Bu Blogda Ara

Arşiv

borç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
borç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

"Borcun"teller

Borcunteller

"Borcun"teller: 

Günlük, haftalık, aylık ve hatta yıllık olarak insanların borçları ve yükselen borçlarına ilişkin yorumlar yapan kişi. Falcı anlamına gelen İngilizce "fortuneteller" kelimesinden ilhamen ve tahrifen elde edilmiştir. En meşhur borcunteller Medyun Memiş'tir. Medyun Bey'in borç yorumları şu şekildedir:

Balık borcu: “Ne borcu abi?” deyip bir süre alacaklıları oyalayabilirsiniz. Merak etmeyin, kimse uyanmaz duruma.

Yay borcu: Borcunuzu, taksitlerle zamana yayabilirsiniz. Ancak unutmayın ki müebbete bağlamak mümkün değildir. Taksitleri abartmayın, sonra başınız ağrır.

Akrep borcu: “Cep” uygulamalarına kendinizi çok kaptırıyorsunuz. Acilen cepleri terk edin, yoksa telefon faturası borçlarınız kabaracak.

Kova borcu: Doluya koysanız almıyor, boşa koysanız dolmuyor… Sizin işiniz de zor valla…

Terazi borcu: Terazi var tartı var, her borcun bir vakti var… Vadesi gelen borçlarınıza dikkat edin.

Aslan borcu: Yattığınız yerden borcunuzu ödeyemezsiniz, belli değil mi?

Başak borcu: Borç büyüdükçe boynunuz eğilecek. O kadar borcu yaparken düşünseydiniz keşke!

Boğa borcu: Borcunuz dokuz boğum gözüküyor, boğa boğa ödeyeceksiniz. Hadi gözünüz aydın, kurtulacaksınız borçtan…

İkizler borcu: Fiyat düşürmek için “İki tane alsak ne olur?” diye diye yok yere borçlarınızı arttırdınız. Hadi şimdi düşünün bakalım, kim ödeyecek bu borcu?

Koç borcu: Koç tersten okununca ne olur? Çok… Hah, işte sizin de borcunuz öyle…

Yengeç borcu: “Alacağım var” diyen geçmiş sıraya, sizi bekliyor. Allah kolaylık versin…

Oğlak borcu: “Ağılda oğlak doğsa, ovada otu biter” derler de, bitmiş otunuz da bir yere kadar… O da bir gün biter. Hazıra dağ dayanmaz.

Harfiyat Kanyonu ana sayfası

Seçim ve Geçim

Seçim ve geçim
Normal süresine uyulsa 2019 yılında yapılacak olan Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinin 24 Haziran 2018 tarihine çekilmesinin muhtemelen pek çok sebebi var. İlik nakli yapılmış cübbelerle işlenen hukuk cinayetleri, keyfi işletilen ve muhalif fikirli insanları sindirmek için kullanılan OHAL rejimi, içeride ve dışarıda günü birlik değişen politikalar ve dost/düşman tanımı, liyakat değil yakınlık ve sadakat gözetilerek doldurulmuş kadrolar, bir türlü dikiş tutturulamayan eğitim sistemi, tıkanma noktasına gelen sağlık sistemi gibi devlet işleyişini olumsuz etkileyen durumlar, bütün vatandaşları ilgilendirdiği halde herkesi aynı anda ve aynı şekilde rahatsız etmiyor olabilir. Kimi “bana dokunmayan OHAL bin yaşasın” diyebilir, parası olan özel okul ve hastaneleri kullanarak kaçabilir, memuriyetle ilgisi olmayanlar liyakat ihlallerini umursamayabilir mesela… Ancak dövizler fırlar, faizler yükselir, işsizlik ve enflasyon oranları patlar ve borsa çakılırsa, işte bunları hissetmeyecek kimse kalmaz.

Seçimi Öne Çeken Ekonomik Durum

2018 itibarıyla 60 milyar dolar civarlarına dayanan cari açık, 500 milyar dolara yaklaşan dış borçlar, düşen kredi notlarımız, kısa zamanda tek haneye inmesi zor görünen enflasyon, türlü oyunlarla maskelenmeye çalışılsa bile tüm zamanların en yüksek değerine ulaşan işsizlik oranı, 20-25 yıl sürelerle kullanım-geçiş garantisi verilmiş, köprü, otoyol, tünel, havalimanı ve hastane gibi altyapı projeleri, değil sadece bugünü, önümüzdeki belki 20 yılı kapsayan dönemde kolayca tamir edilemeyecek ekonomik arızalardır. Hele de satılacak herhangi bir kamu işletmesi de kalmamışsa… Erken seçimi dillendirip karar alınmasını sağlayanlar, ülkenin 2019 Kasım’ına kadar dayanacak gücü olmadığını ifade etmişlerdir. Seçimi kim kazanacak olursa olsun, işi kesinlikle kolay olmayacak ve faturasını millet olarak hepimiz üstleniyor olacağız.

Kısa vadede iktisadi çözümler bulmak için yerin altında bulacağımız ve değeri yüksek bir maden işe yarayabilir. Ya da, uzay madenciliği işine girebiliriz ama onun için de yüksek teknoloji gerekiyor ve oldukça yüksek masrafları var. Değerli madenler barındıran gök cisimlerinin ülkemiz semalarından düşmesini bekleyebiliriz ki, bugüne kadar Sarıçiçek köyü haricinde fazla bir örneğine rastlamadık. “Göklü ve milli” servetin gelip gelmeyeceği ya da ne zaman geleceği belli değil. Bir diğer çıkış yolu da katma değeri yüksek ürün/hizmetler bulup ihraç etmek. Bugün piyasa değeri Türkiye’nin ve pek çok ülkenin toplam milli gelirine eşit ve hatta daha yüksek olan yazılım/mobil uygulama şirketleri dünyada mevcuttur. Bunu başarabilmenin yolu da bilimsel ve teknik kapasitesi yüksek kadrolar yetiştirmek ve bu insanlara gerekli kolaylığı sağlamaktır.

Üniversiteler…

Kalifiye insanlar tarlada karpuz gibi yetişmiyor tabi, en yaygın yöntem kampüs içerisinde üniversitelerde yetiştirmektir. Orta öğrenimden başlayarak kabiliyetlere göre yönlendirmeler yapmak, yüksek öğrenimde liyakat esasına göre oluşturulmuş kadrolarla bağımsız ve özgür bilimsel çalışmalar yürütmek gerekir. Kardeş katli fetvasına benzer şekilde rakiplerinin ayağını kaydıran ve siyasi/ideolojik kaygılarla görevlendirilen rektör/öğretim üyeleriyle olmaz. Popülist yaklaşımlarla, ihtiyaç olup olmadığı araştırılmadan, mezunlarının yaşayabileceği istihdam problemleri hesaplanmadan açılan yeni üniversiteler, ancak siyasilerin işine gelir. İşsiz genç sayısını asgariye indirir, iyi bir istikbal tahayyül eden gençlere umut kapısı olur ve kendine yakın kişileri öğretim kadrosunda istihdam eder, daha ne olsun? Son zamanlarda, öğrenci ve akademisyenlerin görüşü alınmadan, üzerinde yeterli şekilde düşünülmeden büyük çaplı ve köklü üniversiteleri bölmek suretiyle yeni üniversitelerin ihdas edilebilmesini öngören bir kanun taslağı Meclis’e gönderildi. Bu kanun geçerse uluslararası bilinirliği ve marka değeri olan üniversite ve fakülteler zor durumda kalabilir. Korkarım ki, hızlarını alamayıp galata düşerek Galata ve Saray, Boğa ve Ziçi, Hacet ve Tepe, Od ve Tü üniversitesi gibi yeni üniversiteler oluşturabilirler. Ne demişti bir iktidar milletvekili: “yasama bizde, yürütme bizde yargı bizde… kim neyi denetleyecek? Oğlan da bizim, kız da bizim!”
Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/secim-ve-gecim_461137

Orada Bir Altyapı Projesi Var Uzakta...

Orada bir altyapı projesi var uzakta
Bir zamanlar, ülkemizde yapılması en kolay işlerden biri müteahhitlikti. Çok fazla bilgi ve tecrübe gerektirmemesi, sermaye kullanılmadan yapılabilmesi ve bol kazancı sayesinde tercih edilen mesleklerden biriydi. Bu işin okula veya eğitime de ihtiyacı yoktu üstelik.
Bir müteahhit kabaca şöyle iş yapar; yolda giderken gözüne takılan bir arsanın sahibini arayıp bulur ve o arsayı değerlendirecek bir inşaat projesi yapabileceğini söyleyerek mal sahibine kat karşılığı vermeyi teklif eder. Ardından inşaat malzemesi satan bir yerle yine kat karşılığı anlaşma yapar. Arsa ve malzemeyi bulduktan sonra inşaat işini yapacak bir ekip bulur ve onlardan da kat karşılığı iş yapmalarını ister. İşin sonunda arsası, malzemesi ve parası olmadan ayrıca inşaat işiyle kendini yormadan kendine bir veya bir kaç daire elde etmiş olur. Yaptığı iş sadece organize etmek ve takip etmek. Proje daha tasarım aşamasındayken cafcaflı, üç boyutlu maketler ve çizimler yapıp bunları kullanarak peşin parayla daireleri satmaya başlarsa anında eline para da geçecektir.

Günümüz şartlarında işler bu kadar kolay dönmüyor artık, müteahhitler tarafından ödenecek harçlar ve masraflar arttı, yeterlilik belgesi, sermaye gibi şartlar geldi, kısaca eski cazibesi kalmadı. Yani anlayacağınız bu bir yatırım tavsiyesi değildir.

Hükümetle arası iyi biriyseniz şöyle iş yapma ihtimaliniz olabilir; altyapı projelerinin ihalelerini maliyetinin üstünde rakamlarla alabilirsiniz. Paranız mı yok, hiç dert değil. Hazine size kefil olup ve öncelikli olarak devlet bankalarından borç alabilirsiniz. Millete hizmet (!) maksadıyla yapılan projelere de hazine kefil olsun bi’ zahmet. Bankalar o kadar parayı yutdışından bulur muhtemelen, ama sorulduğunda devletin değil özel şirketin borcu olduğu söylenir. 20-30 sene kadar işletme hakkını elinizde bulundurursunuz, ancak yeterli gelmeyebileceğini düşünen devletimiz bir de işletme garantisi verir. Proje havaalanı ise belli bir sayıda yolcunun kullanması, hastane ise günlük/aylık hasta sayısı, köprü ise günlük geçiş sayısı hakkında garanti verilir. Hiç kullanım olmasa bile sabit bir asgarî kazancınız olacağı bilgisiyle yıllarca rahat edersiniz. Vergi borçlarınız uzlaşmaya açık biri olduğunuz için silinebilir meselâ. Tabiî, bunlar hep ihtimal…

Diyelim bu ülkenin vatandaşı değilsiniz, yine dert değil. Zamanında 20 milyar dolar paha biçilen bir kamu kurumunu 5 milyar dolar gibi “tele-komik” bir fiyatla alabilirsiniz. Korkmayın, paranız yoksa ülkemizin bankaları size kredi verecektir. Memleketinizde işler kesat mı gitti? Borcunuzu ödemeyebilirsiniz. Bu arada geçen sürede bu işletmeden elde ettiğiniz kâr da 15 milyar dolara yaklaşabilir, inanın, bu konuda arıza çıkarmayız.

Son yıllarda yapılan bazı projeler için hazine tarafından verilen asgarî kullanım garantileri şöyle; Yavuz Sultan Selim Köprüsü 135 bin, Avrasya Tüneli 68 bin 500, Osman Gazi Köprüsü 40 bin günlük araç geçişi. Hazine arazilerinin üzerine kurulan ve özel şirketlerin yönetimi/işletmesine devredilen kamu hastaneleri için devletin şimdiden 27 milyar dolar tutarında bir yükümlülük altına girdiği ve % 70 oranında doluluk garantisi verildiği söyleniyor. Vatandaşı hasta ederek verilen garantilerin tutturulması ve böylece devletin cebinden ek bir masraf çıkmaması için canla başla çalışan hükümetimizin bu çabaları takdire şayandır. Adeta “vatandaşı hasta etmeseydik de bu şirketleri mi besleseydik?” demektedir. Zaten bunu eleştirenler de ya dış mihrakların adamı veya teröristtir afedersiniz…

15-20 hatta bazı projelerde 25 yıla varan sürelerde işletimi kapsayan bu garantileri görünce ister istemez akla “orada bir altyapı projesi var uzakta, gitmesek de, geçmesek de onun parası bizim borcumuzdur” dizelerini getiriyor.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Harun Karacan, geçen hafta “Türkiye bugünlere 2002 yılından sonraki süreçte Cumhurbaşkanımız ve genel başkanımız Recep Tayyip Erdoğan vasıtasıyla buraya geldi. Türkiye’nin elde etmiş olduğu imkânlardan dolayı hepimizin borcu var, hepimiz şapkamızı önüne koyup 2019 seçimlerinde Cumhurbaşkanımızın nasıl elini rahatlatabiliriz bize düşen görev bu” dedi. Tam olarak hangi bağlamda ve niyette söylediğini bilmiyorum, ama hazine garantileri sebebiyle bütün vatandaşlara taalluk eden ve yıllarca sürecek bir borcumuz var, onu biliyorum. Borçlar konusu gündeme gelmişken hatırlatayım dedim.
Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/orada-bir-altyapi-projesi-var-uzakta_450650

Ay Dolar Aşar Gider

Dünyamızın uydusu Ay, kendisine çizilmiş olan yörünge icabınca dünyaya bazen yaklaşır ve bazen de dünyadan uzaklaşır.
 
14 Kasım 2016 günü Ay, astronomi de denilen sema ilmi hesaplarına göre kendisi için küçük ve fakat dünyadaki biz insanlar için büyük sayılabilecek bir adım atarak dünyaya olabileceği en yakın konuma gelmiş ve bu da dolunaya rastlamıştı. Bunun neticesinde kendisini her zamankine oranla % 14 oranında daha büyük ve % 30 oranında daha parlak gördük. “Süper Ay” diye isimlendiriliyordu bu durum. Sema ilmi insanlarına göre Ay’la olan ilişkimizde sürekli böyle “gel-gitler” yaşanıyordu. Bir sonraki “Süper Ay” 2034 yılında görülecekmiş meselâ.

“Ne, neyden büyüktür?” meselesi değişken bir hal alabildiği için, etrafımızda gördüğümüz bazı büyüklüklerin anlık karşılaştırmasına bakalım:

Ay, % 14 büyümüş görünse de hâlâ dünyadan küçüktür.
Dünya, -biliyorsunuz- beşten büyüktür.
Dolar, şimdilik beş TL’den küçüktür. (Adıyaman yöresine ait bir türküye kendini kaptırırsa, ay dolar aşar gider, hafizanallah…)

Süper Ay ile dolar arasında aynı döneme rastlayan büyüme oranları arasındaki benzerliğin ne ifade ettiği konusunda fikrim yok, ancak ilginç olduğu kesin. Dolar kurundaki artış % 19 ise, ekonomi ateşimizin parlaklığındaki azalış katmerli oluyor. Ekonomik gidişat öyle bir hal aldı ki, insanlar artık bazı gazetelerde yer alan “günlük burç yorumları” yerine, günlük olarak borçlarının durumları ile ilgili sayfaları takip etmeye başladı. “Günlük borç” deyince yükselen dolar, Euro veya altın olan vatandaş panikliyor haliyle… Sizler için, burçlara göre borç yorumlarını kendimce derlemek istedim:

Balık borcu: “Ne borcu abi?” deyip bir süre alacaklıları oyalayabilirsiniz. Merak etmeyin, kimse uyanmaz duruma.

Yay borcu: Borcunuzu, taksitlerle zamana yayabilirsiniz. Ancak unutmayın ki müebbete bağlamak mümkün değildir. Taksitleri abartmayın, sonra başınız ağrır.

Akrep borcu: “Cep” uygulamalarına kendinizi çok kaptırıyorsunuz. Acilen cepleri terk edin, yoksa telefon faturası borçlarınız kabaracak.

Kova borcu: Doluya koysanız almıyor, boşa koysanız dolmuyor… Sizin işiniz de zor valla…

Terazi borcu: Terazi var tartı var, her borcun bir vakti var… Vadesi gelen borçlarınıza dikkat edin.

Aslan borcu: Yattığınız yerden borcunuzu ödeyemezsiniz, belli değil mi?

Başak borcu: Borç büyüdükçe boynunuz eğilecek. O kadar borcu yaparken düşünseydiniz keşke!

Boğa borcu: Borcunuz dokuz boğum gözüküyor, boğa boğa ödeyeceksiniz. Hadi gözünüz aydın, kurtulacaksınız borçtan…

İkizler borcu: Fiyat düşürmek için “İki tane alsak ne olur?” diye diye yok yere borçlarınızı arttırdınız. Hadi şimdi düşünün bakalım, kim ödeyecek bu borcu?

Koç borcu: Koç tersten okununca ne olur? Çok… Hah, işte sizin de borcunuz öyle…
Yengeç borcu: “Alacağım var” diyen geçmiş sıraya, sizi bekliyor. Allah kolaylık versin…

Oğlak borcu: “Ağılda oğlak doğsa, ovada otu biter” derler de, bitmiş otunuz da bir yere kadar… O da bir gün biter. Hazıra dağ dayanmaz.

Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/ay-dolar-asar-gider_416740

Öne Çıkan Yayın

Yapeylikan Zekâ

GPT-3 isimli yapay zekâ modelinin yazdığı bir köşe yazısı, The Guardian gazetesinde yayınlandı. Yapay zekâların insanlara zarar vermeyeceği...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İlgili Diğer Yazılar: