Bu Blogda Ara

Arşiv

yargı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yargı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sosyal Medyargıtay

 
Sosyal Medyargıtay
Fikir ve ifade hürriyetinin kâfi derecede kullanılamadığı ülkelerde geleneksel medya araçlarının tesiri azalır.
 
İnsanlar, kendilerini ifade etmek için alternatif mecralara yönelirler. Balon gibi, bir yerine parmağınızı bastırırsanız başka bir yerde fazladan şişmeler olduğunu görürsünüz. Ülkemizde sosyal medyaya teveccüh üst seviyelerdedir. Aman ha, sakın ülkemizde fikir ve o fikri ifade etme hürriyetinin kısıtlı olduğunu söylediğimi sanmayın. Şu an söyleyemiyorum yani...

İktidara yakın bir sivil toplum kurumunun birkaç ay önce gazeteciler üzerine yaptığı bir çalışma vardı hatırlarsanız. Eskiden anaakım denilen medya kuruluşlarında çalışmaktayken, bu medyaların el değiştirmesi sonrası muhalif kimlikleriyle tanınan meşhur bazı gazetecilerin, uluslar arası medya kuruluşlarının Türkiye şubelerinde çalıştıklarını, bazılarının da şahsî internet sayfaları ve sosyal medya kanallarını kullandıklarını anlatan bir rapor yayınlamıştı.

Adeta bir fişleme aparatı olarak kullanılan bu raporda bazı gazetecilerin twitter hesapları ile yaptıkları paylaşımlardan bahsediliyordu. Daha ilginci, dikkat çekici (muhtemelen onlara göre tehlikeli) olabilecek birtakım paylaşımları beğenen gazetecilere dikkat çekiliyordu. Sahipleri değiştikten sonra iktidara daha yakın olan gazete ve televizyonlar, yeni yayın çizgilerine uyum sağlayamayacak kişileri kovdular. Artık, adaletten dış politikaya, eğitimden sağlığa ve günlük siyasetten güvenliğe kadar her konuda neredeyse aynı adamları ekranlara çıkarıyorlar. Adam da “ben ceza hukukçusuyum kardeşim, depremden ne anlarım” demiyor meselâ...

UÇUŞ

Çoğunlukla birbirinin aynı cümlelerle yayın yapan, aynı manşetleri ve başlıkları atan o kadar çok gazete ve televizyon var ki, artık vatandaş nezdindeki inandırıcılıkları ve okunurlukları azalıyor. Kullanılan provokatif ve militanca dilden bahsetmiyorum bile. Ekonominin çok iyi gittiğini anlatıp duruyorlar, ama vatandaş, ayarlanan ve uyarlanan rakamlara itibar etmiyor artık, cebine ve tenceresine bakıyor. Einstein’in meşhur sözü gibi, haklı olsalar ekonomimizin uçuşa geçtiğini tek bir defa söylemeleri bile yeterli olurdu.

Kendisine tanınan anayasal haklar çerçevesinde meşru gösteri ve yürüyüş hakkını kullanamayacağını, kullanırsa yiyeceği cop ve biber gazı ile kalıp hiçbir haberde yer alamayacağını bilen vatandaş, kendi alternatiflerini oluşturuyor. Cumhurreisinin konuşması esnasında, beklenmedik bir şekilde, işsiz ve aç olduğunu söyleyen bir vatandaş çıkınca, konuşmayı canlı olarak veren onlarca kanal yayını kesti.
Gazete ve televizyonlardan umudu kesen vatandaş sosyal medyaya itibar ediyor. Evet, kendini ifade etmek için sosyal medya uygun bir mecra, ama unutulmamalı ki doğrular ve yanlışlar burada iç içe. Güçlü olanın sesi çok çıkıyor ve sesi çok çıkanın haklı olduğu yönündeki peşin kabul devreye giriyor çoğu zaman. İlgi çekmek veya kitleleri manipüle etmek için yalan haber çokça dolaşabilir. Hoşa gitse bile, sansasyonel denilebilecek bilgi ve haberleri teyit etmeden paylaşmamak gerekir.

Adalet Dağıtım Merkezi Olarak Sosyal Medya

Basın gibi, adalete olan güven de sarsıldığı için sosyal medya bir üst mahkeme gibi kullanılıyor. Buna sosyal medyargıtay diyebiliriz. İş o raddeye gelmiş ki, sosyal medya gündemine gelmese hakkında işlem yapılmayacak kişiler, internette yedikleri linç sonrası haklı/haksız olduğuna bakılmazksızın gözaltı-tutuklama yaşayabiliyor. Yani şöyle, duyulmasa tutuksuz yargılanacak olan bir kişi, sırf tepkileri dindirmek için tutuklanabiliyor. Kötüye kullanıma uygun bir durum olduğu için dikkatli olmak gerekir. Hâkim/savcıların işini yaparken sosyal medya tepkisinden çok hakkaniyet ölçüleri ile davranmaları gerekir.

Peki, yüksek sosyal medya mahkemesinde hangi araç hangi tarzdaki dâvâlara bakar?

Whatsapp: Terörle mücadele ve organize suçlar
İnstagram: Evlenme, boşanma işleri, asliye hukuk dâvâları
Twitter: Ceza dâvâları
Ekşisözlük: Alacak-verecek, ticaret dâvâları
Linkedin: İş hukuku dâvâları, mobbing
Facebook: İstinaf mahkemeleri

Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/medyargitay_512646

La Yasa de Papel!

 
La Yasa de Papel
Geçtiğimiz haftalarda yargı reformu strateji belgesi açıklandı. Hukukçular tarafından genellikle temkinle karşılansa da bazılarının tepkisi daha farklı oldu.Özellikle avukatlara yeşil pasaport müjdesini “support” etmek için metanetini kaybederek elinden gelen bütün alkış desteğini verenler de oldu. 
 
Yargıdaki yeni yol haritasını anlatırken Erdoğan şöyle dedi:

“Bu strateji belgesini sonraki reform hazırlıklarının başlangıcı olarak görebiliriz. Biz bu reformalara AB istediği için değil milletimizin ihtiyacı olduğu için sahip çıkıyor ve hayata geçiriyoruz. Adaletin küçüldüğü yerde zulüm büyüyor demektir. Yargı Reformu Stratejisi belgesi eski reformaların güncellenmesiyle ortaya çıkmıştır. Amacımız tüm kurumlarımızın ifade hürriyetine, hürriyetleri kısıtlayan bütün uygulamalara karşı duyarlı olmalarını sağlamaktır. Her alanda ayrı ayrı çalışmalar yürütüyoruz. Bu reform belgesi daha güvenilir bir yatırım ortamının oluşmasına yardımcı olacaktır. AB’ye bağlılığımızı da ifade etmiş oluyoruz.”

Temkinle yaklaşanlar şunu dile getiriyor: Hak ve özgürlüklerin genişliği, fikir hürriyeti ve tutuklama tedbirinin ölçülü kullanımı ile ilgili zaten yeteri kadar düzenleme vardı. Problem bu konulardaki kanuni eksiklikler değil, bu kanunların uygulayıcılarının tutumu idi. Aynı kanun bazıları için zorlama tevillerle uygulanırken, bazılarına ise hiç uygulanmıyordu. “Anayasa beni bağlamaz” diyen İçişleri Bakanı vardı meselâ. Anayasa mahkemesinin kararını tanımayıp saygı da duymadığını belirten yetkililerden aldığı cesaretle midir bilinmez, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararı uygulamayan alt derece mahkemeleri de görüldü.

ÇORLU MESELESİ

Strateji belgesi tabiî ki bir sihirli değnek değil, ancak yayınlandıktan sonra beklenen etkilerinin hissedilmemesi üzücü. Geçtiğimiz sene Çorlu’daki feci kazada yakınlarını kaybeden insanların haklarını aramak ve seslerini duyurmak için Anayasa Mahkemesi’nin önünde toplanmasına polis zoruyla engel olunurken, biber gazı, jop ve plastik mermi kullanılması tepki çekti. Aynı gün, İstanbul Büyükşehir Belediyesi çalışanlarının, başkan adaylarından birini protesto için düzenledikleri mitinge herhangi bir müdahale olmadı. Müdahale olmaması ifade hürriyeti adına sevindirici, ama adamına göre muamele devam ediyor maalesef...

RABİA NAZ MESELESİ

Giresun’un Eynesil ilçesinde otopsi raporu ile katledildiği tesbit edilen Rabia Naz isimli kız çocuğunun katillerinin korunması ve saklanması için akıl, mantık ve fizik kurallarını hiçe sayan raporlar düzenlendiği, hakkını arayan babanın uydurma gerekçe ve raporlarla deli gibi gösterilmek istendiği haberleri vicdanımızı sızlatırken, Meclis’te konunun araştırılması için verilen önerge AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.

...VE TORBA YASALAR MESELESİ

Ekonomi kanalı olan Bloomberg’te yayınlanan “Ekonomik Kriz ve Döviz” haberini yapan gazeteciler, o haberi paylaşan aralarında ekonomist ve sanatçıların da bulunduğu pek çok kişi hakkında “devletin ekonomik düzen ve istikrarını hedef aldıkları” gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Ekonominin bozulması ve dövizin yükselmesi ile değil de onu haber yapanlarla mücadele devam ediyor. “Daha güvenilir bir yatırım ortamının oluşmasına yardımcı” olması beklenen yargı reformu strateji belgesi ruhu, lütfen geldiysen ses ver...

İspanyolların çektiği ve darphaneyi soymaya giren hırsızların darphane imkânlarını kullanarak kendilerine yeni paralar bastıktan sonra torbalara doldurup kaçtıkları bir hikâyeyi anlatan “La Casa De Papel” (Kâğıt evi) isimli meşhur bir dizi film var. Uygulanmayıp sadece kâğıt üstünde kalan yasaları ve demokratik teamüllerle bağdaşmayan bir şekilde birilerinin istediği hususu torba yasalarla geçirttiği Meclisi düşününce bizdekine “La Yasa de Papel” demek abes kaçmaz her halde...
Link: https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/la-yasa-de-papel_496181

Yargı-Çay!

Yargıtay başkanı ve yüksek yargı üyelerinin Reis-i Cumhur ile Rize ziyareti yapıp çay toplaması, yargı bağımsızlığı tartışmalarını beraberinde getirdi. Tartışmaların odağındaki isim olan Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit “Ben onu anlayamadım neden eleştiri konusu oldu. Devlet oradaydı. Türkler, Türk geleneklerimize göre devlet başkanına çok ayrı bir değer veririz. Devlet başkanı, devletin başı ve birliğimizin sembolüdür. Onun katılmış olduğu, meclis başkanının, milli güvenlik sekreterinin katılmış olduğu, tüm yüksek yargının katılmış olduğu bir çay toplantısının yapılmış olması ve buna iştirak etmemiz kadar doğal bir şey olamaz” dedi.

Bu ifadeye göre ya önceki yargıtay başkanları gelenek göreneklerimize bu kadar bağlı değildi, ya da önceki cumhurbaşkanlarımız çay partisi verdiğinde yargı mensuplarını çağırmamıştı. Veyahut önceki Reis-i Cumhurlarımızın çay dahil bütün partilerle bugünkünden daha farklı etkileşimleri olmuş olabilir. Gelenek demişken aklıma, hakkındaki rüşvet iddialarını cevaplarken hediyeleşmenin bir Türk geleneği olduğunu söyleyen bir siyasi geldi. Gelenek bilmek, hayat kurtarabiliyormuş bazı durumlarda.
AKP cenahına göre de bu olay normaldi. Numan Kurtulmuş önce “Yargı kurum ve kuruluşları son olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en üst makamı olan Cumhurbaşkanlığı makamına bağlıdır” dedi, tepkilerin ardından “Bağlı sözü doğru olmadı” diye düzeltti.

Kurtulmuş’un bu sözü bana “Organize İşler” filminde geçen “Müslüm bey, benim o kelimeyi kullanmam güzel olmamış da, arkadaşların çok tekrar etmesi tabi, hiç hoş olmamış yani..” repliğini hatırlattı.
Peki AKP’li arkadaşlar bu konuda başka neler söylemişti? Burhan Kuzu ile Galip Ensarioğlu’nun konuşmalarını hatırlayalım mesela; Ensarioğlu “Yasama bizde, yürütme bizde, yargı bizde, her şey bizde” demiş, Kuzu da “Oğlan bizim, kız bizim, niye denetleyelim?” diye cevap vermişti.

Burhan Kuzu’nun sözünde geçen “kız”, şu adaleti temsil ettiği söylenen, bir elinde kılıç, ötekinde tartı olan ve gözleri bağlı duran heykeldeki kız olmalı. O heykel artık Yeni Türkiye şartlarına göre değişmelidir. Adalet kızının gözlerini bağlamak nedir Allah aşkına? Adaletin gözü açık olacak, hiç bir şey kaçmayacak gözünden. Bağlanması gereken bir yer arıyorsan, başını bağlayacaksın başını! Tabi, iki manada da bağlanmalı adalet kızının başı. Münasip bir kısmet bulmak da Burhan Kuzu’nun görevi. Ölü ele geçirilen teröristlerin etnik kökenini tespit için kullandığı yöntemleri düşününce, en iyi o anlar zannedersem bu izdivaç işlerinden. “Oğlan bizim, kız bizim” diyerek aslında baklayı ağzından çıkardı, kendisinin de katkısıyla adaletimiz everiliyor!
Kız tamam da, “Oğlan” kim acaba? Onu söylemedi ama yakında o da çıkar herhalde. Bir “çay” içmeye giderler muhakkak… Adalette şeffaflık önemlidir, açık çay olur içtikleri. Muhabbet iyi giderse fazla uzatmadan, hayırlı işlerde acele edip evermek lazım bunları. Hemen söz kesilir, ki adaletin kestiği söz acıtmaz. Halkımız da SMS’ler ile görüşlerini belirtir. Böylece ilk kez halk oyu ile seçilen yerli ve milli damat adayımız, fiili eniştemiz olur. Türk tipi bir düğün yapılmalıdır. Kınasında da “çay”da çıra oynanır, “yüksek yüksek mahkemelere kız vermesinler” türküsü söylenir, adettendir. Üç tane de çocukları olur; Yasama, Yürütme ve Yargı koyarlar adlarını. Ne güzel, tek elde ve tek evde toplanır bütün kuvvetler!

Bir de hala utanmadan “yargının çay toplamakla ne işi olur?” diyenleri anlamıyorum. Mesele bir iki çay yaprağı değil, hala anlamadınız mı?
Yargıçlarımıza çay toplatıp “yargıçay” yaptık. Sırada, Amerika’nın meşhur (en azından Türkiye’de meşhur) savcısı Preet Bharara var. Onu da çağırıp çay toplattık mı tamamdır. Artık ona da kendi memleketinde “Preetea” mi derler yoksa “pretty” mi derler bilemem…

Öne Çıkan Yayın

Yapeylikan Zekâ

GPT-3 isimli yapay zekâ modelinin yazdığı bir köşe yazısı, The Guardian gazetesinde yayınlandı. Yapay zekâların insanlara zarar vermeyeceği...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İlgili Diğer Yazılar: