Bu Blogda Ara

Arşiv

cami etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cami etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hahahaber-Masumiyet Müzesi


HAHAHABER


Orhan Pamuk’a Danıştay şoku: Masumiyet Müzesi camiye çevriliyor!

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Orhan Pamuk hakkındaki sözlerini ihbar kabul eden Danıştay dayalı döşeli dairesi, Masumiyet Müzesi’nin camiye çevrilmesi hakkındaki kararı oy birliğiyle kabul etti. 

Kararı değerlendiren Pamuk, "hayata pamuk ipliğiyle bağlı sanata vurulmuş bir darbe" diyerek eleştirdi. Ayrıca hakkında tutuklama kararı çıkan Celal Salik için “Bulursanız bana da haber verin, Kara Kitap’ta aramadığım yer kalmadı onu, sabahtan yatana kadar...” dedi.

NOT: Bu sayfada yer alan haberler hayal ürünüdür, uydurmadır. Gerçek haberlere benzeyebilir, gülüp geçiniz, kafayı takmayınız. . .

Şu Kur Çatışmaları...


Şu kur çatışmaları

Bir televizyon kanalında yayınlanan “Çukur” isimli bir dizi var. Yakın zamana kadar sadece adını duymuştum, bir de silahlı milahlı adamların göründüğünü biliyordum. Geçenlerde, bir iki dakikalık çatışma sahneleri barındıran bir tanıtım videosu internette bolca paylaşılınca ilk kez gördüm. Onlarca kişiden oluşan iki grup, karşılıklı silah çekmişler ve muhtelif çap ve ebattaki bu silahları kullanarak mütemadiyen birbirlerine kurşun sıkıp duruyorlardı. Adeta bir yağmur gibi gelen kurşunlardan kaçınmak için çok bir çaba gösteren yok gibiydi. Bazıları vücutlarının anca yarısını kapatabilen varillerin, pazar tezgahlarının veya teneke-sac levhaların arkasında ve ayakta durup karşıya ateş ediyordu. Hatta ortada yerde alevler de vardı. Ne hikmetse, kimseye bir şey olmuyordu, vurulup düşeni ya da yaralananı görmedim. Zarar gören sadece seyirciler oldu galiba. Haddizatında bir komedi dizisi değildi, velakin sahneler güldürürken aynı zamanda kara kara da düşündürüyordu. Nitekim, sosyal medyada bu görüntüler hızla yayılıp dalga ve eleştiri konusu oldu. İzlemek isteyenler için ilgili video:

Ekonomimizi yakından ilgilendiren şu kur çatışmalarına bakarken de aynı şeyleri hissettim. Swap, Londra, yabancı yatırımcılar, faiz, tahvil, borsa... Herkes birbirine ateş ediyor, kimin kimi vurduğu belli değil. Orta yerde bizim pazarımız var ve yükselen alevlere bakılırsa seyirci olarak biz vatandaşlar etkileneceğiz bu çatışmadan. Ben ekonomist olmadığım için yorum yapamam. Fakat ekonomist olduğunu söyleyip yetki sahibi olanlar Keynes’den, Adam Smith’den örnek verebiliyorlar. Ne diyelim, Keynes’i iştir kişinin lafına bakılmaz... Son bir ay içinde defalarca zamlanan benzin için tanzim-benzin istasyonları kurulabilir mesela. Gelen herkese sadece elli liralık benzin vereceksin ve böylece vatandaş zamlardan etkilenmemiş olacak. 

Demokrasi Bi’ tren...

Demokrasiyi tramvaya benzettiler biliyorsunuz, istedikleri durağa gelince inecekleri bir tren. Demokrasi ile ne kadar örtüştüğü tartışılır trenin, sonuçta tek bir ray hattı üzerinde sadece iki yönlü hareket edebilen bir araç. İstasyon var, işte asıyon kesiyon istemediğin yolcuyu ve atıyorsun trenden. Sonra, trenden bir şekilde inenler, bir daha binemez diyorsun. Trene bakan vatandaşa “şeyin trene baktığı gibi bakıyorlar” diyerek hakaret de edersen bu tren demokrasiyi bitiren bir şey olmaz mı? Neyse ki, gemi azıya alarak ''Sizleri Allah ve Resulün gemisi olan Ak Parti'ye davet etmek istiyoruz'' diyenleri duyunca, şimendiferin ehvenüş-şer olduğuna karar verdim. En azından, tren analojisinde sadece demokrasiye ayıp ediliyor.

Ayasofya Kördüğü-müze!

Daha önce, ibadete açılması Sultanahmet’in sabah namazında doldurulması ön şartına bağlanan ve hatta “namussuzlar istedi diye” açılmayacağı söylenen Ayasofya için, nasıl olduysa, bu hafta seçimden sonra isminin cami olarak değiştirilebileceği açıklaması yapıldı. Ama öyle namaz kılınacak bir cami gibi düşünmeyin. Cami olsa da, müze ile aynı şekilde ziyaretlere açık olup içinde ibadet edilemeyecek. Efradını mani, ağyarını cami bir cami olacak yani! Biletle değil de abdestle giriş yapmak isteyen kişilere görevliler “Bozuğunuz yok mu? Ben şimdi bu abdesti bozamam, siz en iyisi dışarıda bozup gelin” mi diyecek? Şimdi, müze olarak kullanılacağına mı inanalım yoksa tabelada gördüğümüze mi? Neyse, konu kilit ve kördüğü-müze! 

Gönül Dağı

Malum, iktidar bu seçimlerin kampanyasını gönül teması üzerine kurdu. İstanbul’u sevmezse gönlün aşkı anlamayacağını düşünüp her tarafa İstanbul’a aşık adayların resmini astılar. Hükümet ile mahalli yönetimler aynı partiden olursa çok güçlü olacaklarından dem vuruyorlar ama iktidar seçimlerinde kaptırılan bir gönül ve belediyede kaptırılan bir gönül olmak üzere, elde iki gönül düşünün. İki gönül bir olunca samanın bile ithal edilmeye başlandığı görüldü bir kere. Gepetto’nun tahtadan yaptığı Pinokyo gibi, malum enflasyon sepettosundan hesaplanan rakamlar da inandırıcı gelmeyince vatandaş, yaşadığı enflasyonun burnunun uzadığını hissetti. İktidarı aldı bir telaş: Kalbine girmeye çalıştıkları seçmenler, oy vermek için kabine girince nasıl davranacak acaba? Ya gönül dağı yağmur yağmur boran olursa? Zira akar sandıklara oy gizli gizli...

Hahahaber 20 Mart 2019




Sıcak Gelişmeler

*  Ayasofya ile ilgili her gelişmede, camilerinin doldurulmadığından şikâyet edilen Sultanahmet Camii cemaati tepki gösterdi: "Sorun bizim camimizse kapatın gitsin..."

* Elektrik faturalarında TRT Payı'nın altında yer alan "BTV" kalemi, ATV'ye kardeş bir yandaş kanalın geldiği şeklinde yorumlandı...

* Bahçeli’den yeni seçim türküsü: “Aralarında beş, hepsi birleşince on beş…”



NOT: Bu sayfada yer alan haberler hayal ürünüdür, uydurmadır. Gerçek haberlere benzeyebilir, gülüp geçiniz, kafayı takmayınız. . .

ODTÜ Mescid Tartışması

ODTÜ Mescit Tartışması

Her üniversitenin kendine has bir kültürü vardır. Kampüse girdiğiniz anda havası burnunuza çarpar.
ÖSYM tam olarak nasıl ayarlıyor bilmiyorum, ama sanki her bir üniversitenin iklimine uygun öğrencileri seçip oralara yerleştiriyor gibi. Kampüsten içeriye adımını atar atmaz, bakıyorsun ki saç boyu hemen ortama uyum sağlayıp uzuyor, kulakta küpe peyda oluyor, giyim-kuşam hakeza… Hele yabancı dilde eğitim yapılıyorsa, kampüs içerisinde sadece oradakilerin anlayacağı bir dil oluşmuştur. Eğitim alınan dilden öğrenilen bazı kelimelerin, Türkçe cümleler içerisinde kendine yer bulmaya çalışırken diğer ögelerle ağız dalaşına girdikleri görülürken, bazıları da kırk yıllık ahbap gibi davranır.

ODTÜ’de eğitim dili İngilizce olunca, öğrencilerin kendi aralarında konuştuğu dil de İngilizce’den nasipleniyor haliyle. Meselâ ders ekleme-silme haftasında danışman hocası ile görüşmesi gerektiğini ifade etmek isteyen bir ODTÜ’lüyü “add drop haftasında advisor’ımla bir meeting set etmeliyim” derken duyabilirsiniz.
Ya da sınav sırasında formül çizelgesi kullanılıp kullanılamayacağını şu şekilde sorar: “formula sheet kullanmak serbest mi?”
“Fluid Dynamics dersinde curve var mı?” (Akışkanlar Dinamiği dersinde çan eğrisi metodunun uygulanıp uygulanmadığını soruyor.)
“Strict catalog abi…” (‘bellli ve sabit bir geçme notu var’ diyor)

ODTÜ’de okuyanlara yukarıdaki diyalog çok tanıdık gelmiştir. Orada okuyan ya da oradan mezun bir tanıdığı olanlar da sorup teyit edebilir. ODTÜ’de okuyan yakın arkadaşlarım oldu. Yanlış anlaşılmasın, bahsedilen durum ODTÜ’ye özel değil, hatta nerdeyse Türkçe eğitim verilen okullarda da aynı şekilde. ODTÜ örneğini vermemin sebebi, geçtiğimiz günlerde ODTÜ’de malûm mescid tartışması yaşanması.
Mescid sayısı yeterli mi yetersiz mi, mescit isteği siyasî mi değil mi tartışmalarına girmeksizin, öncelikle şunları söylemek isterim: 
  • Ülkemizde din ve vicdan hürriyeti vardır ve anayasal haklarla teminat altına alınmıştır.
  • Peşin yargılara dayalı niyet okumaları yapmak yanlıştır.
  • Mescitlerin yeterli olup olmadığının tesbiti için, kavga etmek haricinde uygulanabilecek farklı bilimsel yöntemler vardır.
Bırakın ODTÜ’yü veya başka bir üniversiteyi, yurdumuzun herhangi bir camisinde bile teravih, Cuma veya Bayram namazı gibi cemaatle kılınan namazlarda yaşanabilecek muhtemel sorunlara, ODTÜ’lü kardeşlerimizin nasıl yaklaşabileceğini hayal etmeye çalıştım. Tabiî ki hayalimdeki kişiler kendi dilleri ile sorunları tanımlayıp, analitik ve pratik zekâları ile onlara bilimsel çözümler ve alternatifler üretmeye çalışacaktır.

Yer: ODTÜ’de bir cami (herhangi dememe gerek yok, zaten bir cami var)
Zaman: Cuma günüdür, ezan okunmuştur, ilk sünnetler kılınmaktadır, yer yer ilk sünneti bitirenler olmuştur. İç ezan okundu okunacaktır.
Durum: Dışarıda yağmur yağmaktadır. İçerideki kişilerin yerleşimi “optimize” edilmemiş olmakla birlikte içerisi dolu görünmektedir. İçeri girmeyi bekleyen çok sayıda kişi dışarıda homurdanmaya başlamıştır.

Dersi Bitmediği İçin Çıkamayan ODTÜ’lü1, camide olduğunu bildiği ODTÜ’lü2’yi cepten arayıp ezanın okunup okunmadığını sorar, camide olduğu için kısık sesle cevap veren ODTÜ’lü2: “İnternal ezan okunuyor şimdi…”

Organizatör Tarafı Gelişkin Bir Kişi: “Arkadaşlar, dışarda kalan arkadaşlarımız var, lütfen herkes bir adım ilerlese de onlar da içeriye girebilse…”
İçerideki Biri: “Hocam herkes bir adım ilerlediğinde totalde bir adımlık yer açılmış olur. Bir adımlık boşluk da dışardakileri içeri almak için yeterli olmaz.”
İçerideki Başka Biri: “Şöyle yapalım, n bir tamsayı olmak ve değeri 1’den başlamak üzere, her bir saffın sıra numarasını belirtsin. Herkes ‘n’ adet adım atıp ilerlesin.”
Kapıda Bekleyen Organizatör Tarafı Gelişkin Kişi: “Hocam algoritman çok recursive oldu. Biraz daha iteratif anlatsak… Arkadaşlar itmeyelim lütfen, sizin için yer açmaya çalışıyoruz burada!”
İçeride Adım Atma Formülasyonunu Yapan İlk Kişi: “Herkes dahil olduğu saffın sıra numarasının skaler büyüklüğü kadar adım atsın diyorum, oldu mu hocam?”
Kapıdaki: “Uygundur. Ancak safların sıra numaralarının önceden belirlenip duvarlara yazılmış olması gerekiyordu bunun için… Şu an geç”
Başka Biri: “Hocam aslında lazer pointerler ile saf çizgilerinin projeksiyonunu yapsak halıya… Herkes çizgi üzerinde durur, kimse bir şey hesaplamak zorunda kalmaz.”
Daha Başka Biri: “Lazer çizgi aralıkları dinamik olmalı. Cami içine sığması gereken adam sayısına göre aralıkları daraltabilmeli sistem…”
3.Dereceden Başka Biri: “Kaç kişilik yer açılması gerektiğini nasıl bilecek peki?”
Başka Biri: “Baz istasyonları koyalım camiye, baz istasyonlarından sinyal alan telefon sayısı kadar kişi için yer ayarı yapılabilir.”
3. Dereceden Başka Biri: “Efektif değil, namaz kılmayacakların telefonlarının sinyal almasını engellememiz lâzım bu durumda. Bence bir mobil app yapalım, namaz kılacaklar check-in yapsın, sayıyı öyle bulalım.”
4. Dereceden Başka Biri: “Mobil app’e gerek yok, web sitesi yapalım her platformdan girilir.”
5. Dereceden Başka Biri: “Hocam best case ile worst case için iki durumlu bir sistem girsek yeter, ara değerlere gerek yok.”

Artık kamet getirilmiştir ve namaza durulmak üzeredir.
İmam son advise’ını yapar: “Safları sık ve düzgün tutalım, Allah’ın rahmeti üzerinize olsun.”
Hazırlıkta Okuyan Muzip ODTÜ’lü yanındaki Hazırlıkta Okuyan ve Hiç de Saf Olmayan ODTÜ’lüyü düzgün tutmaya çalışır ve sıkar: “Niçin tuttuğumu anladın mı?”
Hazırlıkta Okuyan ve Hiç de Saf Olmayan ODTÜ’lü: “Evet abi, yanlış adamı tuttun”
ODTÜ Camii İmamı: “Yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için sizin anlayacağınız şekilde söylüyorum: line’ları lineer ve sık tutalım”
Arka Safların Birindeki Bir ODTÜ’lü: “Hocam line eliptik oldu, biraz yanaşırsak, hah şimdi daha lineer…”
Allahuekber!

Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/odtu-mescid-tartismasi_378441

Tarih: 8 Ocak 2016

Öne Çıkan Yayın

Üye kürküm üye...

  İktidar partisi son zamanlarda üye sayısını artırma hususunda fevkalade bir gayret sarf ediyor. Cafcaflı kutlamalarla yapılan üye kabu...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İlgili Diğer Yazılar: