Bu Blogda Ara

Arşiv

Katar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Katar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ekonomiye "Ranttan" Yayınla Devam Ediyoruz....

Ekonomiye ranttan yayın
Bir zamanlar, istenen bir bilgiye herhangi bir zamanda erişmek bugünkü kadar kolay değildi.
Güncel havadis gazetelerden takip edilebiliyordu. Televizyondaki kanal sayısı da, haber bülteni sayısı da bugüne nazaran çok daha azdı.

Tabiî, canlı yayınlar da muhtemelen maliyetleri ve gerektirdiği ekipman-yetişmiş eleman sayısıyla alâkalı olarak çok daha azdı. O zamanlar canlı yayın denmiyordu, naklen yayın deniyordu. Naklen Arapça kökenli bir kelime olduğundan mıdır bilmem, özel kanalların ortaya çıkmasıyla yerini “canlı” tabirine bıraktı. Gerçi, Arapça yayın yapılan kanallarda canlı yayın için naklen kelimesi kullanılmaz. (Bir keresinde, Ramazan Ayı’nda, bir iftar sırasında televizyon izlerken bir arkadaşım, Arapça okuyabildiğini bize ispatlamak için “mübaşir kanalını açsanıza, Kâbe’yi gösteriyor” demişti. Mübaşir kelimesinin kanal ismi olmadığını ve canlı yayını ifade ettiğini öğrenince de bozuldu biraz.)

Seksenli yıllarda, devre arasında 15 dakika reklâm değil, “hafif müzik”yayını yapılırdı futbol maçları yayınlarının. O zamanlar pop müzik denmiyordu ve başında “şimdi Türkçe sözlü hafif müzik yayınımızla devam ediyoruz” ya da sonunda “yabancı sözlü hafif müzik yayınımızı dinlediniz” gibi bilgilendirici anonslar yapılıyordu. Evet, müzik, televizyondan da yayınlansa dinlenen bir şeydi. Futbol maçları televizyon ve radyodan ücretsiz bir şekilde yayınlanıyordu. Canlı verilmeyen maçların banttan yayınlandığı da oluyordu. Sonucunu bilmediğimiz bir maçı banttan izlerken bile heyecanlanabiliyorduk, ama “banttan” ifadesi maça bakışımızı değiştiriyordu. Banttan yayınlanan bir maçı izlerken sesli bir şekilde futbolculara televizyon başından direktif vermeye kalkamazdık meselâ.

ORHAN AYHAN...

Aynı anda televizyon ve radyodan canlı yayınlanan bir maçtaki yayınlar arasındaki senkron farkı bile bazıları için tahammül edilebilir değildi. Radyo yayını, televizyon yayınının bir kaç saniye önünden gidiyordu genellikle ve bu durum benim için anlaşılmazdı. Gökyüzünde çakan şimşeğin önce aydınlığı sonra sesi geldiğine göre görüntü sesten daha hızlı olmalıydı ve görüntülerin en azından o senelerde  ışık hızı ile iletilmediğini yıllar sonra öğrenecektim. Radyo spikerlerinin maç anlatımı daha heyecanlı oluyordu, süsü, abartısı eksik olmazdı. Görmüyoruz ya, adam ne dese inanacağız!  “..orta yuvarlağı sol iç boşluğunun beş metre kadar gerisindeki Orhan, ceza yayı ön çizgisinin sekiz metre kadar önündeki arkadaşına pası atabilse rakip kalede çok büyük bir tehlike oluşturabilecekti, ama kademede Ayhan...” şeklindeki anlatımıyla Orhan Ayhan, hayal dünyamızın sınırlarını zorlardı. Mesafeyi nasıl ölçtün, biz kafamızda nasıl canlandıralım, Ayhan kademeye girmişse gerçekleşmemiş bir pozisyonu neden bize anlatıyorsun gibi deli sorular gelirdi akla. Bir de kendine has hızlı, fakat anlaşılabilir konuşması yok muydu... Televizyonla radyoyu aynı anda açıp televizyonun sesini kısarak görüntüyü ekrandan, sesi radyodan takip etmişliğim vardır. Anlatımını daha çok beğendiğim radyo spikeri acaba bizi mi yiyordu?

Velhasıl, teknik imkânlar ve maliyetler ölçüsünde “naklen” ya da “banttan” yayın yapılırdı. Daha fazla nostalji isteyen, İbrahim Sadri’nin “Kuş Hatıraları” isimli şiirini dinleyebilir.

***

Yıllardan beri var olan ekonomik sıkıntılarımız her fırsatta başka ve daha pahalı borçlarla ötelenmeye çalışılsa da problemler birikerek bir balon gibi şişiyor. OHAL dönemi boyunca baskılanan iflâslar ve konkordatolar fırsatını bulduğu ilk anda peşpeşe gelmeye başladı, demokrasi, insan hakları, ifade hürriyeti, kuvvetler ayrılığı, denge-denetim mekanizmalarının işlemeyişi gibi temel sorunlar sebebiyle yabancı sermaye ülkemizden kaçıyor. Dış borçlarımız 500 milyar dolara yaklaştı. Üstüne, dünya ekonomi devlerine bile diz çöktüren virüs meselesi çıktı. Merkez Bankası net döviz rezervlerinin eksilere düştüğü yazılıp çiziliyor. Dolar yedi, euro sekiz liralara dayanmış, ölçülenle hissedilen enflasyon arasındaki makas gittikçe açılmış. İşsizlik had safhada. Virüs sebebiyle turizm gelirlerinde büyük daralma olacak. Her işimiz ithalata bağlı, katma değeri yüksek bir üretimimiz-ihracatımız yok.

Ne var peki, betona gömülen paralar var... Sahil kenarlarını betona bulama, orman alanlarına tarım arazilerine imar izni verme, Avrupa’nın, dünyanın, güneş sisteminin en devasa binalarını şehirlere dikme var. 250 bin dolarlık emlâk alımı yapan yabancılara bedava vatandaşlık veriyoruz. Katar’la aramızdaki ilişkiler hatırına kendilerine tarla olarak sattığımız arazilerin planını değiştiriyoruz, bir anda değeri 10 katına fırlıyor. Yemyeşil Karadeniz yaylalarını turizme kazandırma adı altında satıp satıp tahribine göz yumuyoruz.

Kısacası, ekonomi yönetiminde “aklen” yayını çoktan bitirdik, “ranttan” yayınla devam ediyoruz...

Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/ekonomiye-ranttan-yayinla-devam-ediyoruz_524937

KAnTAR'ın Tapusunu Kaçırmak


KAnTAR'ın Tapusunu Kaçırmak:

Kanal İstanbul ile ilgili tartışmaların sürdüğü şu zamanlarda, en çok konuşlan konulardan biri, ileride toplayacağı parsaları düşünerek, kanal güzergahında yer alan arsaları Katarlı dostlarımızın toplaması oldu. Kanal ve Katar kelimelerinin birleşiminden "KAnTAR" elde edebiliriz. Türkiye'den kimsenin Kanal İstanbul güzergahıyla ilgili net bilgisi yokken Katarlıların tapu toplama konusunda kantarın topuzunu kaçırmasına "KAnTAR'ın tapusunu kaçırmak" denir. (Daha ayrıntılı bir yazı için bkz:Katar-Akt ) Kimsenin demeyelim tabii, muhakkak birilerinin bilgisi vardı ama kamunun kanal güzergahı konusunda yakın zamana kadar bilgisi yoktu.

Olayın gündeme gelmesinden sonra, tapu kayıtlarına erişimin kısıtlandığı tartışmaları aldı başını gitti. Böyle bir durum varsa, tapuları gözlerden kaçırma konusunda kantarın topuzu yine kaçırılmış olur ki bu da başka bir yönden KAnTAR'ın tapusunu kaçırmak şeklinde yorumlanabilir. 

Harfiyat Kanyonu ana sayfası 

Katar-akt


Katar-Akt

Altyapı projeleri halk için mi, yoksa rânât için mi diye, biz için için kendi aramızda tartışaduralım, elin yabancıları gelip yavaş yavaş onları satın alıyor. Bu arada rânât, rantlar manasında, “rant Arapça bir kelime olsaydı çoğulu rânât olurdu herhalde” diyerek benim uydurduğum bir kelime, boşuna sözlüklere bakmayın. 

Mesela, Çin Halk Cumhuriyeti’nden birileri altyapı projelerimize yatırımlar yapmaya başladı. Türkiye’de satın aldığı liman ve bankadan sonra şimdi de Yavuz Sultan Selim Köprüsü ile çevre otoyolları işletmeciliğinin %51’ini almak istiyorlar. 3 milyar dolara mal olan bir köprünün yarısını 600 milyon civarında bir paraya almak da ayrı bir meziyet. Türiye’de “Çin-dar” bir nesil isteyen bir grup bunun için çok çalışıyor olmalı... 

Tabii, ülkemizde yabancı yatırımcı deyince en çok aklımıza gelen ülke Katar. Merkez Bankası verilerine göre 2002-2019 yılları arasında yaklaşık 2,7 milyar dolarlık yatırım yapmışlar. Ticaret Bakanımız ise Katarlıların Türkiye’de toplam 6,3 milyar dolar yatırımı olduğunu söyledi. Ağırlıklı olarak, finans, medya, savunma sanayii ve emlak alanlarında yaptıkları satınalmalar veya kurdukları ortaklıklar var. Katar ile akt edilen ortaklıklara kısaca “Katar-akt” diyebiliriz. Bazı Katar-akt örnekleri:

Katank-Palet: 50 milyon dolarımız olmadığı için tank-palet fabrikasına ortak oldular. Katar + tank birleşiminden “Katank” elde ediyoruz. 

Katarabzon: Trabzon’da son yıllarda çok sayıda arsa ve ev, başta Katar olmak üzere Arap ülkelerinden müşterilere satılıyor. Adeta bir “Arab-zone” olan şehrimizin adı, satışlar böyle devam ederse Katar + Arap + zone kelimelerinin birleşimiyle “Katarabzon”a dönüşebilir. 
KataRant: Katarlıların satın aldıkları gayrımenkullerin, satıştan sonra imar planlarının değişmesiyle elde ettikleri rant. Emsal değeri 2 olan bir arsa alıyorlar mesela, hop bakıyorsun anında planı değişiyor ve 4.28 oluyor. Yapılıp yapılmayacağı, yapılırsa tam olarak nereye yapılacağı yakın zamana kadar tarafımızdan bilinmeyen Kanal İstanbul güzergahını nasıl tahmin etmişlerse, oradan da arsalar toplamışlar mesela. Yesari Asım Arsoy’un uşşak makamındaki bir şarkısından iktibasen: 

“O rantlı gözler hülyalı
Dolar bakışlar manalı
Güzergahtaki o arsalar
Meğer ezelden Katar'a satıldı”


K’ada’r: Kanal İstanbul projesi hayata geçer de kanal hafriyatlarıyla yapılacak adalardan biri Katarlılara satılırsa adaya verilebilecek bir isim.

Tuzlu su-az tuzlu su dengesi birbirini bulur denilerek birleşik kaplarla izah edilmeye çalışılan Kanal İstanbul, başlı başına çok tuzlu bir proje olduğundan hayata geçer mi geçmez mi bilmiyoruz. Arap ülkelerinin televizyonlarında kanal evlerinin reklamları dönüyormuş. Tuzlu proje problemi Birleşik Araplar formülü ile çözülemezse ve tartışmaları da iktidarı yıpratacak olursa, her an Katar Emiri’ne hitaben “ananı da al git!” söylemini duyabiliriz. Ben, birilerine kanal sözü verip arsalar satmış olsam hiç öyle pahalı ve netameli kanal işine girmem. Çürük yumurta kokusu etrafı sarar diyorlar, depremde tehlikeli olur diyorlar, yeraltı sularının tuzlanmasına sebep olur diyorlar velhasıl, bir sürü başka riskleri de sayarak “Kanal İstanbul yapılırsa geri kalan İstanbul olur mu?” diye endişe ediyorlar. Bana kalsa, sattığım arsaların içinden geçen ve devr-i daim yapan yapay bir ırmak yaparım, hem rantlarından ırmak akan yalancı bir cennetimiz olur hem de 40-50 dönüm gibi sınırlı bir alanda kalır. Gemi neym geçmez kapı önünden, rahat rahat otururlar. Alan memnun, satan memnun, vatandaş memnun...

Kataraba: Yerli ve milli araba üretme işimiz finansman darlığına düşerse eminim ki Katar o konuya da el atabilir. Bu durumda yerli ve milli arabamızın adını “Kataraba” yapabiliriz.
Katarlılara satılmazsa, yerli ve milli araba için isim tekliflerimden biri “Devrem” olur. Devrim arabalarının devamı olduğu hissini verdiği gibi, elektrikli motora da gönderme olur. Beğenmediyseniz, bizi kıskanan Almanların Volkswagen’i gibi (volks-halk/cumhur, wagen-araba) gibi “Cumhuraba” diyelim...




Öne Çıkan Yayın

Yapeylikan Zekâ

GPT-3 isimli yapay zekâ modelinin yazdığı bir köşe yazısı, The Guardian gazetesinde yayınlandı. Yapay zekâların insanlara zarar vermeyeceği...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İlgili Diğer Yazılar: