Bu Blogda Ara

Arşiv

gençler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gençler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Gençlerin Problemleri

Gençlerin problemleri


Konya Millî Eğitim Müdürlüğü’nün “Gençlik ve İnanç” konulu çalıştayında, imam hatip öğrencilerinin “deizme kaydığı” sonucuna ulaşıldı.
Önemli tesbitlerden birkaçı şöyle: “İtikadî anlamda sorunları olan gençlerde özellikle deizm inancı ön plana çıkmakta, ateizm bu bağlamda daha geride kalmaktadır. Kader, Allah’ın zatı ve tasavvuru, sabır, tevekkül gibi konular anlaşılamamıştır. Hurafeler din addedilmektedir. Dini anlatan kişiler arasında yaşanan tartışmalar ve sunulan dini bilgilerdeki tutarsızlıklar gençlerde din düşüncesinin saygınlığına zarar vermektedir.”

Ulaştığımız teknoloji itibarıyla henüz bir “imanometre” icad edilmiş değil ve imanların varlığını veya derecesini ölçemiyoruz. Kişilerin kendi beyanı olmazsa kimseye imanı üzerinden bir etiketleme yapmak da doğru değil. Muhtemelen çalışma, öğrencilerin davranış ve tutumlarına, hocalarına sordukları sorulara ilişkin gözlemler üzerine bina edilmiştir. Bina demişken, “dindar” nesil yetiştirmek isteyen anlayış, bolca imam-hatip lisesi, cami ve ilahiyat fakültesi açarak bunu gerçekleştirmek istese de, mesele öncelikle bir iman zaafiyeti meselesidir. Binalar kurarak, isim ve resimleri değiştirerek “oldu da bitti maşallah!” gibi tepeden yaklaşımlarla halledilebilecek türden değildir. Yanlış uygulamalar sonucunda sünneti ve hadisleri reddeden insanlar ortaya çıkar, kimi de modaya uyar ve kendini “mezhepsiz insan” sürümüne günceller.

GENÇLERİN KAFASI NEDEN KARIŞIK?

Misal, “Emsile” okumuş, ama iktidar gücüne sahip olunca “emsal değeri” belirlemeye başlayan, bina ruhsatı dağıtmasıyla beraber azimeti terk edip ruhsatla amel etmeye başlayan, türlü bahaneler ve isimler bularak faiz, rüşvet ve yolsuzluklara bulaşan, yapıp ettiklerini “İslâm’a hizmet” kisvesi altında meşrûlaştırmaya çalışanları görürse kafası bulanır. Aynı şekilde, seksen milyon insanın gözlerinin içine baka baka yalan söyleyen, dün söylediğini bugün inkâr eden yöneticileri görürse şaşırır.

Ahlâkı ve psikolojisi nasıl bozulmasın ki? “Bihter” ölçeği ile 9 şiddetinde ahlâkî depremlere sebep olan, lüks içindeki şatafatlı hayatları anlatan dizileri seyrediyor. Onlara bakmasa, bolca kan, şiddet ve ırkçılık ihtiva eden, hamasi nutuklarla dolu, hukuk dışı/mafyavari yöntemlerle iş görülen, durmadan silâhların patladığı yapımlar ya da bugünün siyasî figürlerinde olması beklenen duruş ve özelliklerin, tarihi anlatmak bahanesi ile tarihî şahsiyetlere giydirildiği ve gerçeklerden kopuk dizilerden kaçamıyor.

Gençlerimiz bugün, ihale kapmak veya iyi bir işe girmek için “dayı” sahibi olmak gerektiğini görüyor. “Dayizm” diyebiliriz buna… “Hareketlerine yeter ki riya kat, liyakat yoksa bile yükselebilirsin” prensibi ile ani yükselenlere şahit oluyor. Emek harcamadan, haram helâl dinlemeden kısa yoldan köşeyi dönenleri görüp özenebiliyor: Küfür etme haricinde özelliği olmayan kifayetsizlerin youtuber olup para, şan şöhret sahibi olduğunu görüyor, 13-15 yaşlarında olup sahnelere/ekranlara çıkan şarkıcılara imreniyor, milleti dolandıran tosuncuklara gıpta ediyor. Tahsilin veya çalışmanın kendisine katacağı bir şey olmadığına inanıyor ve sanal bahis/kumar sitelerinden medet umuyor. Sistemi, müfredatı ve sınavları defalarca değişen eğitimden zaten fazla bir beklentisi yok. Hoca, öğrenci sayısı ve istihdam imkânları gibi hesaplar gözetilmeden her yerde mantar gibi türeyen üniversitelerde kalite yerlerde sürünüyor.

Sayın Cumhurbaşkanı, okulların altına otopark yapma projesinden bahsetti geçenlerde. Ben şahsen çok anlamlı buldum. Altları o kadar oyulan ve boşaltılan okullarda o boşluğu bir şekilde değerlendirmek lâzım tabi…
Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/genclerin-problemleri_458426

Yüzde Onluk Garaj

Zaman zaman duyarız: “mütevazi bir garajda geliştirilen falanca yazılım-mobil uygulama, filanca algoritma-arama motoru veya feşmekânca işletim sistemi bugün milyarlarca kullanıcıya ulaştı”. Tabi bunların hepsi yurtdışında olur genelde. Sonra da “neden bizde böyle güzel gelişmeler olmaz?” diye sorarız.
Neden olmaz, çünkü gençliğimizin önünde üretici düşünceyi kısıtlayan birtakım engeller var:
Bir kere, ilk ve ortaöğretim çağlarında gençlerimizin önünde sürekli sınav hedefleri var. İlkokul sonunda özel ortaokullara burslu olarak yerleşmek isteyenler okulların sınavlarına giriyor. Ortaokulda TEOG sınavları var. Aslında ortaokul ve lise sınavlarının tamamı bir hedefe matuf; iyi bir üniversitede iyi bir bölüm kazanmak! Aileler de çocukların hayatının tek gerçeği buymuş gibi davranıyorlar. Çocuk bir spora mı meraklı, “üniversiteyi bir kazan, sonra istediğini yaparsın”. Yabancı dil mi öğrenmek istiyor, “nasıl olsa üniversitede hazırlık okursun, orada öğrenirsin”. Haftaiçi okul, haftasonu dersane, kurs veya özel ders derken, çocukların hobi edinmeye zamanı kalmıyor. Anadolu’da bırakın garaj bulmayı, kışın tek odada soba yandığı için rahat bir çalışma ortamı bile bulamıyor.

4+4+4 sistemi ile birlikte, artık lise bittiğinde 18 yaşında olması garanti edilmiş olan gencimizi bekleyen bir başka sürpriz var: GSS primi! “YGS’yi anladık da, ya GSS primi nasıl bir engeldir?” derseniz, devlet gencimize diyor ki: “18 yaşına geldiğine göre artık anan-baban sana bakmak zorunda değil, sigortalarından faydalanamazsın. Kendi sigortanın çaresine kendin bakacaksın.” Gencimiz cevaben “ama ben çalışmıyorum ki, paramı babam veriyor hâlâ… hem daha üniversite sınavına yeni girdik, söz bir yere yerleşeceğim” dese de, kendisine “evine gelir, testimizi yaparız, hem korkma dediğin gibi fakirsen sana prim ödetmeyiz be oğlum!” denir. Gelirler, gelir testi yaparlar ve derler ki “bu evin bir maaşı var, baban zorunda olmasa da sana bakıyor. Yani senin gelirin var. Ailede 4 kişisiniz, böl maaşı dörde, ne etti: 750 TL”. Babasının sigortasını kabul etmeyen devlet, babasının parasını gelir sayıyor ve bu gencimize aylık 65.88 TL tutarında bir prim çıkıyor. Meselâ adam başı gelir 1647 TL ile 3294 TL arasında olsaydı gencimizin aylık ödemesi gereken tutar 197.64 TL olacaktı. Allah muhafaza gelir testi yaptırmayan veya adam başı gelir tutarı 3294 TL ve yukarısı olanlar için sıkı durun: 395.28 TL! Kira gibi yemin ediyorum. Peki karşılığında ne alınıyor bu primin? Doğrudan bir ürün veya hizmet alınmıyor aslında. Yani “ya bir şey olursa” diye peşinen ödenecek bir meblâğ. GSS ile ilgili en güzel ve veciz anlatımı Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde “Beyinsiz Adam” rumuzuyla yazan köşeyezarı yapmış. 12 Ocak 2016 tarihli yazısında “lahmacuncu” analojisi kuran yazar şöyle diyor:

Bir lahmacuncu var, sizi arıyor ve “Kardeş senin için lahmacun hazırladık, istediğin zaman gel al” diyor.
“Hayırdır ne alâka?… İstemiyorum” diyorsunuz. “Biz istiyoruz” diyorlar. Aradan yıllar geçiyor ve lahmacuncu sizi arıyor.
“Kardeş şu lahmacunların parasını ödesen?”
“Ne lahmacunu?”
“Biz üç yıldır her gün sana lahmacun hazırlıyoruz. Aslında hazırlamıyoruz da, istesen hazırlardık yani. Borcun 7 bin lira.”
“Mafya mısınız siz?”
Derken bir gün, açlıktan kırılırken lahmacuncuya gidiyorum. “Ya şu lahmacun hakkımı versenize, zaten almadığım halde borç yazıyorsunuz, bari yiyeyim, karnım aç” diyorum. “Veremeyiz” diyorlar, “önce şimdiye kadar yemediğiniz lahmacunların parasını ödemeniz lâzım”

Geçtiğimiz hafta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu’nun GSS ile ilgili açıklamaları olmuştu, buna göre; Türkiye genelinde 5 milyon 390 bin 455 kişi, gelir testi yaptırma yükümlülüğünde olmasına rağmen yaptırmamış! Bu durumdaki kişilerin toplam borcu: 10 milyar 962 milyon 923 bin lira! Kişi başı ortalama borç: 2 bin 33 TL. Çoğu bunun farkında değil, farkında olanlar da protesto maksadıyla veya en yakın seçime doğru bir borç silinmesi umudu ile borçlarını ödememekte ve borç günden güne artmakta.
Üniversiteyi kazanıncaya kadar hayatı donduran gençler, üniversite sonrasında da GSS’ye takılmamak için ilk hedef olarak sigortalı bir işe kapak atmayı düşünüyor velâkin bu sefer karşılarına askerlik yapmadıkları gerçeği çıkıyor. Tecrübesiz ve askerliğini yapmamış birine işverenler fazla sıcak bakmazlar tabi. Askerlik, iş derken evlilik yoluna giren bir genç, cesaret, şevk ve azim isteyen girişimcilik kapısını artık kapatmıştır, geçmiş olsun.

Geriye kalıyor üniversite yılları… Ümit ve hayallerin zirvede olduğu bu seneler de öğrenciler için maalesef, maddî olarak yokluk içerisinde geçer. Doğru düzgün ev ve mutfak eşyası alamaz, ama bilgisayarının fiyatı ikinci el bir araba fiyatı ile yarışabilir. Cep telefonları da full aksesuarlı ve son modellerden olur, ancak içerisinde dakikası ve interneti olmaz. Evdeki internet de komşularla ortak kullanılan internet olur ve ayın ilk haftasında adil kullanım kotasının hışmına uğrarlar.

Peki saydığımız bütün engellerden sıyrılarak bir şeyler yapmaya çalışanlar yok mudur? Tabiî ki vardır, ancak onları da bekleyen başka engeller vardır. Meselâ tüzel bir kişilik altında yapılmayan işleri kimse kaale almayacağı için şirket kurulması gerekir. Bu da herkese potansiyel “vergi kaçakçısı” muamelesi yapılan yerde çok zordur. Füze kalkanı alım şartnamesinin bir inşaat projesi şartnamesinden devşirildiği memleketimizde maalesef internet, mobil ve yazılım gibi teknolojik altyapıya dayanan projelere verilen teşvik ve destekler de bu tarz projelerin ruhuna ve özel yapısına uygun olmayabiliyor.

Sonuç olarak, kin ve garez kapıları kapanıp, garaj kapıları gençlerimize açılırsa, küresel projelere ev sahipliği yapabileceğimizi görürüz.
Haydi gençler, garajlara!
Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/yuzde-onluk-garaj_391210
Tarih: 28 Mart 2016

Öne Çıkan Yayın

Üye kürküm üye...

  İktidar partisi son zamanlarda üye sayısını artırma hususunda fevkalade bir gayret sarf ediyor. Cafcaflı kutlamalarla yapılan üye kabu...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İlgili Diğer Yazılar: