Bu Blogda Ara

Arşiv

adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Büyük Büyük Sayılar


Büyük Büyük Sayılar
İbrahim Özdabak karikatürü

 

Dünyevi işlerin yönetilebilmesi için ölçme ve değerlendirme önemlidir. İlgilenilen nesne veya olayın sayısı, şiddeti veya büyüklüğü sayılarla ifade edilir. Bir önceki dönemle veya benzer başka bir olayla karşılaştırılır ve yorumlanır.

Sayılar objektiftir ve genellikle yalan söylemez. Tabii; neyi, nasıl ölçtüğünüz ve kullandığınız birimler ölçüm sonuçlarını etkiler. Mesela, bir çukur ayna kullanıyorsanız, elde edeceğiniz görüntü, cismin aynaya olan uzaklığına göre uzayıp kısalabilir. Hatta, cisim düz durduğu halde tepetaklak olmuş bir görüntü bile oluşabilir. Gerçek cismi istediği yere konumlandıran bir gözlemci, işine geldiği zaman cismin, gelmediği zaman ise görüntünün ölçülerini kullanarak çok sayıda farklı büyüklük hikayesi çıkarabilir.

Mevcut iktidarın en çok sevdiği şeylerden biri, açıklama yaparken bolca sayı vermek. Olumlu bir gelişmeyi nazara vermek istediklerinde büyük ve küsuratlı rakamlar veriyorlar. Böyle olunca hem gerçeğe daha yakın duruyor hem de hesaplaması daha zor geldiği için yıldırıcı bir etkiye sahip oluyor. Adeta, “ortaya öyle bi’ rakam bırakam ki, akılları baştan alsın” diyorlar.

Mesela, 5 milyar ağaç diktiklerini iddia ediyorlar. İnanmayan, gitsin saysın diye de ekliyorlar. Ülkenin yüzölçümü belli, iktidarda kalınan süre belli... Bundan beş altı sene önce söylendiğini hatırlıyorum ama diyelim ki bu söz, bugün söylenmiş olsun. 19 yıllık iktidar süresini de 20 olarak yuvarlayalım. O kadar ağaç sayısına ulaşmak için günde ortalama 694 bin kadar ağaç dikilmiş olması lazım. Üstelik 814578 km2 alana sahip ülkemizde (değişmiş olabilir, denizlere yapılan dolgularla sürekli büyüyoruz) çölleri, kayalık alanları, binalarla kaplı yerleri, gölleri ve akarsuları da ağaç ekilebilir alan olarak kabul edersek, yaklaşık olarak 12 metreye bir ağaç dikilmiş olmalı. Bu kadar ağacımız olsa adımız Ormanlı Cumhuriyeti olurdu herhalde...

“Üçüncü ayın 15’inde tam 315 tesisin toplu açılışını yapıyoruz” gibi duyurular yapıyorlar, tesislerin adını bilen yok! Çok alay konusu olduktan sonra, liste yayınlamaya başladılar. Listede 50 yıl önce açılmış olan da,  üç beş yıl önce açılan da, hatta henüz ortada olmayan tesisler de bulunabiliyor.

Mültecilere 40 milyar dolar para harcadık diyorlar, harcama kalemlerini gösteren faturayı bugüne kadar gören olmadı. 128 milyar dolar rezervi erittiler. Gittikçe düşen rakamları her seferinde artırdıklarını söyleyerek ilan ettiler. Ekonomik küçülme yaşansa negatif büyüdük deyip işin içinden çıkıyorlar. İşyerleri iflas ediyor, işsizler her geçen gün artıyorken nasıl oluyorsa ekonomik büyüme kaydediyoruz. Son çeyrek büyüme oranımız %21.7 çıktı. Geçen seneye göre geliri bu oran ve üstünde artan vatandaşlar el kaldırabilir mi? Yok mu? En son hangi düğünde evlenen çifte düğün hediyesi olarak çeyrek altın taktığını hatırlayan var mı?

Saraylar yapıp odalarıyla övünüyorlar. İhtişamımız, itibarımız arttı diyorlar. Okul binalarını sayarak eğitime ne kadar önem verdiklerini anlatıyorlar ama okuduğunu anlamaktan aciz öğrencilerin nasıl yetiştirildiğinden bahsetmiyorlar. Devlet okulları kayıt alırken, gerekli belgeler listesine İBAN numaraları da ekliyor. Yeni açılan devasa hastane binalarını gösterip sağlık alanındaki gelişimimize işaret ediyorlar ama MHRS kullanarak bazı bölümlerden randevu almak için aylarca beklediğimizden hiç söz eden yok. Beklemeye tahammül edemiyorsan, yallah özel hastanelere!

Dünyanın en büyük adalet sarayı bizde, Avrupa’nın en geniş adliyesini inşa ediyoruz diyerek adalet sistemini geliştirmekle övünüyorlar. Adaletin artık merdiven altında olmadığının ispatı mı bilmiyorum, İstanbul Anadolu yakasındaki adliye binasında merdiven yokmuş. Adana adliyesini ise cam tavanlı yapmışlar, harareti ile meşhur Adana adliyesinde yaz aylarında sera etkisi altında çalışmak zorunda olan insanlara Allah sabırlar versin.

Adli yıl açılışı ile birlikte hizmete açılan yeni Yargıtay binalarının hayırlara vesile olmasını dileriz. Mafyaların cirit attığı, siyasileri maaşa bağladığı ve işadamlarının mallarında alenen “çöktüğü”, uyuşturucu tacirlerinin, hatırlı kişilerin tavassutuyla serbest bırakıldığı, kara paracı ve dolandırıcılara gazetecilerin aracılık ettiği, ortada bir mahkeme kararı olmaksızın fişleme dosyalarına istinaden işinden kovulmuş veya hapis cezası almış kişilerin haklarını almak için dava bile açamadığı, sesini duyurmak için sosyal medyadan başka hiçbir şansı kalmamış olan insanların olduğu bir ülkede, Hz. Ali’ye atfedilen “devletin dini adalettir” sözüne binaen, Allah devletimizi ADAİST* olmaktan korusun...

*: Adaist, “adalet istemeyen” ifadesinin kısaltmasıdır.

Link:  https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/buyuk-buyuk-sayilar_549053

“He” demeli normalleşme

 


Bazı şeylerin normalleştiği, bazı eski normların da şeyleştiği bir hafta geçirdik.

Malum salgın sebebiyle getirilmiş olan ve günlük hayatımızı etkileyen kısıtlamalardan bir kısmı kaldırıldı, bazıları da esnetildi. Şehirlere risk puanı verildi, derecesine göre bir harita üzerinde farklı renklerle gösterildi. Vatandaş olarak kafamız karıştı tabi; hangi okul, hangi bölgede açıldı, kim saat kaçta dükkanı açıp kaçta kapatacak, sokağa ne zaman çıkılabilip, ne zaman eve dönülebilecek... Kademeli normalleşme denilen yeni düzenlemenin ilk açıklandığı günlerde ilkokullarda yüz yüze eğitim başlamışken 20 yaş altı vatandaşların toplu taşıma kullanması hala yasaktı. Neyse ki, bir kaç gün sonra o yasak kaldırıldı.

İllere göre risk dağılımını gösteren renkli Türkiye haritası seçim zamanlarını hatırlattı, renkli seçim esprileri yapıldı. Geçersiz testler bir daha sayılacak mı, AA virüs akışını keser mi, hangi seviyede keser, mühürsüz-faz sayısı eksik aşılar geçerli mi, hiçbir aşı olmasa bile mutlaka bir aşı olacak mı? Hangi aşılar barajı geçecek, aşı ittifakı mümkün mü? Faz sayısı düşük aşıları teşvik için “faz sebeptir, enfeksiyon sonuçtur, fazları düşürmeye çalışmalıyız” denecek mi? Restoran ve kafelerde %50-1 doluluk nasıl sağlanacak? Lokantalarda 45 dakika dolduran müşteriler için uzatmalara gidilecek mi?

Neyin nasıl uygulanacağı tam olarak anlamayan insan ne yapmalı? Kafasını yormadan kademeli normalleşmeye “he” demeli, hatta “yav, he he!” demeli... Nasıl olsa yöneticilerimiz ve kolluk kuvvetlerimiz konuya hakimdir, en doğrusunu onlar bilir ve uygular. Alın size örnekler:

Lebaleb dolu kongrelerde, ne dediği anlaşılamayan vatandaşlar maske çıkarmaya davet edilirken, Hatay il gençlik kolları halaylı kutlamalar yaparken yayılmayan virüsün sıradan vatandaşları günlük işlerini yaparken etkilediği ortaya çıktı. Metrodan çıktıktan sonra açık alanda maskesini azıcık indirip hava aldıktan sonra maskeyi düzelten bir hanım, polisin ısrarlı takibi sonucu son anda yakalandı ve kimseye virüs bulaştırmadan etkisiz hale getirildi!

Bir başka görüntüde, hanımıyla birlikte motorsikletle dolaşan bir kişi vardı. Muhtemelen kendileri de o görev alanına aynı şekilde motorla veya ekip otosuyla gelmiş olan polisler motorsikleti durdurdu ve motordakilere mesafe uyarısı yaptı. Motorsikleti kullanan adam “eşimdir” dese de, polis arkadaşlardan biri “en çok eşler birbirine virüs bulaştırıyor” şeklinde muazzam bir tespit yaparak ilerideki otobüs durağında eşini indirmesini istedi. Etrafı açık motorda eşinden virüs kapmaktan son anda kurtulan kadıncağız, muhtemelen 30-40 kişinin oturduğu kapalı otobüs ortamında güvenle seyahat imkanına kavuştu.

Dağ taş dolup taşarken korona virüsüyle, dağ başındaki köyde koyun sürüsüyle dolaşan bir teyzeyi de hastalık kapmaktan son anda jandarma ekibi kurtardı.

Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde denetim yapan kaymakam, bir eczanede çay içerken maskelerini indirmiş çalışanlar hakkında maske takmadıkları ve sosyal mesafeye uymadıkları için tutanak tutulmasını istedi. Üç çalışanın bulunduğu eczaneye, kaymakam ve ekibinin (dört kişi, kameramanı da sayarsak beş kişi) yanyana girdikleri görüldü. Mesafe ihlali pahasına vazifesini yapan kaymakam beyi ne kadar tebrik etsek azdır.

Vali, kaymakam, polis, jandarma ve bekçi... İnsan, haklarında kötü düşünebilir mi? Hem de, İnsan Hakları Eylem Planı’nın açıklandığı zamanlarda. Sloganı “özgür birey, güçlü toplum, daha demokratik bir Türkiye” olan, 11 temel ilke ve 50 amaç barındıran bu planı beğenmeyenler olmuş. Neymiş, bunların hiçbiri yeni bir husus değilmiş; ceza hukukunda, anayasada, imza attığımız ve hükümlerine uymayı kabul ettiğimiz uluslararası sözleşmelerde zaten varmış! Afedersiniz ama uzaydan mı gelecekti eylem planı? Vatandaş isterse, yakında çıkacağımız uzay macerası ile onu da yaparız evelallah... Ne demişler, reformu an aya sayı hazırla...

İktidarımız, sadece işi düşünce veya oyları düşünce, düşünce suçlarını gündeme getirenlerden hiç olmamıştır, olmuyordur, olmayacaktır. Serbest piyasa şartları işliyor, insan haklarına talep arttığı için bulmakta zorlanıyoruz, bu kadar basit. Kıymeti yükselmiş, piyasada az bulunan şeyleri PTT vasıtasıyla temin etmeye başlamışken, demokrasi, adalet, insan hakları, şeffaflık, liyakat ve reform paketlerini PTT Kargo evimize kadar getirse diyorum, harikulade bir hizmet olmaz mı?

Link:  https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/he-demeli-normallesme_538267

Aşı’kanlık Sistemi ve Adalet Momenti

 

Aşı'kanlık Sistemi ve Adalet Momenti

Dünyayı kasıp kavuran Covid-19’la daha etkili mücadele edebilmek için sabırsızlıkla beklenen aşı’kanlık sistemine geçişler başladı.

Bütün umutların ve kuvvetlerin tek bir noktada toplandığı bu sistemde aşı,“kol”luk kuvvetlerinin de desteğiyle adeta “bu fakir kardeşinize verin yetkiyi, virüse karşı mücadelede görün etkiyi”, “en az 0.4 mililitrelik bir doz verin, bu iş huzur içinde çözülsün” ve “antikor üretimini bana bırakın” gibi akıl çelici sloganlarla kendine taraftar topladı. Aşıların pahalı olduğu eleştirilerini de “ihtiyattan tasarruf olmaz” vecizesiyle karşıladı. 

Pek çok ülke, gücüne göre aşı tedarik edip uygulamaya koyuldu. Ülkemizde aşı tedariği ve uygulanması süreci, maske dağıtım işine benzemeye başladı. “Bugün başlıyor”, “yarın başlanacak”, “gelecek ay kesin başlarız”, “Mart’a kadar 27 milyon kişiyi aşılarız”, “aşıyı beğenmezsek parasını vermeyiz, anlaşmayı ona göre yaptık”, “50 milyon doz Çin’den, 25 milyon Almanya’dan geliyor”, “ilk aşamada 3 milyon geldi, peyder pey gelmeye devam edecek”, “günde bir buçuk milyon kişiye aşı vurabiliriz”, “10 günde 800 bin kişiye aşı vuruldu” gibi günü kurtarmayı hedefleyen ve çelişkilerle dolu açıklamalar yapılıyor. 

Bizim de millet olarak aklımıza şu sorular takılmadı değil: Türk tipi aşı’kanlık sisteminde bir aşının halk meclisine girebilmesi için yüzde on barajını aşı’ması yeter mi, yoksa yüzde 50 +1 formülü mü geçerli? Bir kısmı Çin’den, bir kısmı Avrupa’dan getirilerek yapılan itti’vac (aşıların ittifakına itti’vac denir, buradaki vac eki aşının İngilizcesi olan vaccine kelimesinden geliyor) başarılı olabilecek mi? Beğenilmezse ödeme yaptırmayacak olan Çin menşe’li aşı kendine çok güvendiğinden mi bunu söylüyor yoksa bu güvenceyi vermezse satış yapamayacağından mı korkuyor? Başka ülkelerin aşıları neden böyle bir teminat vermiyor? 

2020’nin son günleri de olsa aşıların ilk partisi memleketimize geldi. Sağlık çalışanları ve yüksek risk grubundaki kişilerle başlanacağı söylenirken bir de baktık ki ilk parti aşıdan adaleti ve kalkınmasıyla meşhur bazı partililer ve ittifak ortakları da nasiplenmiş. Çin aşısı mevzu-u bahis olunca “Çoğu Derinpek”gillerin fırsatı kaçırması düşünülemezdi tabiî... Hatta bir dönem siyasî mevkilerde bulunmuş olup şu anda kendilerine aktif bir görev verilmeyen ve sosyal medyada trollük yapma peşinde koşan bazı kişiler de aşı olmuş. 

Adalet Momenti

Fizikte, atalet momenti denilen bir mefhum vardır. Kısaca, “bir cismin açısal hız değişimlerine karşı gösterdiği direnç” şeklinde tanımlanır. Konunun anlaşılması için genellikle bir buz pisti üzerinde kendi etrafında dönme hareketi yapmak isteyen patenci örneği verilir. Patencinin kolları yanlardan vücuduna yapışık veya başınının üstünde yukarı kaldırılmış (dönme eksenine yakın olacak şekilde) olduğunda dönme hızı, kolları veya ayaklarından birini yanlardan yere paralel olacak şekilde açarak yaptığı dönme hızından daha fazladır. Bir partinin, merkezine yakın noktalardaki kişilerin “aşısal” hızlarının büyümesi de “adalet momenti” ile alâkalıdır. 

Kuvvetin döndürme etkisi anlamına gelen moment, adalet ile birlikte kullanılınca kuvvetli olanın adaleti kendine doğru döndürmesini ifade eder. Adalete moment kazandıran kişi, muhalifi olan siyasetçilere, işine gelmeyen şeyler söyleyen veya yapan akademisyenlere, avukatlara, doktorlara, mühendislere velhasıl kafasını bozan herkese ve her şeye aklına gelen her türlü hakareti rahatlıkla sıralayıp, onları işbirlikçilik, hainlik, teröristlikle suçlayabilir. Hakaret ve suçlamalara maruz kalan taraf onu mahkemeye çoğunlukla veremez, verse bile adalet momentçisi ifade hürriyetini ve eleştiri hakkını kullanmıştır, dâvâ hemen düşer! Meselâ bir bakanın bir gazeteciye “alçak” ve “uşak” demesi eleştiri hürriyeti kapsamında değerlendirilip, aynı bakana “kel” demek suç sayılabilir. 

Muhalif siyasetçi ve gazetecilere yönelik hakaret ve tehditler bir yana, yaralamaya kadar varan saldırıları/linç girişimlerini “tepkisel” diye vasıflandırarak önemsizleştirip, “bunu hak edecek ne yaptık diye kendilerini sorguluyorlar mı?” derken, kendileri ve yandaşları için edilmiş en ufak imalı iğnelemeleri dâvâ konusu yapıp cezalar yağdırmak... İşte bunlar, hep “adalet momenti” eksenli bakış “aşı”sının tezahürleri...

Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/asi-kanlik-sistemi-ve-adalet-momenti_535733

Uçuyoruz...

Uçuyoruz
 
Geçtiğimiz hafta ilginç bir gelişme oldu:
Avusturya İçişleri Bakanı, Avusturya’da Türk hükümeti karşıtı kişilerle ilgili bilgileri Türkiye’ye sızdıran bir casus yakaladıklarını açıkladı.

Uyum Bakanı Susanne Raab da "Türkiye, Avusturya’yı bölmek istiyor" dedi. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Avusturya Uyum Bakanı Susanne Raab'a "Sadece Avusturya'yı mı? Ne ayıp... (Gülücük emojisi gülücük emojisi gülücük emojisi)" şeklinde cevap verdi.

Raab haklıysa, bir ay kadar önce İbrahim Kalın’ın twitter hesabında yaptığı "Biz masalları olan bir coğrafyanın çocuklarıyız. Bize yüz elli yıldır modernleşme adı altında başkalarının hikâyeleri anlatıldı. Artık kendi hikâyemizi yazma zamanıdır" paylaşımında geçen hikâyeden hallice, kalın bir romana doğru koşar adım gittiğimizi söyleyebiliriz, hamdolsun. Eskiden nasıldı, dış mihraklar elini kolunu sallaya sallaya ülkemiz üzerinde oyun oynuyordu! Dış mihRock’n Roll yapanlar mı dersin, adamlarını üzerimize “Salsa” diye korktuklarımız mı... Bugün, gerektiğinde yabancı memleketler üzerinde oyun kuran bir seviyeye gelmiş olmak az bir şey değildir. Onların mihRock’n Roll oyunları varsa bizim de H-Alay’ımız var. “Mihrakım diyerek sana yüz vurdum” diyen ülkelerin umudu olduk, Akdeniz’de nav-i teximize münhasır hareket edebiliyoruz, daha ne olsun?

En doğru tesbiti Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni yaptı:
“Türkiye, Batı'nın müdahale edeceği tüm alanları kapattı; en zayıf alan ekonomiydi, o da doğal gaz keşfiyle kapatıldı” dedi.

Daha bunun üzerine söz söylenmez, anca şerh edici örnekler verilebilir. İfade ve basın hürriyetinde o kadar ileriyiz ki, Fahrettin Altun son derece rahat bir şekilde Cumhurbaşkanı’nı eleştirdi ve amiyane tabirle kendisine “ayar” verdi, üstelik başına herhangi bir kötü şey gelmedi.
Korkmayın canım, Fransa Cumhurbaşkanı’nı eleştiren İletişim Başkanı Fahrettin Altun “Fransa’nın gazeteciler için giderek daha tehlikeli bir yer hâline geldiği ortadadır. Sayın Macron kendisinin eleştirilmediği, gerçeklerden kopuk bir dünya hayal ediyor; gazetecilerin, kendisinin keyfini kaçıran haberler yapmadığı bir düzen istiyor; sırf kendisi çok arzuladığı için Libya’da bir savaş suçlusunun galip gelmesine tamah ediyor” dedi. Sorarım size, kaç Fransız iletişimci buna benzer sözleri söyleyebilir?

“Zayıf alan ekonomi” bile yüzümüzü güldürmeye devam ediyor. Büyüme rakamları açıklandı meselâ, varlığımızın % 90’ını muhafaza ediyoruz. Enflasyon desen % 11-12 civarlarında, o kadarı kadı kızında da olur. İşsizlik oranlarımızdaki düşüş umut verici, tek eksiğimiz çalışan kişi sayısındaki azalmalar. Bulduğumuz gazın haberi bile bizi o kadar heyecanlandırdı, bir de çıkardıktan sonra görün bizi, kimse tutamaz artık. Eğitimde de o biçim hamleler yapacağız, ama gel gör ki eğitim bütçesindeki bütün parayı öğretmenlere veriyormuşuz, bakan öyle söyledi. Para lâzım, o yüzden araba ÖTV’lerini mazur göreceksiniz. Hem zaten o vergiler yabancı araçlar için geldi, bizlik bir durum yok. Hep yabancılar mı bize operasyon çekecek, biraz da biz onları te’dip edelim.
Buradan yabancı odaklara sesleniyorum: “you can not mute ezans, you can not mute ah hit!” (Anlayacakları dilden konuşmak lâzım, o yüzden İngilizce seslendim)


Adalet konusundaki ilerleme de muazzam. Kuvvetler ayrılığı gayrılığı dinlemeyen yerli ve millî hukukumuzu geliştirdik, daha da önemlisi ihraç etmeye başladık. Rahip Brunson ve Alman gazeteci Deniz Yücel meselâ, hemen ihraç edildi, kapış kapış gittiler. Dünyanın ve Avrupa’nın sayılı büyüklükteki adalet sarayları bizde. Yeni yeni hapishaneler inşa ediyoruz.

IŞİD Türkiye sorumlusu olduğu söylenen kişi defalarca tutuklanmasına rağmen somut delil bulunamadığı için her  seferinde serbest bırakılabildi. İntihar bombacılarının hepsini biliyoruz, ama kendilerini patlatmadıkları sürece onlara dokunamıyoruz. Patladıkları zaman maalesef ilk kendileri öldükleri için onları yine tutuklayamıyoruz. Nalet olsun içimizdeki insan sevgisine...

Herkese ve her şeye verecek cevabımız var, ama önce muhatabımızı kontrol ediyoruz. Cevap vermeye lâyık değilse, onu cevaplama lütfunu kendisine bahşetmiyoruz. Diyelim Kızılay’ın fakir-fukaraya dağıtmak için hazırladığı kavurma etleri bizim şahsî otelimizin mutfağında mı bulundu, iddialara cevap vermiyoruz. Suskunluğumuz, asaletimizdendir çünkü.
Asalet ve Kavurma Partisi olmak bunu gerektirir...

Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/ucuyoruz_527584

Hepimiz Aynı Gemideyiz!


Hepimiz Aynı Gemideyiz
Birlik beraberlik ruhunu yaşatmak için sıkça kullandığımız bir klişemiz var: “Hepimiz aynı gemideyiz” diye. Her kesimden insan bunu kullanır. Herkesin gemi tarifi ve o gemideki yerleşim planı kendine göredir ama…
Gemi kurtuluşun sembolüdür, fırtınalı denizlerden selâmetli sahillere çıkaran. Umudun, beklentinin camid örneğidir, Leyla ile Mecnun dizisindeki İsmail Abi, “o geminin” bir gün geleceğinden emindir. Kararlı bir duruş sergilendiğinin ve geri dönüş olmadığının tescili “gemileri yakmak”tır. Kısacası gemi, çok güçlü bir metafordur.

Ben de kendi penceremden gördüğüm gemiyi tarif edeceğim. Geminin adı “Titan-iki”dir. Meşhur gemi ile benzer titanikî bir serencamda yol alıyor görünmektedir.

Titanic gemisi, “White Star Line” isimli bir şirkete aitti. (“White” kelimesinin Türkçede “beyaz, ak” anlamına geldiğini bilmem söylemeye gerek var mı?) Zamanının en iyi teknolojisi kullanılarak imal edilmişti ve pek çok kişi tarafından batmasının imkânsız olduğuna inanılıyordu. Kuzey Atlantik Okyanusu içerisinde battı. Bütün zamanların en ölümlü deniz kazası olarak tarihe geçti. Ölü sayısının çok olmasının bir sebebinin yolcu sayısı ile filika sayısı arasındaki “cari açık” olduğu söyleniyor. 3547 yolcu kapasitesine karşılık 1178 kişilik filikalar yeterli olur mu hiç?
Titanic için çekilen çokça film oldu, lâkin en meşhur olan filmde, adına “Okyanusun Kalbi” denilen, nadide bulunan ve çok pahalı bir mücevher olan “mavi” elmas, bir söylentiye göre Osmanlı Padişahı Sultan 2. Abdülhamid’e aitti ve batan gemide bulunuyordu.

Titan deyince akla, ilk olarak doksanlı yıllardan kafamıza kazınan saadet zinciri gelir. Titan-iki gemisinin yönetimi de bir “Saadet” zincirinin son halkasıdır. Ayrıca yolculardan bazıları, gemi yönetimine İlâhî birtakım sıfatlar yükleyip eski Yunanların, Allah’a ait sıfat ve fiilleri taksim ettikleri titanları akla getirmişlerdir. Titan-iki gemisi milâttan önceki zamanlarda olsa, ilişkilendirilebileceği titan, adalet ve düzeni yönettiği sanılan “Themis” olurdu her halde. Yönetime gemideki işleri sorsan hepsi “the mis”, hepsi ak sütten çıkan ak kaşık gibi temiz! Adalet mi? Mis… Kalkınma? Mis mis… Ekonomi mis zaten…

Titanik-iki ihtişam, lüks ve zenginliğin en üst örneklerinin sergilendiği bir gemidir. Özellikle aydınlatma konusunda hiçbir masraftan kaçınılmamıştır. Geminin en alt katında farelerle birlikte seyahat eden fakir yolcuların bile geminin ihtişamından gözleri kamaşmakta ve “yahu adamlar duble güverte yaptılar duble!” sözleri ile yönetime desteklerini ifade etmektedir.
Seyahatin başlangıcında okyanusla uyumlu giderken, herkes mehtabın seyrine dalmış, kimse bir felâket anında ne yapacakları konusunda bir sorgulama yapmamıştır. Nihayetinde batmayacağı zannedilen bir gemidir ve bu tarz soruları dış düşmanların sordurmakta olduğu düşünülmektedir. Buzdağı uyarıları yapanların sinyali de kontrol odasına ulaşmamıştır bile.

Gelinen noktada ilk olarak adalet Bozdağ’ına çarpmış ve epey hasar görmüş görünüyor gemimiz. Eğitim ve sağlık güverteleri su almaya başlamış, güvenlik koridoru ise zifiri karanlık içerisinde kalmıştır. Gemi yönetiminin gözü gibi baktığı bilinen “Mavi Elmasmara”, okyanusun dibine doğru düşmüştür. Havuz çalgıcıları da geminin ortasına kurulmuş, durmadan aşk şarkıları icra etmektedir. Kaptan Temel Reis, filikaların yolcu sayısına yetmeyeceğini anlayınca, bütün yolcuları valizlerini küçük-büyük ayırımı yapmadan boşaltmaya ve o valizleri bir filika gibi kullanmaya dâvet etmekte, 15 senedir aynı kaptanın gemiyi yönettiğini, filika sayısındaki yetersizliğin hesabının kaptana neden sorulmadığını dillendiren herkes anında “hainler” diye damgalanmaktadır.

Neticede hepimiz aynı gemideyiz ve geminin neresi delinirse delinsin, gerekli tedbirler alınmazsa hepimizi batıracağı bellidir. Allah, “Titan-iki”nin sonunu “Titanic”inkine benzetmesin.
Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/hepimiz-ayni-gemideyiz_418690

Mülkün Temeli Olarak “Adale”

mülkün temeli olarak adale

Normal bir “mülkte” yani devlette “adalet mülkün temelidir”. Tembeller ülkesinde “atalet mülkün temelidir”, hatta atalet mümkün ki temellidir.

Kanunların güçlü olanlardan yana işlediği ve hatta güçlülerin kendilerine özel kanun çıkarabildiği mülklerde de temel “adale”, yani kas gücüdür.

Yargıtay başkanı, Türkiye’de yargıya olan güvenin yüzde yetmişler seviyesinden yüzde otuzlara düştüğünü açıkladı. Kaybolan güven yanlış ellere geçmesin diye mi düşünüldü bilmiyorum, ismi Adil olan birinin şirketi tarafından yapılan anketle Sabah Gazetesi’ne verildi.
Anayasa Mahkemesi Başkanı, AYM’ye yapılan bireysel başvuruları değerlendirirken, “Hak ihlâli ile sonuçlanan kararlardan yüzde 73’ü adil yargılanma, yüzde 6’sı kişi hak ve hürriyetinin ihlâli, yüzde 3’ü ise ifade özgürlüğüne ilişkin verildi. Dağılım son derece önemlidir. Ülkemizde özellikle yargıya ilişkin yapısal sorunlara işaret etmektedir” dedi.

Hayvanat bahçesi adresini sormak veya patates fiyatlarına isyan etmek, sıradan bir vatandaş tarafından yapıldığında devletin cumhurbaşkanına hakaret suçundan mahkemeye verilme ile sonuçlanabilirken, gücün sahibi olanlar hakkında açılan hakaret dâvâlarında, AİHM kararlarına atıfta bulunularak, konunun düşünce ve ifade özgürlüğü bağlamında mütalâa edilmesi istenebiliyor. Bizde zaten “işi düşünce” özgürlüğü hatırlamak modadır.

Peki adaletten ümidini kesen vatandaş ne yapıyor? Cezayı kendi kesip, imkânları çerçevesinde uygulamaya kalkıyor, ki son derece tehlikeli bir durumdur. Meselâ türlü sapkın fiiller gerçekleştirmiş ve cinayet işlemiş biri, müebbet hapis cezası alsa bile kamu vicdanı soğumuyor, bir şekilde halk vicdanında idama mahkûm edilen kişinin cezası infaz ediliyor. En son, Karaman sapığının mahkemesi jet hızıyla karara bağlandı ve tek bir kişi, sokaktaki vatandaş için astronomik sayılabilecek beşyüz küsur sene ceza aldı. Velâkin, hapiste yatarak geçireceği sürenin 28, bilemedin 32 yıl olacağı konuşuldu. Parodi haber siteleri şimdiden, bu şahsın hapisteyken vurulabileceği imasında bulunarak, cenazesinin gömülemeyeceği alanların belirlendiğine ilişkin haberler girdi.Şiddet ve şiddete bağlı cinayet haberleri çığ gibi arttı. Özellikle aile içi şiddet vak’aları mahkemeleri bezdirdi. Adalet Bakanımız bile “devlet olarak karı-koca arasındaki meselelere karışmamız ne kadar doğru olur?” manasında bir açıklama yaptı. Çocuklara Yönelik İstismarı Araştırma Komisyonu’nda konuşan AKP Milletvekili Hatice Dudu Özkal, (Karaman hadisesi hakkında) “Herkes çocuğuna sahip çıksaydı böyle sapkınlıklar yaşanmazdı” dedi. Haberi okuyunca sapık insanların ebeveynini kastettiğini zannetmiştim. Meğerse mağdur ailelerden bahsediyormuş. Bakan ve milletvekili seviyesindeki bu açıklamalardan anlıyorum ki hükümetimiz, açıkça herkesi, bir haksızlıkla karşılaşırsa, kendi adalet anlayışı çerçevesinde ve mümkün mertebe devleti işe karıştırmadan çözmeye teşvik ediyor!

Ciddî bir okuyucu kitlesi bulunan ekşisözlük platformunda her gün onlarca “rezalet” başlığıyla girilen tanımlarda, herkes başından geçen bir haksızlığı anlatıyor. Sipariş verdiği pizzanın geç gelmesinden tutun, öldürme ile tehdite kadar her seviyede “şikâyet” bu başlıklar altında yazılıyor. Adlî mercilere gitmek yerine neden bu yöntem tercih ediliyor? Çünkü o platformda yazan arkadaşlar biliyorlar ki tüketici olarak haklılığını ispat etmeye çalışmak ve bir sonuç elde etmek çok zor. Yazarımız, kendisini kızdıran firma veya kişiler hakkında açıyor bir “falanca firmanın filanca tarihli rezaleti” başlığı, Allah ne verdiyse giydiriyor. Sözlük yazarları genelde sivri dilli ve akıcı anlatıma sahip insanlar olunca, yazdıkları belki de milyonlarca insana ulaşabiliyor. Böylece firma itibar kaybına uğrayabiliyor. Son kullanıcıya hitap eden bir firma ise satışları doğrudan etkilenebiliyor. Bir çeşit doğrudan cezalandırma sistemi.

Sesini duyurabilmek için sosyal medyanın herhangi bir platformunu tercih etmek iyi, ama bunun denetimini kim, nasıl yapacak? Asılsız bir karalama kampanyası ile karşılaşan firmalar, hakkını nasıl alabilecek? Tüketici problemleri başlı başına bir yazı konusu. Adalet arayışındaki vatandaşlar, hakkını kendi imkânlarıyla muhafaza etmek için süper kahraman güçlerine sahip olmalı ki “Adaletin Şafağı” tecelli etsin. “Kuvvet kanunda olmalı, yoksa istibdat tevzi olunmuş olur” kaidesince “Adaletin Yeni Şafakları” türer durur. Allah cümlemizi, adaletin muhtemel bütün yeni şafaklarının şerrinden korusun!

Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/mulkun-temeli-olarak-adale_395492
Tarih: 2 Mayıs 2016

Öne Çıkan Yayın

Ye Kuşağım Ye, Ye, Yeee...

  Sefer Selvi karikatürü Cumhurbaşkanımızın Dış İşleri Bakanımız tarafından karşılandığı ve iktidarın mini ortağı sayılan BBP genel başkanı ...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İlgili Diğer Yazılar: