturulabilecek bir daire kirası, bir asgarî ücrete denk duruma geldi. Evinin balkonunu 1+0 diye 2500 liraya kiraya vermek isteyen var, penceresi havalandırması olmayan 20 metrekare odaya 900 lira isteyen var...

Paramız da eski para değil ki, 2005 yılında, bir stajiyer, asgarî ücretle 10’dan fazla çeyrek altın alabiliyorken, bugün pek çok mühendisin maaşı 10 tane çeyrek altın alabilecek durumda değil. 

İş o hale geldi ki, havuz medyası bile pahalılıktan şikâyet etmeye başladı. Yanlış anlamayın, ekonomik gidişattan değil, sadece fiyatlardan. Bütün suçu market ve pazarcılara atıp ekonomi yömetimini aklama çabası yani. Yılın gazetecisi, yılın kitabı gibi ödülleri almanın şartlarından biri mi, bilmiyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “İnşallah enflasyonu en kısa sürede kontrol altına alarak raflardaki, tezgâhlardaki, etiketlerdeki fahiş fiyat artışlarının önüne geçeceğiz” dedi. Bir de, Türkiye, 2001 yılındaki krizin etkilerini hâlâ yaşıyormuş. Fesübhanallah, 20 sene boyunca tek başına yöneten ve ülkeyi uçurduğunu, ekonomiyi şahlandırdığını iddia eden iktidar, bu izleri silememiş. 

Bu haftaki Cuma hutbeleri yine iktidarın imdadına yetişti. Ticarette fahiş fiyatlardan dem vuruldu “Mü’min, karaborsacılık yapmaz, fırsatçı davranmaz. Fahiş fiyatlarla insanları mağdur etmez. Alış verişte fiyatları kızıştırmaz, başkasının pazarlığını bozmaz” dendi. Kamet sonrası ve tekbir öncesi imamın “rafları sıkı ve düzgün tutalım, Allah’ın rahmeti üzerinize olsun” diyeceğini sandım. 

İyi de, etiket ve raf fiyatı bir sonuçtur, o fiyatlara sebebiyet veren durumlar için Diyanet ve diğer devlet kurumlarının, yandaş basının bir diyeceği yok mu? Yanlış ekonomik politikalar sonucu paramızın değer kaybetmesi, her şeyi dışarıdan ithal ediyor olmamız, borç içerisinde yüzüyor olmamız bahse değmez mi? Bütün kabahat, en son etiketi vuran kişilerde mi? 

Tohumu, gübreyi ithal yoluyla alan çiftçi ne yapsın? Durmadan mazota, elektriğe ve suya zam geliyorken zararına mı satsın? Bir fiyatın fahişliği neye göre belirlenir? Üretici fiyat endeksi % 50’lere dayanmışken, artış oranının tüketiciye % 10-15 civarında yansıdığını iddia etmek makul mü? Aldığımız ürünlerin fiyatı 5 birim artarken, ücret ve maaşlarımız ise 1 birim artıyorsa fakirleşiyoruz demektir. Fakirleşmemize sebep olan verileri açıklayanların, hürriyet, hak ve adalet sistemini felç ederek yabancı yatırımcıları kaçıran ve paramızın değerini düşürenlerin raf fiyatlarında hiç payı yok, öyle mi? 

Ekonomik meselelerden bahsedeceklerse, Cuma hutbelerinde; kamu ihalelerini almak için rüşvet vermenin, bir birim maliyeti olan işi 10 birim fiyata ve milletin vergileri ile doldurduğu hazineyi 15-20 yıl boyunca astronomik kullanım garantileri sebebiyle ödemeye mahkûm etmenin, kamu kurumlarını çiftlik gibi kullanıp 8-10 farklı yerden ve çalışmadan maaş almanın, akraba ve taallükatını sorumlu olduğu kurum kadrolarına sınavsız şartsız doldurmanın, yetkili olduğu kuruma şahsî şirketleri veya akrabaları vasıtasıyla 15 liralık ürünü 1000 liraya satmanın, kısaca, torpilin, yalanın ve talanın hükmü hakkında bilgi verebilirler. Verirler mi dersiniz?

Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/raflari-siki-ve-duzgun-tutalim_549791

Büyük Büyük Sayılar


Büyük Büyük Sayılar
İbrahim Özdabak karikatürü

 

Dünyevi işlerin yönetilebilmesi için ölçme ve değerlendirme önemlidir. İlgilenilen nesne veya olayın sayısı, şiddeti veya büyüklüğü sayılarla ifade edilir. Bir önceki dönemle veya benzer başka bir olayla karşılaştırılır ve yorumlanır.

Sayılar objektiftir ve genellikle yalan söylemez. Tabii; neyi, nasıl ölçtüğünüz ve kullandığınız birimler ölçüm sonuçlarını etkiler. Mesela, bir çukur ayna kullanıyorsanız, elde edeceğiniz görüntü, cismin aynaya olan uzaklığına göre uzayıp kısalabilir. Hatta, cisim düz durduğu halde tepetaklak olmuş bir görüntü bile oluşabilir. Gerçek cismi istediği yere konumlandıran bir gözlemci, işine geldiği zaman cismin, gelmediği zaman ise görüntünün ölçülerini kullanarak çok sayıda farklı büyüklük hikayesi çıkarabilir.

Mevcut iktidarın en çok sevdiği şeylerden biri, açıklama yaparken bolca sayı vermek. Olumlu bir gelişmeyi nazara vermek istediklerinde büyük ve küsuratlı rakamlar veriyorlar. Böyle olunca hem gerçeğe daha yakın duruyor hem de hesaplaması daha zor geldiği için yıldırıcı bir etkiye sahip oluyor. Adeta, “ortaya öyle bi’ rakam bırakam ki, akılları baştan alsın” diyorlar.

Mesela, 5 milyar ağaç diktiklerini iddia ediyorlar. İnanmayan, gitsin saysın diye de ekliyorlar. Ülkenin yüzölçümü belli, iktidarda kalınan süre belli... Bundan beş altı sene önce söylendiğini hatırlıyorum ama diyelim ki bu söz, bugün söylenmiş olsun. 19 yıllık iktidar süresini de 20 olarak yuvarlayalım. O kadar ağaç sayısına ulaşmak için günde ortalama 694 bin kadar ağaç dikilmiş olması lazım. Üstelik 814578 km2 alana sahip ülkemizde (değişmiş olabilir, denizlere yapılan dolgularla sürekli büyüyoruz) çölleri, kayalık alanları, binalarla kaplı yerleri, gölleri ve akarsuları da ağaç ekilebilir alan olarak kabul edersek, yaklaşık olarak 12 metreye bir ağaç dikilmiş olmalı. Bu kadar ağacımız olsa adımız Ormanlı Cumhuriyeti olurdu herhalde...

“Üçüncü ayın 15’inde tam 315 tesisin toplu açılışını yapıyoruz” gibi duyurular yapıyorlar, tesislerin adını bilen yok! Çok alay konusu olduktan sonra, liste yayınlamaya başladılar. Listede 50 yıl önce açılmış olan da,  üç beş yıl önce açılan da, hatta henüz ortada olmayan tesisler de bulunabiliyor.

Mültecilere 40 milyar dolar para harcadık diyorlar, harcama kalemlerini gösteren faturayı bugüne kadar gören olmadı. 128 milyar dolar rezervi erittiler. Gittikçe düşen rakamları her seferinde artırdıklarını söyleyerek ilan ettiler. Ekonomik küçülme yaşansa negatif büyüdük deyip işin içinden çıkıyorlar. İşyerleri iflas ediyor, işsizler her geçen gün artıyorken nasıl oluyorsa ekonomik büyüme kaydediyoruz. Son çeyrek büyüme oranımız %21.7 çıktı. Geçen seneye göre geliri bu oran ve üstünde artan vatandaşlar el kaldırabilir mi? Yok mu? En son hangi düğünde evlenen çifte düğün hediyesi olarak çeyrek altın taktığını hatırlayan var mı?

Saraylar yapıp odalarıyla övünüyorlar. İhtişamımız, itibarımız arttı diyorlar. Okul binalarını sayarak eğitime ne kadar önem verdiklerini anlatıyorlar ama okuduğunu anlamaktan aciz öğrencilerin nasıl yetiştirildiğinden bahsetmiyorlar. Devlet okulları kayıt alırken, gerekli belgeler listesine İBAN numaraları da ekliyor. Yeni açılan devasa hastane binalarını gösterip sağlık alanındaki gelişimimize işaret ediyorlar ama MHRS kullanarak bazı bölümlerden randevu almak için aylarca beklediğimizden hiç söz eden yok. Beklemeye tahammül edemiyorsan, yallah özel hastanelere!

Dünyanın en büyük adalet sarayı bizde, Avrupa’nın en geniş adliyesini inşa ediyoruz diyerek adalet sistemini geliştirmekle övünüyorlar. Adaletin artık merdiven altında olmadığının ispatı mı bilmiyorum, İstanbul Anadolu yakasındaki adliye binasında merdiven yokmuş. Adana adliyesini ise cam tavanlı yapmışlar, harareti ile meşhur Adana adliyesinde yaz aylarında sera etkisi altında çalışmak zorunda olan insanlara Allah sabırlar versin.

Adli yıl açılışı ile birlikte hizmete açılan yeni Yargıtay binalarının hayırlara vesile olmasını dileriz. Mafyaların cirit attığı, siyasileri maaşa bağladığı ve işadamlarının mallarında alenen “çöktüğü”, uyuşturucu tacirlerinin, hatırlı kişilerin tavassutuyla serbest bırakıldığı, kara paracı ve dolandırıcılara gazetecilerin aracılık ettiği, ortada bir mahkeme kararı olmaksızın fişleme dosyalarına istinaden işinden kovulmuş veya hapis cezası almış kişilerin haklarını almak için dava bile açamadığı, sesini duyurmak için sosyal medyadan başka hiçbir şansı kalmamış olan insanların olduğu bir ülkede, Hz. Ali’ye atfedilen “devletin dini adalettir” sözüne binaen, Allah devletimizi ADAİST* olmaktan korusun...

*: Adaist, “adalet istemeyen” ifadesinin kısaltmasıdır.

Link:  https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/buyuk-buyuk-sayilar_549053

Öne Çıkan Yayın

Doktor Nasıl Kalsın?

  İbrahim Özdabak Karikatürü Önceki yazımızda hastaların MHRS üzerinden randevu alma sıkıntılarından bahsettik. Sistemin yapısında probl...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İlgili Diğer Yazılar: