Bu Blogda Ara

Arşiv

Kriz Yönetimi Krizi



Kriz Yönetimi Krizi
Mevcut siyasi iktidarımız, kriz yönetimini nev’-i şahsına münhasır usullerle yürütmeye çalışıyor. Diyelim, ufukta bir tehlike göründü ve gümbür gümbür yaklaştığı hissediliyor.  “Geliyor, yaklaşmakta olan” diyerek tehlikeye karşı uyaranlar olsa da, iktidarın ilk tepkisi tehlikeyi inkar etmek şeklinde oluyor. Tehlike geldiğinde “kuşa bakın, kuşa” kabilinden nazarları başka yönlere tevcih etmeye çalışıyor. Velakin, bütün uğraşlarına rağmen saklanamayacak hale gelince çok büyük bir tehlikenin atlatıldığını anlatmaya başlıyor. Bu aşamada atlatılan/atlatıldığı söylenen tehlike, normal ebatlarının kat kat üstünde tasvir ediliyor. Neticede alt edilen düşman ne kadar büyük olursa, zafer de o derece büyüyecektir. Ayrıyeten, şişirilmiş bir düşman her zaman kullanışlıdır, arada bir bu düşman  hatırlatılarak halk sindirilebilir. 

Şimdi ekonomik kriz konusunda yukarıdaki formülün nasıl işletildiğine bakalım. Bir kaç yıldır, farklı göstergelerle geleceğinin sinyallerini veren ekonomik kriz, türlü yollarla ertelenmeye çalışıldı. Uzmanların uyarılarına kulak asılmadı, elalemin ülkemize getireceği paralarla atlatılacağı zannedildi. Derken, işlerin iyice zıvanadan çıkacağı anlaşılınca hiç gündemde değilken bir erken seçim ilan edildi. Halbuki, halka neler yaşanabileceği konusunda doğru bilgi verilse ve herkesin kabul edebileceği bir yol haritası çizilseydi güven içerisinde ve en az kayıpla kriz atlatılıyor olacaktı, vatandaş da daha samimi katkıda bulunurdu. Bunun yerine rayından çıkmaya başlamış olan ekonomi, seçim zamanı ekonomisi diye normalleştirilmeye çalışıldı. İşsizlik, faizler, enflasyon ve döviz kurları yükselmeye başladı. Yediği bir ton dayağa rağmen koçunun “acı yok Rocky, acı yok!” telkiniyle ayakta durmaya çaılışan boksör gibiydik ve hükümet “kriz yok, ne krizi!” diyordu. Ekonomi ile kriz kelimelerini aynı cümlede kullanmak terörist diye suçlanmak için makul bir delil sayılıyordu. Şaka değil, “dolar yükselmiyor, paramızın değeri düşüyor, dolar 7 lirayı aşacak bu gidişle” diye tweet atanlar gözaltına alındı. 

Adına ekonomik kriz denmese bile ortada bütün vatandaşları yakan bir durum vardı ve bir şekilde  izahı gerekiyordu tabii... Papaz aşağı, papaz yukarı derken ekonomik saldırı var dediler. Kim saldırdı, neden ve nasıl saldırdı, bu saldırı karşısında nasıl bu kadar çaresiz kaldık sorularının cevabı yoktu ama... Hükümet kontrolünde yayın yapan televizyonlar (mevcut TV kanallarının %99’undan fazlasına tekabül ediyor) ve gazeteler (hadi bunlar da %98 diyelim) ekonomide işlerin iyi gittiğini söyleyedursun, Bakan Albayrak, krizi atlattığımızı, en kötüyü geride bıraktığımızı açıkladı. Yandaş basını takip eden insanları düşünsenize, adamların olaydan haberi bile yok!

Konkordatö!

Bugün geldiğimiz noktada, girdi maliyetlerindeki artışa müdahale edilmeden zabıta marifetiyle fiyat artışları kontrol altına alınmaya çalışılıyor ve iflas ertleme OHAL döneminde kaldırıldığı için yüzlerce firma konkordato ilan etmiş durumda. Tam olarak kaç firma ilan etti, gerçekten zor durumda olduğu için mi ilan etti yoksa borç ödememek için bahane olarak mı kullanıyorlar bilmiyoruz. Konkordato ilan eden firmaların durumu suistimal ettiğini ileri sürerek her an bu firmalar finansal terörle suçlansa şaşıracak mıyız, KONKORDATÖ (TÖ: Terör Örgütü) isimli bir terör örgütü olduğu ilan edilse mesela?

Tulumba Ne Durumda?

Bankalar verdiği kredileri tahsil etmekte zorlandığı için  kredi musluklarını kıstı. Vergi-imar barışları art arda ilan edilip süreleri ha bire uzatılıyor. Trafik cezaları yüksek oranlarda artırıldı, asayiş polislerine bile koçan verilip trafik cezası yazmasının istendiğini Fatih Altaylı köşesinde yazdı. Bedelli askerlik ücretleri düşürüldü ki rekor sayıda başvuru olsun. KHK’lı doktorlar için çıkarılan kanunda bile özel hastanelerde çalışmak isteyen KHK’lı doktorların 75 bin-120 bin TL para yatırması gerektiği şeklinde değişiklik yapıldı. Tulumba için başka bir şey söylemeye gerek var mı? Eğitim firmaları bile  Telefonda Etkin Tahsilat Becerileri” ve “Satışta Müşteri İstihbaratı, Etkin Tahsilat ve Risk Yönetimi” başlıklı mailler ile reklam göndermeye başladıysa, düşünün artık...

“24 Bin Lira Aylıkla Silivri’ye Gel!”

Ekonomik darboğazdan çıkışın reçetesini elbette uzmanları bilir. Ancak katma değeri yüksek ürün ve hizmet ihracatımızı artırmadığımız sürece çok zorlanacağımız kesin. Bu da AR-GE çalışmaları gerektirir ve yetişmiş kaliteli beşeri kaynaklarla olur. Aylar öncesinde, ülkeyi terk etmek isteyenlerin bilet parasını devletin karşılayacağına dair bir duyuru yapılmıştı. Bu promosyondan kaç kişi yararlandı bilmiyoruz, açıklamadılar. Şimdi de göçmüş beyinlere “24 bin lira aylıkla ülkene geri dön!” çağrısı yapılıyor. Keşke, “başka promosyon ve kampanyalarla birleştirilemez” kaydı düşselerdi, bilet parasını devlete aldırıp, yurtdışında tatilini yaptıktan sonra 24 bin lira aylıkla dönmek isteyenlere kapı kapanmış olurdu. 

En çok göç edenlerin yazılım sektöründe olduğu söyleniyor. Yazılımcılar, “Ülkemizde kod yazalım” parolasıyla vatanına dönmek istedi diyelim, çağrının hemen ertesi günü Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinin gözaltına alındığını gördüğünde “hangi kod isminden bahsediyorsun, ‘ya zalım’ derken kimi kastettin?” gibi sorularla karşılaşmaktan korkmayacak mıdır? Başka ülkelere gidişleri durdurmanın çaresi para vermek midir? 24 bin lira aylık kampanyasından kimler yararlanacak ve bunun ülkemize ne kadar katkısı olacak merak ediyoruz. İnşallah 23 bin lirasını kumara mumara verip zayi edecek insanlar olmaz...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorumlarınız denetlendikten sonra uygun görülürse yayınlanacaktır. Genel ahlâka mugayir ifadeler, hakaretler veya spam türündeki muhtevaya sahip yorumlar, takdir edersiniz ki, yayınlanmayacaktır. Onun haricinde her türlü yorum yapabilirsiniz, yapınız hatta...

Öne Çıkan Yayın

Bir Bekadır...

Gazete Duvar karikatürü   Son zamanlarda, Türkiye’deki kutuplaşmayı anlatan “Bir Başkadır” adlı dizi konuşuluyor. Dizide çizilen farklı kesi...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İlgili Diğer Yazılar: