Bu Blogda Ara

Arşiv

google etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
google etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Beton Kültürü ve Emlak Bilgisi

Beton Kültürü ve Emlak Bilgisi

Dolar’ın ülkesinden çıkmak suretiyle dış dünyaya açılıp genişlediği ve gelişmekte olan ülkelere bol bol uğrayıp ucuz ucuz konakladığı yıllarda ülkemiz de bu nezaket ziyaretlerinden nasibini aldı.
Mevcut iktidarın inşaat ve emlâk işlerini iktisadi gelişmenin lokomotifi olarak gördüğü, diğer sektörlere nazaran çok daha fazla koruyup kolladığı herkesin malûmu. Bu şekilde gelen paralar ülkemizde betona ve lüks tüketime harcandı. Beton sektörünün önünü açmak için imar kanununda jet hızıyla değişiklikler yapıldı, tahrip edilmiş orman ve tarım alanlarının kullanıma açılması sağlandı. Teşvikler verildi, banka kredilerinde kolaylıklar sağlandı, vergi muafiyetleri tanındı, vergi borçları silindi. Büyük firmalar inşaat işleri ile uğraşmaya başladı, inşaatla uğraşanlar büyüdü.

İmar-Ahit Ofisleri

Kentsel dönüşüm yasası ile eski binalar bir bir yıkılıp yeniden inşa edilmeye başlandı, şehirler şantiyeye dönüştü. Belediyeler, imar planlarında inşa işlerini kolaylaştıracak şekilde değişiklikler yaparak hem gelir elde etti, hem de sektörün önünü açtı. Bazıları öyle abarttı ki, planlarda yer alan fay hattını bile taşıdı! Yol, metro gibi ulaşımı kolaylaştıracak altyapı çalışmaları plana dahil edildiği anda bir mevkinin değerinin bir anda patlama yapacağı bilinen bir şey ve çokça kullanıldı. Uzun vadeli ödeme imkânları ile elde edilmesi kolaylaştırılan ve sağlam bir yatırım aracı olarak görülen gayrımenkuller değerlerinin üstünde fiyatlanmaya başladı. Kısa zamanda büyük kârlar kazandıran inşaat, emlak ve taahhüt işleri, adeta “Beton Kültürü ve Emlak Bilgisi” dersinin zorunlu olduğu “İmar-Ahit” ofislerinin her köşede açılarak mantar gibi çoğalmasına yol açtı.

Beton Kültürü ve Emlâk Bilgisi o kadar damarımıza yerleşti ki… Tarihi eser sayılan binaların restorasyonunda, bu dersin izlerinin en kaba örneklerini görmek mümkün. Sünger Bob’a benzetilen kale mi dersiniz, fayanslarla kaplanan tarihi hamamlar mı, otoparka çevrilen medreseler mi… Konya’da geçen haftalarda açılan piknik alanı beton ve asfalta boğuldu. Deprem toplanma alanlarına dev beton yığını olan AVM’ler yapıldı. 1453 adet hafriyat kamyonundan oluşan dev bir filo ile caddelerde gövde gösterileri yapıldı. Bir tabiat harikası olan Uzungöl çevresi tam bir betongöl haline getirildi. En son Ayder Yaylası’na da kentsel dönüşüm gideceği haberleri vardı. Fatih Camii, Mevlânâ Türbesi gibi yerlerin bahçelerindeki ağaçlar bile kesilip etrafları betona gömüldü.

İnsanoğlu var olduğu ve nüfus çoğaldığı müddetçe inşaat işleri tabiî ki var olacaktır. Fakat sadece inşaata dayalı büyüme planları yapmak ve bütün kaynakları bu alana tevcih etmek yanlış olur. Bir binayı bir defa inşa edersiniz ve uzun yıllar boyu kullanırsınız. Bu yüzden sürdürülebilirliği azdır. Hele ki arz-talep dengesi gözetilmezse balon oluşacağı ve yeterince şiştikten sonra bu balonun patlayacağı aşikârdır. Herhangi bir sebeple finansman problemleri başladığında da insanların ilk gözden çıkardığı şey gayrımenkullerdir. Cari açık, dış borçların çokluğu, yabancı yatırımcıların ülkeden kaçması gibi sebeplerle nakit sıkıntısı çektiğimiz bugünlerde en çok daralmanın hissedildiği sektör inşaat oldu. Durmadan yapılan satış kampanyaları, kamu bankaları eliyle verilen ucuz konut kredilerine rağmen eritilemeyen konut stokları bu konuda ciddi bir tehlikenin bizi beklediğini haber veriyor. Bazı inşaatçılar, konut kredisi oranlarının 8-9 puan düşürülerek aradaki farkın devlet tarafından karşılanmasını bile talep etti. KDV’nin oranlarını %26 yapıp okunuşunu “Kentsel Dönüşüm Vergisi” yaparlarsa hiç şaşırmayacağım.

Çözüm?

Para kaynaklarının bolca bulunduğu yıllarda, bu kaynakları katma değeri yüksek üretimler yapmakta kullanan ülkeler bugün bunun kaymağını yiyor. Zamanında yüksek teknoloji ürünlerine yatırım yapsaydık bugünümüz çok farklı olabilirdi. Eğitim sistemimizin problemleri ve beyin göçü gibi sebeplerle kalifiye insan kaynağı bulmakta zorlanıyoruz, uzun yıllar süren ve pahalı AR-GE çalışmaları gerekiyor. Şimdi sıfırdan başlayalım, biz de katma değeri yüksek ürünler ihraç edelim demek için geç kaldık gibi.

Yerli ve Millî Bir Yüksek Teknoloji Firması Olarak APPLE!

Bugün Apple firmasının piyasa değeri bizim gayrısafi millî gelirimizden fazla. Diyorum ki, Varlık Fonu’muzu kullanarak, enişteden, sağdan soldan borç-harç bulup bir şekilde Apple firmasını satın alalım, yerli ve millî bir yüksek teknoloji firmamız olsun. Zaten apple ürünlerinin isimleri neredeyse yerli ve millî, çoğu “Ay” ile başlıyor. Yanına yıldızı da biz koyarız, dünya ay-yıldızlı ürünlerle dolar Allah’ın izniyle. Mekintoş’u Tekintoş, Macbook’u Tekbook yaparız. iMac ürününü tersten okuduğunuzda cami olduğunu fark ettiniz mi? Bütün birikimlerimizi toplayıp tek varlığımız olan Apple’a yatırdığımız için Varlık Fonu’nun ismini de değiştirip Varlık Phone’u yapmamız gerekecek, olsun. Firma merkezini Konya’daki çok gizli uzay üssümüzün oraya taşırız. Hatta Konya ilimizin adını da bu vesileyle Silikonya yaparız. İşler iyi giderse, bir sonraki sene şaaak diye Google’ı alırız. Yetmedi mi, şaaak bir firma daha alırız, Microsoft! Ne dersiniz, iyi olmaz mı?
Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/beton-kulturu-ve-emlak-bilgisi_470079

Googlediye

Googlediye belediyesi

Google’a ait şirketlerden biri olan Sidewalks Lab, Kanada’nın Toronto şehrinde sahil şeridinde ileri teknolojiye dayalı yeni bir şehir kuracağını duyurdu.

Quayside adı verilen bu yeni şehirde mümkün olduğu kadar robotik cihazlar kullanılacakmış. Ulaşım konusunda sürücüsüz otobüsler ve bir uygulamayla yönlendirilerek çalışacak sürücüsüz taksiler hizmet verecekmiş. İşlerin düzgün takip edilebilmesi için şehrin farklı yerlerine çok sayıda kamera ve sensör konulması gerekiyor. Bütün bunları şahsî hayatın gizliliği prensibiyle birlikte nasıl yapacakları şimdilik merak konusu… Bildiğimiz belediyecilik hizmetlerini, algoritmalar, uygulamalar, sistemler ve robotlarla yapıyor olacaklar.

Belediye başkanlarımızın birbiri ardı sıra istifa ettiği ülkemizde, Google belediye yönetimlerine bir alternatif olur muydu acaba? İstanbul’u ele alalım, Kadir Abi sonrası Google gelse ne yapardı?
Öncelikle akıllı sistemler manasında “ak” ekini bütün hizmet isimlerinin başına veya sonuna getirirdi. Şimdilerde “İstanbul Kart” denilen ve ilk adı “Akbil” olan bilet sistemi tekrar geri gelirdi. Otobüsler “AKbüs”, metrolar “MetrAK”, İspark “ AKpark”, çöpleri toplayan ve yerleri süpüren sistemin adı “AKtem”, gaz dağıtım sistemi “GAZAK” (ismi bile ısıtıyor adamı), su ve kanalizasyon idaresi “SUKAK” olurdu meselâ…

Akıllı ve sürücüsüz taksiler de kısaltılıp “TAK” olurdu muhtemelen. Düşünsenize, acilen bir yere mi yetişmemiz gerekiyor, akıllı telefonumuzla çağırıyoruz, bize en yakın mevkideki uygun araba geliyor. Öyle “e-5 kapalı, neden sahilden yolu uzatarak bana daha fazla para kazandırmıyoruz?” teklifini yapmadan, “ben karşının şoförüyüm, gidilecek yeri bilmiyorum siz tarif edin” demeden, yabancı turistlere farklı tarife uygulamadan, kısa mesafeye gidileceğini duyunca “aracı teslim etme saatim geldi, güzergâhıma ters noktaya gidemem” bahanesi ile yolcuyu savuşturmadan, can pazarı yaşanan noktalarda fırsatçılık yapıp 100 metre yol için 100 dolar istemeden, “bozuk yok, helâl et” diyerek paramızın üstüne yatmadan,“tak” diye çalışacak arabalardan biri geliyor diye düşünelim. Hayali bile güzel…

Bütün mekanik işlerin sistemler vasıtasıyla yürütüleceği yerde ara elemana ne kadar ihtiyaç duyulur bilinmez, ama adet yerini bulsun diye “AKMEK” adında meslek edindirme kursları açar, “ara” eleman yetiştirirdi. Belediye kelimesini değiştirir, “Googlediye” yapardı. Muhalefet cephesi “gugla” diye okuyup dalga geçerdi. Millet de “her işi bizim yerimize düşünüp aklediyor” manasında “Aklediye” şeklinde telâffuz ederdi ismini.

Yöresel kültür şenlikleri ve dayanışma günleri yapmamak olmaz. Google da kendi meşrebine ve memleketinin yörelerine uygun “California Çip Festivali”, “Geleneksel San Francisco Network Günleri”, “Palo Alto Yarı İletken Şenlikleri” tarzında faaliyetler düzenlerdi. Yerli ve millî teknoloji ürünleri gelişmeye başlayınca kültür organizasyonlarını dönüştürürdü. İstanbul dokusunu korumak için sürücüsüz arabalarının üzerine “sürücü hataları için lütfen sunucunun C:\ sürücüsüne başvurunuz” yazardı.

Açılışlar ne olacak peki? Sergiler, yurtiçi ve yurtdışından gelen misafirlerin karşılanması, şehrin anahtarını birilerine temsili de olsa hediye etme… Başkan kurdele kesmezse açılış olur mu? Android isminde işletim sistemi yapan, robot da yapar elbette. Açılışlara katılmalık, kurdele kesmelik, el sallamalık, tweetler atmalık, her daim gülümseyen insan görünümünde bir robot yeter de artar bile. Adı da “Robaşkan” olur. Hatta googlediyeyi “Robaşkanım @googlediye, bu şehre kimin ne kadar hizmet ettiğini biz çok iyi biliyoruz. Gayretinizi de hizmetlerinizi de görüyoruz. Sağolun” gibi tweetlerle öven bot hesaplar kurardı. “Google’lerin gücü adına, güç bende artık” diyen bir robaşkan, güç zehirlenmesine pekâlâ maruz kalabilir diyeceksiniz. Ya bütün akraba-i (me)taallukatını googlediyede işe yerleştirmeye ve yandaş mutfak robotlarına bazı ihaleleri peşkeş çekmeye kalkarsa? Hiç sorun değil, ironiye gerek kalmadan hemen “metal yorgunluğu” sebebiyle alaşağı edilir, sipariş edilen yeni robot alkışlarla görevinin başına geçer.

Ülkemizde böyle bir belediye olur mu bilemiyorum, ama olursa oyumu robaşkana vermeyi düşünürüm. Allah metal aksamına zeval vermesin, her işi yapar.
Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/googlediye_445547

Sürücüsüz Arabalar

Sürücüsüz Arabalar
Bilim-kurgu filmlerinde görmeye alıştığımız, otomatik pilotlar vasıtasıyla verilen koordinatlara kendileri gidebilen araçlar yavaş yavaş hayatımızın içine giriyor.
Uzay temalı filmlerde gördüğümüz, insan konuşma diliyle iletişim kurabilen, kendisine verilen komutları anlayabilen, gerekli-gereksiz şaka bile yapabilen araçlar henüz yapılmadı veya duymadık diyelim. Uzayda koordinat belirlemek nasıl oluyor hep merak etmişimdir. Sabit duran bir cisim yok bir kere… Karadelikler, solucan delikleri derken, uzay-zaman bükülmeleri ve karmaşıklaşan boyut kavramı da cabası. Neyse ki, fimlerin çoğunda bu hesapları yapmaya gerek bile duymuyorlar.
Uzay konumu üzerinden konu paralel kâinatlara gelmeden biz yeryüzüne dönelim: Dünyanın en büyük firmalarından bir kaç tanesi bu konuda yarışıyor. Hatta Google, bir prototip araç geliştirip caddelerde dolaştırıyor. Kayıtlara, sürücüsüz aracın hatalı olduğu bilgisi ile girmiş olan bir kaza bile yaptı. Aracı geliştiren kişilere göre, bu kazada kendi araçlarının herhangi bir suçu yok. Sola sinyal vermiş ve önde olan bir araç, kendisine yol verilmesini pekâlâ bekler!

Karşılaştığı tecrübeleri kaydedip öğrenebilen bir sun’î zekâ ile geliştirilmiş sisteme sahip olduğundan, yaptığı kazalardan da çok şey öğreneceği kesin. Karşısındaki normal araç sürücülerinin hatalı olabileceği ve kurallara bazen uymayabileceği gibi. Tek bir akıl ve onun kazanımları değil, çevredeki her sürücü ve araçtan fikirler alıp kollektif bir sürücü veritabanı oluşturmaya çalışıyorlar.
Benzer şekilde Mercedes firması da BMW ve Audi firmaları ile birlikte sürücüsüz kamyon ve otobüs geliştirmeye çalışıyor. Tesla ise elektrikli araçlardaki performansını sürücüsüz araçlarla da perçinleme gayretinde. Arka planında çok ciddî araştırma-geliştirme faaliyetleri barındıran çalışmalar bunlar ve temelinde kazalar gibi insan odaklı ölümcül hataları en aza indirmek ve çevre ile dost ürünler ortaya çıkarmak yatıyor.

Sürücüsüz veya otomatik sürücülü araçlarla ilgili olarak tartışılan pek çok konu var. Kural ihlâli durumunda ve sürücüsüz araç çevreye veya herhangi bir canlıya zararı dokunacak bir fiile sebep olursa sorumlu tutulacak kişi kim olacaktır? Google sürücüsüz arabası, Amerikan Ulusal Trafik Güvenlik Kurulu (National Highway Traffic Safety Administration – NHTSA) başvurdu ve yaklaşık 5 ay sonunda ehliyet alma mücadelesini kazandı. Böylece “sürücü” kavramı, teknoloji desteğiyle farklı bir boyuta taşınmış oldu. Ülkemizde böyle bir araçla kazaya karışılsa, levye eşliğinde ilk sorulacak sorunun “ehliyetini hangi internet kafeden aldığı” olacağını zannediyorum.
Bu araç Türkiye’de olsa veya test edilse çok zorlukla karşılaşacağı kesin. Öncelikle yanlış tabelâ ve levhalar bu aracı kaza yapmaya sürükler. Hiçbir uyarı levhası olmadan aniden biten bir yol ile karşılaşınca ne yapar meselâ? Karşıdan gelen araçların “radar var!” anlamında yapacakları selektörü de anlayıncaya kadar yapay zekâsı devreleri yakar. Sürekli korna sesleri ile uyarmaya çalışanlar yüzünden otomatik pilot, bir süre sonra ses reseptörlerini kapatır. Düğün konvoyundaki araçlar komple sürücüsüz olursa ne olur biliyor musunuz, önüne durmadan fırlayan çocuklardan dolayı asla ilerleyemez.

Bu teknoloji henüz arzu edilen seviyeye gelmiş değil. Araçların sadece bulundukları çevreyi gözlemlemesi yeterli değil. Trafikteki diğer araçlarla da iletişime geçip karşılıklı olarak hareketlerini birbirlerine göre düzenlemeleri şart. Halihazırda güvenli sürüş için kavşaklarda gereğinden fazla yavaşladığı söyleniyor. Nitekim bir trafik cezasını, çok yavaş hızlarda seyredip trafiği tehlikeye sokma gerekçesi ile aldı. Trafik işaret ve işaretçilerini tanımada eksikliği olduğu, yollarda hasbelkader bulunabilecek herhangi bir çöp veya taş gibi engelleri algılamakta sıkıntı olduğu belirtiliyor.

Diyeceğim, öyle veya böyle, yakın gelecekte artık hayatımızda bu araçlar olacak. Elin oğlu, elektrikle çalışan, dünyanın her yöresindeki insan ve araçlarla meşveret edip onların davranışlarından bir şeyler öğrenerek, adeta total aklın sürdüğü araçlar geliştirmeye çalışırken, bizler, “gaz”la hareket ettirmeye çalıştığımız bir aracın elektronik ve mekanik bütün kontrollerini kuvvetler ayrılığı prensibini hiçe sayarak, tek bir kişinin eline vermeye çalışıyoruz. Almamız gereken çok yol var gibi görünüyor.
Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/surucusuz-arabalar_408317

Öne Çıkan Yayın

Yapeylikan Zekâ

GPT-3 isimli yapay zekâ modelinin yazdığı bir köşe yazısı, The Guardian gazetesinde yayınlandı. Yapay zekâların insanlara zarar vermeyeceği...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İlgili Diğer Yazılar: