Bu Blogda Ara

Arşiv

Maalescafe 3'ü bir arada

 



Maalescafe 3'ü bir arada: 

Covid-19 ile mücadele adına, Sağlık Bakanı'nın maske ve mesafe temalı uyarı maksatlı tweet atarken, yetkili ve sorumlu abilerin, ekonomi sarsılmasın diye, hayatı neredeyse bütünüyle eski haline dönmeye teşvik etmesi ve bunun sonucu olarak yükselen hastalık tehlikesi için "maalesef halkımız tedbirlere uymuyor, gevşek davranışları sebebiyle virüsü azdırdılar" diye söylenmesidir. 

Maske + mesafe + maalesef = maalescafe 3'ü bir arada şeklinde formüllendirilebilir. 

Harfiyat Kanyonu ana sayfası

Gıybet-et

 


Gıybet-et:

Ölü kardeşinizin etini doyasıya yiyebileceğiniz yeni bir restoran. Yanlarındayken toz kondurmadığınız arkadaşlarınıza, restoranımızda elinizi yılan gibi tutarak öyle bir toz atıyorsunuz ki, gömülüyorlar resmen! Bu harekete “Halt-bae” diyoruz. Yediğiniz en iyi halt olacağından emin olabilirsiniz.

Gıybet-et istek-house ile siz de istediğiniz arkadaşınızı gömebilirsiniz.

Dipnot:

Gıybet nedir? Gıybet odur ki, gıybet edilen adam hazır olsaydı ve işitseydi, kerahet edip darılacaktı. Eğer doğru dese, zaten gıybettir. Eğer yalan dese, hem gıybet, hem iftiradır; iki katlı çirkin bir günahtır.

Harfiyat Kanyonu ana sayfası

Müjdeler Müjdeler...

 


Genel itibarıyla eğlenceli konular veya ciddi olayların komik yönlerinin işlendiği yazılarımızla ilgili zaman zaman eleştiriler geliyor. Okur görüş ve tavsiyelerinin ehemmiyetinin farkında biri olarak elimden geldiğince onları anlamaya ve cevap vermeye çalışıyorum. Yazılarda karamsar tabloların çizildiği ve kötümser bir havanın estiği yönünde bir değerlendirme alınca, bu haftaki yazıda mümkün mertebe pozitif bakmaya ve olayların iyimser taraflarını görmeye karar verdim.

Efendim, mükemmel yönetilmekte olan pandemi sürecinin başında biliyorsunuz ki okullarda yüz yüze eğitime ara verildi. En mükemmel karardı, çok iyi oldu. Okullar kapalı olunca, öğrencilerimizin üzerine “fil”hakika ordularını süren cehalete karşı, bulut sistemleri ile destekli EBA-bilişim kuşlarımızı öne sürdük. Kısaca “cam” da denilen kameralar karşısına geçtik eğitim için. Camdan açtık cehle karşı bir savaş ve EBA altından sopa göstermek suretiyle cehalet ordusunu püskürttük. Harika bir hamle olmuştu. EBA’dan faydalanabilmek için sahip olunması gereken bilgisayar, tablet veya telefon gibi araçlarla internet erişimi çoğu öğrencimizde yokmuş maalesef. Ona rağmen, ilk eğitim gününde EBA sisteminin çökmesine sebep olacak şekilde yoğun bağlanılabilmesi bizi sevince gark etti.

Geçtiğimiz hafta itibarıyla okullarımızda kademeli olarak yüz yüze eğitim yeniden başladı. Haftanın iki günü okula gidiyorlar ve seyreltilmiş dersler alıyorlar ama olsun, her zamanki gibi müthiş bir karar oldu. Üniversiteler için de yakında yüz yüze eğitim açılacağı müdesi verildi. Şehirlerarası seyahat firmaları, öğrencilere kiralık ev veren ev sahipleri, yurt ve pansiyon sahipleri, fotokopi dükkanları taş mı yesin canım...

Açılmayan Sınıf...

Virüs bulaşma hızı tavan yapar mı diye endişe etmeyin, Sağlık Bakanımız açıklama yaptı, “açılan sınıflarda açılmayanlara göre vaka düşüşü görüyoruz” dedi. Açılmamış sınıflardaki vaka oranları bile hesaplanabiliyormuş, onu anladık. Aslında enfeksiyon rakamlarını bulma işini enflasyonu hesaplayan ekibe devretseler hiçbir mesele kalmayacak.

Geçilmeyen köprünün, gidilmeyen hastanenin, uçulmayan havalimanının parasını vermeye alışık olduğumuz için açılmamış sınıflardaki vaka tabiri bize garip gelmedi. Vaka sayıları tespiti işi Kolim, Ronesans ve Naylon inşaat şirketlerinin oluşturduğu KO-RO-NA isimli konsorsiyuma ihale edilip günlük belli bir sayıda vaka garantisi verildi dense şaşırmayacak durumdayız. Neyse ki, tespit edilen vaka sayısı halka açıklanmıyor. Amaaan, bilsek ne olacak, durduk yerde moralimiz bozulacak. Artık, kullanım garantisi verilen ve yap-işlet-devret modeliyle geliştirilen projelerde devlet tarafından yüklenici firmalara ödenen garantili kullanım ücretini bütçe rakamlarında göremeyecekmişiz. Rakamlara bakıp bakıp kendimizi üzmeyeceğiz bundan sonra.

Ekmekte indirim müjdesi...

Bir başka müjdemiz de ekmekteki indirimle ilgili. Fiyatına zam yapmayı kendine zul gören bazı fırıncılarımız ekmeğin gramajında indirim yaptılar. Böylece, fazladan alınıp çöpe giden ekmekler azalacak ve israfın önüne geçilecek. Hem de insanımız daha az ekmek yiyerek daha sağlıklı hale gelecek. Ancak, iktidar ortağı diyebileceğimiz bir kesimin tam da bu günlerde askıda ekmek kampanyası başlatmış olmaları çok düşündürücü oldu. Hayır yani, sanki milletimiz ekmeğe muhtaç kalmış gibi bir intiba oluşturuyorlar. Bu hareketleriyle ne yapmak ve nereye varmak istemektedirler acaba?

Kabile devleti

Zaman zaman birilerinin eniştesi, amcası veya yeğeni olduğu için büyük makamlara getirildiğini duyduğumuz kişiler oluyordu. Sıradaki müjdemiz de bununla ilgili. AKP’nin en yetkili ağzından teşkilatlara “akrabaları parti yönetimine koymayın, aşiretleşmeyelim” uyarısı yapıldığını duyunca çok sevindik. Allah muhafaza, aşiretleşme durumu devam etse, sonucunda bir kabile devletine dönüşmemiz işten bile olmazdı. Ondan sonra gör erken seçimleri ve koalisyonları, unut huzur ve istikrarı, al başına belayı...

 Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/mujdeler-mujdeler_530079

Kar-Kur, Dolar-Dolu...

 

Kar-kur dolar dolu

Kar-kur, Dolar-dolu...

En son açıklanan enflasyon oranları yine yüzümüzü güldürdü. İlk başlarda bazılarımızı şaşırtırken bazılarımızı da sinirlendiren ve muktedirin arzu ettiği seviyede kalabilmesiyle meşhur bu rakamların duyurulması, artık her kesimden insanın gülerek geçtiği bir şey oldu. Sadece doların bile sene başından beri yüzde otuz seviyelerinde değer kazandığı bir yerde, ithal ürünler başta olmak üzere her şeye yağmur gibi zam yağarken, açıklanan enflasyon oranı vatandaşın hissettiği ve sahaya yansıyan pahalılıkla çok örtüşmüyor. Bu tempoda gitmeye devam ederse, artık insanların ilgisini daha fazla çekmeyeceğini zannediyorum.

Karar Gazetesi ekonomi yazarlarından İbrahim Kahveci, TÜİK’in verdiği resmi rakamlarla hesap yapmış ve yüzde 16 civarlarında bir enflasyon rakamı bulmuş. İşlerine gelmeyen rakamlara bakmayan ve onları hesaplamayan iktidarımız, acaba enflasyon hesabında da aynı şeyi yapmış olabilir mi? Bir yıldan kısa bir süre içerisinde %60’tan fazla fiyat artışı gözlenen sıvı yağa mesela bakıldı mı? Onu da geçelim, dolarla aldığımız ve dünya genelinde fiyatları düştüğü halde kur sebebiyle otomatik zamlanan benzin fiyatları da mı etkili olmadı artış noktasında? “Fiyatlara usul usul kur yağıyordu ve varlıkta şımarmayıp, yokluk karşısında sabretmeyi öneriyordu haber bültenlerinde, varlıkları kontrol altında tutup yokluklardan sorumlu olanlar...” Varlık karşısında şımarmayıp uslu duranlardan bazıları ödülünü hemen aldı netekim; Resmi Gazete’de, bazı “Reismî” gazete ve kanalların sahibine 9 milyar 449 milyon liralık gelir için vergi muafiyeti tanındığı bilgisi yayınlandı.

Evet, gün geçmiyor ki dolar kuru yeni bir rekor kırmış olmasın. Hatta kurun daima yenilenen rekoru için “rekur” desek fena olmaz sanki. Habercilerin klişe cümlelerinden biriyle ifade edecek olursak (klişeyi tam hissetmek için, başlık şeklindeki cümlenin sonundaki kelimelerin son hecesini biraz uzatarak okuyun): Yağan rekurun keyfini(“keyfiniğğ” diye okunabilir mesela), yine gurbetçi vatandaşlarımız çıkardı(keza, bu da “çıkardığğğ” şeklinde okunabilir), onlardan biri "Almanya'dan geliyoruz. Türkiye çok güzel, her şey ucuz, torbaları dolduruyoruz. Buranın kıymetini bilin. Ayda 1.168 ₺ ile çok rahat geçinilir bu ülkede. İnsanın istekleri fazla olmayacak" dedi. Şahane bir tespit, değil mi? 1168 rakamının kısa çalışma ödeneği kapsamında verilen para tutarı ile örtüşmesi de gözlerden kaçmadı. Bu röportajı tepkiyle karşılayanların aksine ben sevindim. “Keşke bütün gurbetçi kardeşlerimiz buraya gelip alışverişlerini yapsa da piyasamız hareketlense, ülkeye döviz girişi olsa...” dedim. Ekonomi Bakanı’nın “maaşını dolarla mı alıyorsun?” sorusu şimdi daha bir anlamlı göründü gözüme.

“Kar, dolu gibi şeylere ben bakmıyorum...”

Dolar ve kur, akla dolu ve kar yağışlarını getirdi haliyle. Geçtiğimiz hafta, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün muhtemel bir dolu yağışı ön görerek uyarılar yaptığı bazı şehirlerde insanlar arabaları için seferber oldular. Kimi, arabasını beklenen yağıştan önce kapalı bir otoparka çekmek için uğraşırken kimi de arabasının üzerini halı, kilim ve perde gibi kenarına overlok yapılabilen koruyucu örtülerle kaplamaya çalıştı. Sonuçta dolu beş dakikada gelecek ve hasarını hemen verecekti. Ortaya çok renkli görüntüler çıktı tabii... Günün sonunda, İstanbul’da beklenen dolu gelmedi. Ben Meteoroloji Genel Müdürü olsam ve neden dolu yağmadığı bana sorulsa, zamanın ruhuna uygun olarak “kar, dolu gibi şeylere ben bakmıyorum, siz yağışınızı dolu ile mi alıyorsunuz?” derdim...

Virüs tehlikesine rağmen maske takmakta üşengeçlik gösteren insanımızın, yağıp yağmayacağı belirsiz olan dolu öncesinde arabasını korumak için akla zarar tedbirler alması mal-mülk sevdası ile özdeşleştirilip eleştirildi ama bence buradaki mukayese can-mal arasında değil, soyut-somut arasında geçiyor. Malını canından çok sevdiğinden değil(ki, öyleleri de vardır) gözüyle görmediği ve henüz kendisine bulaşmamış virüsün tehlikesini idrak etmekte zorlandığı için tedbirler konusunda gevşeklik gösteriyor, daha önce doluya maruz kalan aracının kaportasındaki göçükleri gözüyle görüp ve 4-5 bin lira tamir ücreti verince hasarı hissettiği için yoğurdu bile üfleyerek yiyor. 

Link:  https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/kar-kur-dolar-dolu_529638

Vak'a ve Kur Karşısındaki Vakur Duruş...

 

Vaka ve kur karşısındaki vakur duruş

Önümüzdeki üç yıllık dönemi kapsayan ve kısaca YEP denilen Yeni Ekonomi Programı açıklandı. Geçen seneki program da üç senelik bir YEP idi, hatta ondan önceki YEP de. Yani 2020 yılı, 2018 ve 2019 yıllarında yapılan iki YEP alanında kalınca bir zamanların meşhur atari oyunu gibi YEP-YEP mi oldu bilmiyorum.

Program, piyasalara telkin etmesi gereken güveni tam sağlayamamış olmalı ki açıklandığı basın toplantısı sırasında bile döviz fiyatları yükselmeye devam etti. Hükümeti övmekle memur basında bile YEP haberi cılız bir şekilde karşılandı, hatta, Akit TV sunucusu Bakan Albayrak’ın “Kur benim için hiç önemli değil, hiç oraya bakmıyorum. Sanayimiz güçlü. Oraya hiç bakmıyorum. Kur artık bizim elimizde” şeklindeki sözlerini eleştirdi. 

Sahi, sayın bakanla dolar arasında ne oldu da, oraya bakmamaya karar verdi? Albayrak “rezervlerin kimseye ümit vermesin, yalnız benim için bak yeşil yeşil” deyince dolar da karşılık olarak Saadettin Kaynak’ın Uşşak makamındaki “Niçin baktın bana öyle, derdin nedir durma söyle...” şarkısını mı söyledi? (“Uşşaaaak” diye 10 milyar doları piyasaya sürerek doları düşürme çalışmaları bakımından uşşak makamı önemli) Belki de dolar, Ferdi TayKUR’un “bakışların bana biraz cesaret versin” şarkısını mırıldanmış ve bakan o beklenen cesareti vermemek için bakmamaya karar vermiştir, olamaz mı? Derecelendirme kuruluşlarının verdiği nota muhtaç olduğumuz şu günlerde, “do”lar gibi notalar, akla hep şarkılı türkülü diyaloglar getiriyor. 

Bakın, bir Avni Anıl şarkısı daha geldi: 

“Öyle dudak büküp, kur gözle bakma
Bırak bütün dolarlar, yerinde dursun
Çoktan düşürürdüm, ben seni çoktan
Ah, dış borçlarımın gözü kör olsun!

Yükseksen yükseksin yok mu benzerin
Bir liradır ilk hali bütün dövizlerin
Aklımda kalmazdı o yeşillerin
Ah bu borçlarımın gözü kör olsun

Bir değerlenişin var ki, zam yapar gibi
En sıcak paralarımı havada kapar gibi
Hiç bağlanır mıydım çocuklar gibi
Ah, dış borçlarımın gözü kör olsun!

 Sonunda faiz bastım yerli parama
Nice laflar yedim, ekonomik programa
Seni terk edip de gitmek var ama,
Ah, dış borçlarımın gözü kör olsun!”

Yeni Ekonomik Programımızı ne kadar etkiler bilinmez, ama Suudîler Türk mallarını boykot edeceklermiş. Bizim de yapmayı sevdiğimiz gibi, sokak ortasında Türk Malları’nı balyozla parçalama, yakma veya ezme eylemi yapacaklar mı? Aranızda, “korkarım ki isteseler de yapamayacaklar, samanı, buğdayı, nohutu fasulyeyi ithal eden ülkemizde yerli ürünümüz ne kaldı acaba?” diyenler varsa sıkı dursunlar: Sadece Gaziantep’te ve sadece geçen hafta 300 yeni fabrika açılışı yapıldı. Hele o fabrikalar bir üretime başlasın, Suudi Arabistan ve ürünlerimizi boykot etmek isteyen bütün ülkelere “sokakta yakmak üzere” kaydıyla ihracatlarımızı yapar ve onları kandırırız. 300 Spartalı gibi, 300 Fabrikalı da işsizler ordusunu dağıtacak Allah’ın izniyle... Listedeki 300 fabrikadan bazıları 45 yıl önce açılmış, bazıları iflâs etmiş, bazıları market imiş ve bazıları da sehven listeye girmiş diyorlar. Olsun, biz hepsine bakarız evelallah!

Vak’a-Hasta Sayısı

Covid 19 sürecinde açıklanan rakamlarla ilgili kafamız karıştı. Meğer, tablolarda belirtilen sayı, hastalık belirtisi gösterenlerin sayısıymış. Tıpçıların söyleyişiyle “asemptomatik” kişilerin test sonucu pozitif olsa bile sayılara dahil edilmiyormuş. Bu arada hangi belirtilerin makbul olup hangilerinin olmadığı da belli değil. Belirti gösterdiği halde test imkânı bulamayanlar varken, belirti göstermeyip test yaptırabilmişlere helâl olsun demek lâzım. Nasıl bulup yaptırdıklarını anlatırlarsa memnun oluruz.  30 bine yakın pozitif sonucun laboratuvarlarda tesbit edildiği bir günde bakanlık, hasta olarak kabul ettiği 1500 kişinin sayısını ilân etmiş. Asemptom kelimesinin asimptot’a benzerliğinden yola çıkmış olabilirler mi? Asimptot basit olarak, bir eğriye giderek yaklaşan, ama sonsuza kadar uzatılsa bile o eğriyi kesmeyen doğru demektir. Şöyle düşünün, asemptom kişilerin sayısı sonsuza gitse bile semptom gösteren kişilerin sayısı sabit bir değere doğru yaklaşıyor! 

Koca Bakan ertesi gün dedi ki, rakamların o şekilde ilân edilmesinde ulusal çıkar söz konusuymuş. Bir “ulus”un hayatta kalmasından daha büyük bir çıkar mı var ki? Bir günde 30 bine yakın fark varsa bir ayda bir milyona yakın fark olur. Virüsün bulaşmış olduğu kişilerin toplam sayısından bir ulus al çıkar, bakanın açıkladığı sayıyı bulursun. Yoğun bakımdakileri nasıl sayıyorlar acaba? Öldü ölecek gibi duran hastaları “kendilerine sorduk, ‘yoğum bakın’ diye cevap verdi” diyerek saymıyorlarsa, eyvah...

Sonuçta, neye bakıyor ve neye bakmıyoruz? Fabrikalar 45 sene önce kurulsa bile bakıyoruz, kurlar çok yükselirse bakmıyoruz, vak’a sayısı yükselmişse yine bakmıyoruz. Vak’a + kur = Vakur formülü gereği vakur duruşumuzu bozmuyoruz...

Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/vak-a-ve-kur-karsisindaki-vakur-durus_529223

Öne Çıkan Yayın

Maalescafe 3'ü bir arada

  Maalescafe 3'ü bir arada:  Covid-19 ile mücadele adına, Sağlık Bakanı'nın maske ve mesafe temalı uyarı maksatlı tweet atarken, yet...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İlgili Diğer Yazılar: