Bu Blogda Ara

Arşiv

para etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
para etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Para-normal AKtiviteler


Para-normal Aktiviteler
 


Hamdolsun, gün geçmiyor ki biraz daha normalleşmeyelim.

Paraya taalluk eden işlerde normalleşmenin daha çok görülmesine para-normal aktivite denir. Normalleşme dediysek normal olanı değil tabi, yeni normalleşme. Son zamanlarda gerçekleşen ve bir kısmı gerçeküstü-gerçekötesi anlamına gelen “paranormal” mahiyette tezahür eden bazı örneklerine bakalım:

Bayram sabahı, döviz alım-satım işlemlerinde alınan verginin beş katına çıkarıldığı müjdesi geldi. Döviz almak isteyenler artık “gara gara” düşüneceklerdir. Zaten, para için normal olanı, kendi biriminde kalmak değil midir? Kurun normal seviyelerde kalması için yapılan böylesi müdahalelere “kura-normal” denir. Yok öyle düşük döviz alayım, yükselince satayım, keyfimce kuru yükselteyim! Ezanları susturamayacaklar, bayrağımızı indiremeyecekler! Kaçın kurasıyız biz! Bu ülkeye döviz lâzımsa onu da biz getiririz! Meselâ, Japonlarla bir swap anlaşması yapmak suretiyle ülkeye döviz getirebilirsek buna “sakura-normal” deriz her halde...

Şehir Hastaneleri

Kur, sakura, Japon derken akla şehir hastaneleri geldi. Malûm, arazisini devletin verdiği yere özel teşebbüs hastane kuruyor ve bunu devlete kiralıyor. Tabiî bu anlaşmaların tam şartları halktan gizleniyor, ama döviz üzerinden hesaplanan ve uzun yıllar sürecek bu ödemeler gün geçtikçe artıyor. Şairin dediği gibi “Bu şehir hastaneleri ki bir kaç misil bahalıdır, yek zengine mülk-ü Acem fedadır.” Meselâ Ankara Bilkent Şehir Hastanesi yıllık 289 milyon TL bedelle kiralanmaya başlamışken bugün ödenen kira tutarının bir milyar lirayı geçtiğini söylüyorlar. Devletin yerinde olsam vatandaşa şöyle derdim:

“Ben buna mecburum, sen bilemezsin.
Ödediğim parayı sır gibi tutuyorum.
Büyüdükçe büyüyor masraflar
Hasta garantisi vermişim, sen bilemezsin.
Hastanelerin içini senin vergilerinle dolduruyorum”

Yine bayram günlerinde aldığımız başka bir habere göre bazı yerlerde ümera, mera kullanımını paralı hale getirdi. Buna “mera-normal” diyebiliriz.

Dostavergi’nin “Ödül ve Ceza” romanında hep ceza olacak değil ya, biraz da ödüllerden bahsedelim. Bayramdan önceki gün, sokağa çıkma ve seyahat kısıtlamaları devam ettiği halde kahir ekseriyeti AKP öncesi yapılmış olan köprü ve otoyolların bayram süresince ücretsiz olduğu müjdesini aldık.
Gerçi o köprü ve yollardan geçmeyince zaten bir şey ödemiyorduk, ama olsun. Arabası olmadığı için oradan geçmeyen ve geçmediği için para da ödemeyen kişiler olarak galiba bize her gün bayram oluyor, neyse...

“Ada”m kaybetti

Bayram demişken, seksenli yıllara kadar resmî bayram olarak kutlanan 27 Mayıs yıl dönümünde para-normal birtakım aktiviteler olmadı değil. Adada 27 Mayıs darbesi yerden yere vurulurken darbenin mimarlarının rahmetle anılması, kucaklaşma ve birlik çağrısı yapan kişilerin kendilerine tabiî basın haricinde kimseyi oraya dâvet etmemesi enteresan oldu.

Betona gömdükleri Yassıada’nın adı “Demokrasi ve Özgürlükler Adası” oldu. Rahmetli Menderes bu hâlini görse “ada”m kaybetti derdi her halde. Ecdat gemileri karadan yürütüp fetih yaparken bugün denizleri doldurup üstünü inşaatlarla dolduruyoruz, buna da “kara-normal” diyebiliriz. İmar, inşaat deyip küçümsemeyin, virüsle mücadelenin ilk adımlarında konut kredilerini düşürmek suretiyle virüse attığımız tokat sebebiyledir ki bugün çok iyi durumdayız...
Link:  https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/para-normal-aktiviteler_521052

Elazığ Depremi’nin ardından...

Elazığ Depreminin ardından

Geldiğinde sadece yeri değil yüreklerimizi de sarsan, birkaç gün boyunca daima kendisinden bahsettiren, bütün ülkeyi kenetleyip güldürmezken düşündüren ve haftası tamamlanmadan unutulup giden bir depremi daha geride bıraktık.

Ekonomik sıkıntılardan mıdır, bilmiyorum, bu deprem para meseleleri çokça konuşuldu. Fitili ateşleyen, Kızılay başkanının 10 TL yardım için vatandaşlara çağrı yapması oldu. Vatandaşlar tepkilerini anında gösterince çağrı tweeti de silindi ama tartışmalar kesilmedi. Bu sefer insanlar, yirmi yıldır ödedikleri deprem vergilerinin akıbetini sormaya başladı. Tam yirmi yıl önce, geçici olduğu söylenerek konulan deprem vergisi ve yükseltilen KDV oranları, bir kaç yıl geçtikten sonra kalıcı hale geldi

Deprem Vergileri Ne Oldu?

Bu arada, deprem için toplanan vergilerin durumunu sormanın utanmazlık olduğunu öğrendik. Allah Allah, halbuki soru sormak değil de cevap vermemenin ya da net bir cevap verememenin kabul görmemesi gerekmiyor mu? Şöyle düşünün; bir lokanta var, bir gün gelir de acıkırsanız diye sizden düzenli olarak para topluyor. Bu lokantada sadece belli problemlerden dolayı evinde yemek pişiremeyen insanlar müşteri olabiliyor. Günün birinde, takdir-i ilahi, bir grup insan, evinde yemek pişiremeyecek hale gelip lokantanın yolunu tutuyor. Şef garson bütün vatandaşları 10 TL bağışlar yapmaya davet ediyor. Lokantaya gitmeyen pek çok vatandaş kampanyalar düzenleyerek kendi imkanları ile topladıkları yiyecekleri lokantaya yardım diye gönderiyor. Siz de, haklı olarak o güne kadar vermiş olduğunuz paraların nerede harcandığını sordunuz. Baş aşçı sorunuzdan rahatsız oluyor ve “tam da yemek zamanında sorulacak soru mu bu?” diyor. Yahu evet, yemek için toplanan parayı tam da yemek ihtiyacı duyulduğunda soruyoruz, ne var bunda?  Organize İşler filmindeki meşhur “araba nerede?” “müşteride”“para nerede?” “yarın getirecek...” “araba nerede?” repliklerini hatırladım... 

Orta Gelir Tuzağı!

Ekonomide Türkiye’nin sıçrama yaptığı günlerde, mümkünatı yok, deprem paraları başka şeye harcanmış olamaz. Hele, bir hazır giyim markası sahibinin, "Perakendenin en zor dönemine girdik. Bugün içinde bulunduğumuzdan daha büyük kriz görmedik diyebilirim” demesine hiç mana veremiyorum. Kriz değildir yahu, olsa olsa orta gelir tuzağıdır bizimkisi. Düşünün ki, futbol maçında oynuyorsunuz, ceza sahası içerisinde beklerken, iyi bir orta geleceğini tahmin edip kafa atmak üzere sıçrıyorsunuz. Fakat o da ne, ayaklarınız yerden kesildiği anda orta gelmeyeceğini anlıyorsunuz! İşte buna “orta gelir tuzağı” denir. Evet, sıçrama yaptığımız doğru, ayaklarımız yerden kesildi çünkü... Tek eksiğimiz dışarıdan gelmesini beklediğimiz paralar. Yabancı yatırımcıları çağırmak için bir türkü söyleyelim mi? 

“Money money money,
İşte yeni hava meydaney
İyi günün dostu,
Nerdesin haney, Sülün Osmaney”

Ekonomide geçen sene dengelenme ve değişim yılıydı. Bu sene de “ince ayar yılı” olacakmış. Avrasya tüneli geçişine %56 zam gelmesinden belli ayarın inceliği. Harç ve vergiler %22.5 zamlandı, doğalgaz ve elektrikte “dengelenme ve değişim” yüzde 60-70’leri buldu... Desenize, “incecikten bir zam yağar...” türküsünü de söyleyeceğiz...

Korona Virüsü

Dünyayı tehdit eden korona virüsü çok şükür ki daha ülkemize giriş yapmadı. Acaba virüs vakası ülkemizde görünmeye başladığında nasıl karşılanır? Muhtemel tepkilerden bazıları:

"Bu bir virüs kalkışmasıdır"

"Doktorlardan değil, eniştemden öğrendim"

"Bütün vatandaşlarımı karantina bölgesine, virüsle mücadeleye davet ediyorum"

"Virüs bulaşmış insanların boğazına-afedersiniz- atlet tıkamak suretiyle..."

"Çin'den gelen şeyler hep böyle: üstü ihanet, ortası ticaret ve alt tabakası da tababet"

“Çin’lerine gireceğiz Çin’lerine!”

"Rabbim önce bana, sonra milletime rahmet eylesin"

"Bu virüs Allah'ın bir lütfudur..."

"Hastaneler ne ilaç istedi de vermedik?"

Link:https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/elazig-depremi-nin-ardindan_511665

Türkiye Birden Büyüktür

Türkiye birden büyüktür
Ülkemizde seçime yaklaştığımızın işareti olan birkaç şey vardır;  kaldırımlar sökülüp tekrar yapılır,  imar barışı/affı gelir, gecekondu gibi kaçak binalara ruhsatlar dağıtılır, vergi afları, borçların silinmesi/yapılandırılması gibi imkanlarla nakdi mükellefiyetleri hususunda hassas davranmayan vatandaşlar ödüllendirilir. Memleketin muhtelif yerlerinde petrol, doğalgaz ve bor gibi kaynakların bulunduğu şeklindeki haberler artar. Saflık derecesi çok yüksek olan, dünya üzerindeki rezervlerinin büyük kısmının ülkemizde olduğu ve o güne kadar daha önce adını duymadığımız “bilmemnonsiyum” gibi tuhaf isimli element/mineraller keşfedilir. Muş Ovası’nın, ülkemiz toplam tarım ihracatının dört katını ihraç eden ve Konya’nın yüzölçümü kadar alana sahip Hollanda ovalarını geçeceği, Muşlular paralarını nereye koyacaklarını bilemeyecekleri muştusu verilir.

Yerli ve milli etiketli, “dosta güven, düşmana korku veren” silahları üretmeye başladığımızı öğreniriz: Konyalı bilim insanlarımız tarafından geliştirilmiş “Tankonya” isimli ultra über muharebe gücüne sahip, insansız, “işsiz-işsaz-işsassız” tanklar, havada süzülen yerli ve milli denizaltılar, aynı menzile farklı yollardan ulaşmaya çalışan, açıklansa Kılıçdaroğlu’nu ve dahi seçimleri unutturacak güdümlü füzeler, ışık hızında giden mermiler… Aşmış-coşmuş teknolojiye sahip olduğu söylenen bu silahları veya üretildiği tesisleri gören olmaz, sadece trol hesaplar aracılığıyla hızlı dolaşıma sokulan resimlerden ne görebilirsek artık…

RTL: Rakamsız Türk Lirası

Yukarıdaki örneklere ek olarak bu seçim döneminde “Yerli ve milli para kullanarak kur oyununu bozacağız” sözüyle TL kullanmayı yakın zamanda bırakabileceğimizin sinyalleri verildi. TL’den bir şeyler silip yeni isim verdik mi, tamamdır bu iş. Malum, eski paralarımızdan sıfırlar attık. O sıfırları tuvalete mi attık bilmiyorum ama sıfırlar atılmadan önce ile atıldıktan sonraki tuvalet ücretleri kıyaslaması hala siyasilerimizin dilinde. Fakat aynı hamleyi yapıp kendini tekrarlamak anlamsız olur. Bir liradan hangi sıfırı atacağız ki zaten? 3’e veya 4’e bölsek olmaz mı demeyin, sıfırı atılmış paralarda bile eski parayla ne kadar değeri olduğunu anlamak için durup düşünüyoruz, iyice hesaplar birbirine karışır.

Bence, bu sefer daha radikal bir şey yapalım ve biri atalım! Evet, yanlış okumadınız, bir liradan biri atalım diyorum! Adına da “rakamsız türk lirası” deyip RTL kısaltması ile birlikte kullanalım. Sloganımız da “Türkiye birden büyüktür!” olsun. 1 TL’nin biri gidince sıfır kalır. Sıfırın bütün katları yine sıfır olacağı için tek tip bir banknot basılması yeterli olacaktır. Gereksiz kağıt masrafından da kurtulmuş oluruz. Üzerinde değer olmayan boş bir banknot ne ifade eder demeyin. Banknot ne demek, banka notu demek… Herkes kendi RTL kağıdının üstüne, çek yaprağına yazar gibi rakamını yazıp imzalayıp kullansın. Artık bankaların değl, milletin notu geçerli olsun. “Ne paralar gördüm üzerinde değer yok, ne değerler gördüm, hiçbir para ile satın alınamaz” gibi sözlerle de sosyal medyada paylaşımlar yaptırıldı mı tamamdır, herkes artık seve seve yeni parayı kullanacaktır

Tabii ki herkes istediği rakamı yazamayacak merak etmeyin, onu da düşündüm. Öncelikle harkes sahip olduğu serveti altına dönüştürüp Merkez bankasına teslim edecek, hesabındaki altınlar değerinde çekler yazıp alışverişte kullanabilecek. Hem de “bırakınız yapsınlar, bırakınız etsinler” şeklindeki iktisadi yaklaşım ile de uyumlu olur. Rabia işareti yapan görünmez bir el dengeyi sağlayacaktır. 1’den büyük olduğunu anlayan Türkiye de birden büyümüş olacak. Ne dersiniz, denemeye değmez mi?
Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/turkiye-birden-buyuktur_460482

Yine Yeşillendi Zındık Dollar’ı…

Yine yeşillendi zındık dolları
“Dolar 4, Euro 5, benzin 6” ile başlayan seriyi herkesin kendi meşrebine göre bir 7 ile tamamladığı günlerde TÜİK tarafından da bir adet “yedi” geldi. Açıklanan büyüme rakamlarımız tam olarak yüzde 7,4 çıktı.
Ülke olarak büyüdük mü, dış mihraklar bize büyü mü yaptı, büyümeyi tam anlamıyla neden hissedemiyoruz, enflasyon ve borçlarımız da büyüdüyse aslında küçülmüş mü olduk gibi soruları iktisatçılara bırakmak en iyisi. Vatandaş olarak ödediğimiz kira, pazar-mutfak harcamaları, faturaların tutarı, giyim harcamaları ve kredi kartı ekstresi gibi doğrudan hissettiğimiz rakamların büyüklüğü ile ilgileniriz daha çok… Burada büyüme varsa, gerisi istediği kadar süslü rakamlardan oluşsun, bir anlam ifade etmez.

KURLAR VADİSİ PUSU

Buğday, saman bile ithal eder duruma geldiğimiz ülkemizde pek çok şeyin fiyatı dövize endeksli olarak belirleniyor. Geçmesek de faturası bize yansıyan köprüler ve havaalanları, gitmesek de parasını ödediğimiz şehir hastaneleri hep döviz üzerinden fiyatlanmış durumda. Bunun farkına varan döviz kurları da entrikadan entrikaya geçişler yapıp gerilimi tırmandırma peşinde. Çünkü burası, kurlar vadisidir! Türk Lirası’nın bu karanlık ve puslu vadide bir yılda kaybettiği değer % 30’ları bulabiliyor. Cari açık milyarlarca dolara varabiliyor. Bu vadide dövizle borçlanmak hem kahramanlıktır, hem de ölümüne yalnızlık…

Pek sayın muhterem yetkililerimiz kur dalgalanmaları karşısında genelde iki şey yapıyorlar: İlki; hiç umursamıyor gibi davranıp kendiliğinden geçmesini beklemek. Bu arada yüksek kurdan şikâyet edenlere “elin kurundan bize ne?” derler, rezervlerimizin dolu olduğundan bahsederler. Döviz alacak kişilerin ellerinin yanacağını da söylemeyi ihmal etmezler. Bu da işe yaramazsa, dövizin bütün dünyada değer kazandığını, bizim paramızın düşmediğini anlatırlar. Kur belli değerleri aşınca da artık ikinci aşamaya geçerler; döviz alan kişileri vatan hainliği ile suçlayıp mevzuyu dış güçlerin ekonomimizi çökertmek için oynadıkları oyunlara bağlarlar. Kazan-kazan politikasına dayalı olarak Batı dünyası sıcak parasını ülkemize getirdiği zaman, kazanın doğurduğuna inanıp da, geçirdiği kazanın sonrasında ölen kazan haberi alınca kızan ve ardında komplo teorileri arayan bir anlayış…

Dolar hareketlenmeye başlayınca vatandaş şu türküyü söylüyor: 

“Yine yeşillendi zındık dollar’ı 
Zaten hep yeşildi, zındık dollar’ı
Dalgalanıyor yine, serbest kurları
Acep ne olacak, dolar alanın elleri?”

DOLARA KHK VEYA TORBA YASA ÇÖZÜMÜ

Merkez Bankası’nın piyasaya müdahale için döviz sürmesi veya “ekonomi çok iyi” diyen insanların sokaklara salınması gibi yöntemler biraz pahalı değil mi? Harikalar asrındayız, OHAL var, “Yasama bizde, yürütme ve yargı bizde, oğlan bizim kız bizim, kim neyi denetleyecek?” diyen iktidar sahipleri için konu bence bir KHK ile çözülebilecek basitlikte olabilir. KHK ile “bir dolar 0,75 TL olarak alınacaktır” dendiğinde kim itiraz edecek ki? Olmadı, bir torba yasa çıkarırsın, itiraz edenlerin kafasına da serbest pırasalarla vurursun… Bir dahakine düşünülsün derim…
Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/yine-yesillendi-zindik-dollar-i_457780

Çiftli-K-oyunu

Çiftli-k-oyunu
Çiftlik desen çiftlik değil, banka desen banka değil, oyun içinde koyun, bilgisayar içinde bitcoin yetiştiren ve adına Çiftlikbank denilen oluşumun bir dolandırıcı şebekesi olduğu kesinleşti. Anladığım kadarıyla tezgah şöyle kurulmuştu: sisteme para yatırarak üye olanlar, yatırım yaptıkları zirai üretim araçlarını online oyun sitesi şeklinde sürekli takip ediyor, elde ettikleri üretimi depolarda saklıyor ve belli periyotlarda bunun para karşılığını kâr olarak alıyorlardı. Dağıtılan kâr oranları, hiçbir yatırım aracının sağlayamayacağı büyüklükteydi. Emeksiz, risksiz ve yüksek getiri insanlara cazip geliyordu. Bu arada entegre üretim tesisleri ve satış noktaları açılışları yapılıyor, gerçek üretim yapıldığı intibaı uyandırılıyordu.

KOYUN DEĞİL BİTCOİN ÜRETMİŞLER!

Foyası meydana çıktıktan sonra anlaşıldı ki zirai üretim namına yaptıkları bir şey yoktu. Fason üreticilere yaptırdıkları malların üzerine markalarını basıp satmaya çalışıyorlarmış. Kerameti kendilerinden menkul mavi yumurta dedikleri şeyi 10 liraya sattıklarını iddia ediyorlardı ki günahları boynuna, yapmışlar mıdır bilemem, kara para aklama için müthiş bir yöntem! Yeni üyelerden toplanan paralardan eski üyelere gıdım gıdım dağıtılınca hem güvenleri artar hem de yeni üyelerin sisteme kazandırılması için gönüllü çalışırlar. Hiç mi üretim yapmamışlar? Yapmışlar tabii, o da son zamanlarında ortaya çıktı, geniş bir alanda kurdukları bilgisayar sistemleri ile bitcoin kazım işlemi yapmışlar. Bitcoin ani ve sert düşüşler yaşamasa belki tezgaharı daha geç ortaya çıkacaktı.

AHIR SAMAN FİTNESİ

“Dışardan para bul, bütün işleri taşeronlara yaptır, yandaşlarını paraya boğ, vitrini süslü tut, herkesin görebileceği büyük tesisleri alayiş ve nümayişlerle aç, dini-milli-manevi bütün değerleri istismar et, mehterler ve Kur’an okumaları eşliğinde şovlar yap, ‘bizi kıskanıyorlar’, ‘ülkemizin üzerinde oynanan bazı oyunlar var. Yurtdışı kaynaklı, Londra merkezli oyunlar’, ‘Kudüs kırmızı çizgimizdir’ gibi alakasız hamaset nutukları at, tanınmış kişiler yanında boy göstersin, internet mecralarında paralı troller istihdam et, aleyhte yazan ya da sistemi sorgulayan olursa linç harekâtıyla sustur, ulusal kanallarda boy boy reklamlarını yap, gazetelerde haber görünümlü reklamların dolaşsın ve hiçbir olumsuz habere/yoruma yer verilmesin” şeklinde özetlenebilecek hareket tarzı size de çok tanıdık geldi mi? Bir yönüyle ahır saman, diğer yönüyle ahirzaman fitnesi, neuzubillah!

“BANA ÇİFTLİĞİMİN BİR OYUNU MU BU…”

2016 yılında başladıkları faaliyetleri resmi makamlar nezdinde dikkat çekmeden uzun bir süre serbestçe devam etti. Bir tepeden yokuş aşağı freni patlamış şekilde inen ve uçuruma doğru gittiği apaçık belli olan bir arabaya, uçurumun tam kenarına hızla ulaştığı anda müdahale edecek şekilde çalışan mevzuatımız var maalesef. Yasal merciler, freni patladığı fark edildiğinde ya da uçuruma doğru yöneldiğinde durduracak şekilde çalışsa belki de iş bu noktaya gelmeyecekti. Aktifiyle pasifiyle yaklaşık 500 bin üye sisteme dahil oldu. Elde avuçta ne varsa, bütün birikimlerini kullanarak, çevresinden borçlanarak ya da bankalardan kredi çekerek paralarını buraya yatıranlar oldu. Toplamda 511 milyon TL topladıkları söyleniyor. Bankacılık lisansları olmadığı halde isimlerinde “Bank” ifadesini kullandılar. Bakanlık soruşturmaları başladığı zaman bile rahatça yurtdışına para transferi yaptılar, şirket hisselerini devir ettiler, yönetim kadrolarını değiştirebildiler. Sistem sunucuları kapandıktan, sorumlular yurdışına kaçtıktan sonra polisiye tebirler alınmaya başlandı. Üyeler o noktada “bana çiftliğimin bir oyunu mu bu, aldı paraları verdi zulümü” demeye başladılar.
Ne demiş milli şair: “Tarihi tekerrür diye ta’rif ediyorlar; hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?” Allah, tekerrür hatasına düşmeden seçimler yapmamızı nasip etsin…
Link: http://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/ciftli-k-oyunu_456448

Öne Çıkan Yayın

Yapeylikan Zekâ

GPT-3 isimli yapay zekâ modelinin yazdığı bir köşe yazısı, The Guardian gazetesinde yayınlandı. Yapay zekâların insanlara zarar vermeyeceği...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İlgili Diğer Yazılar: