Bu Blogda Ara

Arşiv

başkanlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
başkanlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Tek El Projesi: “Yed-i Emin”

tek el projesi yed-i emin ile ilgili görsel sonucu

Her yeni günle birlikte, değişen dünya şartlarına göre strateji ve taktik geliştirmek, hadiselere uygun vaziyet almak ilm-i siyasetin muktezasındandır.
İyi bir siyasetçi, diğer kişiler ve kurumlarla kuracağı ilişkilerde dikkatli olur. Günlük hayatta birbirine selâm vermeyecek ideolojilerin temsilcileri parlamento çatısı altında ülke meselelerini görüşür, aynı komisyonlarda beraber çalışır, gerektiğinde koalisyon hükümetlerinde ortak olabilirler.

Günlük siyasetin hamasi rüzgârları içerisinde şimdi bu satırlarda ifade edemeyeceğim sıfatları siyaseten rakibi olanlara yapıştırmak, kavgada söylenmeyecek veya en son söylenecek sözleri sarf edip hakaret etmek, akabinde ittifaklar kurup sarmaş dolaş olmak siyaset kurumunu da siyasetçiyi de yıpratır, kendilerine duyulan güveni zedeler. Kısaca, siyasetçide az omurga olmalıdır.

Bu girizgâha şundan dolayı ihtiyaç duyuldu: Yılların devrimci sol çizgisi müdavimi Doğu Perinçek bir süreden beri “Erdoğan bizim çizgimize geldi” diyor, Bahçeli “Perinçek ve Erdoğan arasında tercih yapmak gerekirse tercihim Erdoğan olur” dedi. Binali Yıldırım kendi grup toplantısında eliyle bozkurt işareti yaptı.

Bizim insanımız bu kadar çok çeşitli ve çelişkili eğilimleri bünyesinde taşımaya alışık değil. Öncelikle insanımızı buna hazır hale getirmeliyiz diye düşünüyorum.
Bunun için Bilim Teknoloji ve Sanayi Bakanı Faruk Özlü’ye çağrıda bulunmak istiyorum: Vatandaşlarmıza tek elde, aynı anda hem rabia hem de bozkurt işareti yaptıracak parmaklara sahip olma fırsatı tanıyacak genetik mühendisliği çalışmaları için TÜBİTAK’ı harekete geçirsinler. Tabiî ki, aynı elde bir de devrimci sol grupların işareti olan “V” de yapılabilmelidir.

Şöyle kaba bir hesap yapalım: Bozkurt işareti için beş parmak lâzım. Bu beş parmağın ikisi rabia işaretinde de kullanılabilir. Rabia için iki adet ilâve parmak gerekecek, “V” için de bu iki ilâve parmak kullanılabilir. Yani toplamda yedi parmaklı bir el bunun için yeterlidir. Artık bu geliştirmeyi kök hücre teknolojisi kullanan kökten DNA’cılar mı yapar bilemem.

Yedi parmaklı yeni ellerin ismi “yed-i emin” olabilir bence. “Yed-i emin” ile güç, tek elde toplanmış olacak. Yeni parmak sayısı sayesinde Osmanlı tokadının gücü katmerlenecek. NASA dünyamıza benzer hayat şartları taşıdığı düşünülen yedi gezegen bulmakla ile övündü ya bugünlerde, işte TÜBİTAK da buna bizim yedi parmaklı “yed-i emin” ile okkalı bir karşılık vermiş olacak.
“Türkiye, ‘yed-i emin’ ile emin ellerde” sloganı ile bir değişim hareketi başlatılabilir. Bu değişime direnenler Başbakan Binali Bey’in dediği gibi yok edilebilir. Bu imkânlar bir KHK uzağımızda üstelik OHAL şartlarında. Bu proje benim şahsen kendi projem olsa da, zatımı ön plana çıkarmak için kullanacak kadar şahsiyetsiz değilim. Projeyi daha güçlü bir Türkiye için millete hediye ediyorum.

El demişken, “Türk tipi başkanlık” da denilen ve referandumda oylayacağımız sistemi savunanlar, gücün tek elde toplanacağını ve bunun Türkiye’yi uçuracağını söylüyorlar. Daha sistemle ilgili anayasal düzenleme hayata geçmemişken, fiilî olarak tek el uygulamaları başladı. Varlık Yönetim Fonu ile sermaye tek bir elde toplanıyor artık. Geçtiğimiz hafta çoğu kişinin dikkatini çekmeyen bir haber vardı. Bu haberde siber güvenlik ile ilgili bütün çalışmaların tek çatı altında yürütüleceği bir yapı oluşturmak için çalışmalara başlandığı yazıyordu. Böylece siber güç de şimdiden “tech” elde toplanmış olacak.

“Türk tipi başkanlık” örneği sayılabilir mi bilmiyorum, ama kardeş ülkemiz Azerbaycan’da devlet başkanı İlham Alivey, hanımını 1. başkan yardımcısı olarak atadı. Kendisinin yokluğunda ülkeyi yönetmeye yetkili kişi “yar ve yardımcısı” olacak. Ne diyelim, “aşka hudut çizilmiyormuş”. Kimi eve iş taşır, bunlar evlerini işe taşımış oldu. Bize başkanlık sistemi gelir mi belli olmaz. Gelirse kim başkan olur, Allah bilir. Farz-ı misal Doğu Perinçek Türkiye’nin ilk Türk tipi başkanı olarak seçilse, “İlham kardeşim mesajını aldım, ben de senden ilham aliyem, devleti kendime ev ediyem” dese ne yapabiliriz? Örnekteki kişiye takılmayın, doğu ağzıyla konuşturduğum için Doğu Perinçek geldi aklıma.

Neticeten diyebiliriz ki, seçimlerimizi yaparken hiç kimseye devleti kendine bir “ev et” demeyelim, verdiğimiz yetkileri bir daha geri alamayacağımızı bilelim.
Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/tek-el-projesi-yed-i-emin_424938

Muhayyer Kürdî ve Başkanlık Makamı

16 Nisan tarihinde yapılacağı duyurulan anayasa değişikliği teklifinin oylanacağı referandum için kampanyalar başladı.
Değişikliği meclis gündemine getiren ve karşı çıkanların resmi kampanyaları başlamazdan önce sanatçılar, sporcular, bürokratlar ve kısaca kamuoyu kendi kampanyasını çoktan başlattı.
Herkesin kendine göre bir fikri olabilir tabii, kimse karışamaz. Ancak fikrini beyan etme konusunda, sahip oldukları görevleri dolayısıyla dikkat etmesi gerekenler var. Başbakan yardımcısı seviyesinde başlayan muhtemel bir “hayır” zaferinin terörü tırmandıracağı ifadesi, kendisi bunu tehdit maksatlı söylemediğini anlatsa da, partisinin tabanında ve partisine yakın olduğunu izhar etme ihtiyacı hissedenlerin elinde halkı korkutma aracına dönüştü. Manisa AKP il başkan yardımcısı, sandıktan hayır oyu çıkarsa iç savaşa hazırlanılması gerektiğini salık verdi. Antalya Cumhuriyet Başsavcıvekili verilecek hayır oylarının PKK’ya destek anlamına geleceğini, sonrasında “benim bundan haberim yoktu” demenin faydası olmayacağını anlattığı tweetler attı. Gelen tepkiler üzerine biri istifa etti, diğeri de paylaşımlarını sildi. “Hayır” diyenleri meydanlarda elinde silahlarla bekleyeceklerini ifade edenler oldu.

Sosyal medya paylaşımlarında ayet, hadis eşliğinde yapılan propagandalar gırla gidiyor. Kullanılmayan milli-manevi değer kalmadı gibi. Kutuplaşma ve gerilim had safhaya çıktı. Spor müsabakaları siyasi sloganların atıldığı zeminler oldu. Yahu, deprem oldu Çanakkale’de, bunda bile dış güçlerin parmağı arandı, hayır cephesinin bunlarla işbirliği yaptığı söylendi.
İşte böyle bir ortamda, İstanbul Beykoz taraflarında bir köpek yavrusu 70 metre derinliğinde bir kuyuya düştü. Belediye zabıtalarından itfaiyeye, AFAD’tan sivil kurtarma kuruluşlarına, okullardan Türkiye Taş Kömürü işletmelerine kadar, resmi ve gayr-ı resmi her kesimden vatandaş kurtarma çalışmalarında seferber oldu. 10 gün kadar süren hummalı çalışma sonucunda minik köpek kuyudan sağ çıkarıldı. Yediden yetmişe hepimiz bir yakınımız kurtulmuş gibi çok sevindik. Siyasi hiçbir mülahaza barındırmayan bir müşterekte buluşmak ne kadar da özlenen bir şeymiş meğerse. Aynı şekilde, yeni doğmuş kuzuyu sırtında taşıyan kız çocuğu, üşüyen sokak köpeğinin üzerine montunu örten belediye görevlisi iyilik mefhumunun kaybolmadığının timsali oldu.

Bir olayın siyasi hiçbir mülahaza bulundurmaması, o yöne doğru çekilemeyeceğinin garantisi değil elbet. O yüzden çok da erken sevinmemek lazım. Misal, müzmin muhalif basın, kuyunun fazla “derin” oluşunu sorgulayabilir, “#direnkuyu” etiketleriyle desteklenen minik köpeğin direnişin sembolü haline geldiğinden bahsedebilir. Yandaş basında bu memlekette kazılan bütün kuyuların “üst akıl” projesi olduğu, içine düşen köpekle Anadolu halkına “çomar” göndermesi yapıldığı, arazi sahibinin evinde bir dolarlık banknotlardan bir tomar bulunduğu haberleri çıkabilir…Ya da “kurtarılan köpeğin ilk mesajı ‘havet’ oldu” manşetlerini görebiliriz. Kimbilir, köpek saraya çağrılabilir, kendisine ve içine düştüğü kuyuya “demokrasi” ismi verilebilir. Kuyunun bulunduğu arazinin imar planında gerekli düzenlemeler yapılıp “HAVM” dikilebilir. Anıtlaşan kuyuyu görmek isteyenlere kolaylık sağlamak için altyapı projeleri geliştirilebilir. Hazine teminatı altında Yap İşlet Devret modeli ile günlük en az on bin kişinin ineceğinin garanti edildiği bir asansör yaptırılıp iniş fiyatı dolar üzerinden belirlenebilir. “Ne, dolar mı?” demeyin, kolay kolay dolmaz o kuyu, derin çünkü.
***
Görüldüğü gibi en apolitik bir meselede bile başkanlığa gidecek veya başkanlığı sabote edecek bir yol bulunabiliyor. Yeter ki o gözle bakılsın…
Her gün yeni bir ankete bakılıyor, “günde herkes 3 kişiyi ikna etse…” hesapları yapılıyor. Kararını kesinleştirmemiş çokça seçmen var çünkü. Başkanlık makamının gelip gelmeyeceğini AKP içindeki bu “muhayyer” ve “kürdîli” oylar belirleyecek gibi görünüyor, her ne kadar iktidar tarafı “hicazkâr” için çalışsa da.

Muhayyer Kürdî makamı, Türk Sanat Müziği’nde Lale Devri’nden kalma çok sevilen bir makamdır. Birleşik bir makam olup tiz duraktan başlar, peste doğru iner. Muhayyer kürdî makamındaki Sultan V. Murat Han’a ait “uyan ey gözlerim gafletten uyan” ilahisi çok meşhurdur. 16 Nisan sonrası bu ilahiyi dinlemeye en çok kimin ihtiyacı olacağını Allah bilir…
Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/muhayyer-kurdi-ve-baskanlik-makami_424306

Öne Çıkan Yayın

Yapeylikan Zekâ

GPT-3 isimli yapay zekâ modelinin yazdığı bir köşe yazısı, The Guardian gazetesinde yayınlandı. Yapay zekâların insanlara zarar vermeyeceği...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İlgili Diğer Yazılar: