Bu Blogda Ara

Arşiv

seçim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seçim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Biz Gaza Yeteriz...


biz gaza yeteriz

21 Ağustos Cuma günü, bir kaç gün öncesinden “verilmesiyle karşı karşıya kalınacağının tahmin edildiği” müjde resmen duyuruldu: Karadeniz’de doğal gaz bulundu! Arama yapılan yer Akdeniz’di, gözler oraya kilitlenmişken sevinçli haber Karadeniz’den geldi. Ak dediler kara çıktı... pardon, o başka bir şeydi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bizzat yaptığı açıklamada 320 milyar metreküp civarında büyüklüğü olan bir rezervden bahsedildi. Müjde verileceğinin müjdesi verildikten bir gün sonra Reuters, bir Türk yetkiliye dayandırdığı haberinde bulunan gaz miktarının 800 milyar metreküp olduğunu geçmişti. Reuters’ın haberini kimse yalanlamadığına göre, aradaki 480 milyar farkı birilerinin izah etmesi gerekmez mi? Uçtu mu yoksa denizin altında yirmi bin fersah derinliğe mi kaçtı? Biz daha çıkarmasak bile zaman geçtikçe azalıp duracak mı? Öyle bir durum varsa müjde açıklamasının daha fazla geciktirilmeden Cuma günü yapılması cidden çok isabetli olmuş. Allah muhafaza, Pazartesi gününe bırakılsa ve rezerv 100 milyar metreküpe inse ne yapacaktık, değil mi? 

Şu da mümkün galiba; Sayın Fahrettin Altun, Reuters’in haberinin yalan olduğunun gayet farkında olup sekiz ay sonra gereken cevabı verebilir, malum, yabancı kaynaklı haberlerin tepki sahamıza düşme süresi takribi sekiz aydır. Twitter hesabından yaptığı yumruk şeklindeki bir el resmi paylaşımı zannedersem buna işaret ediyor. Uyumayın muhalefet partileri, sekiz ay sonra “sizi bekliyorduk, siz neden sustunuz?” diyerek Fahrettin Bey yumruğunu size de gösterebilir, demedi demeyin...

Piyasaların Tepkisi

800 milyar metreküp miktarına göre kendi hazırlayan piyasalar, neredeyse üçte biri denecek bir rakam açıklanınca iyimserliğini kaybetti. Borsa düştü, döviz ve altın fiyatları anında yükseldi. Her seçim döneminde, yurdun değişik yerlerinde petrol ve doğal gaz bulunduğuna dair yapılan açıklamaların da etkisini hesaba katmak gerekir. Gazeteci Deniz Zeyrek, üşenmemiş ve o haberleri saymış: 2003 yılından beridir, muhtelif seçim zamanlarında tam 30 defa buna benzer haberler yapılmış. Hadi bir-iki çalışmada beklenen sonuç çıkmadı diyelim, tamam, sizin hatırınız için 10-15 olsun. Geri kalan tespitlerden sonra hangi çalışmalar yapıldı ve ne sonuç elde edildi, bilen var mı? Kamuoyunda oluşan intiba, böyle açıklamaların seçim için yapılan yalan haberler olduğu yönünde. Bu defa yalan olmasa bile piyasalar temkinli yaklaşıyor. 

Müjdenin açıklanmasının öncesinde heyecanı artırmak ve dikkatleri çekmek için çok uğraştı iktidar. Bakanlar açıklama yaptı, cari açığımızın kapanacağını söylediler(bari açığımız olduğunu söylemeselerdi, bilmiyorduk ki biz açığımız olduğunu...), ekonomik sıkıntılarımızın biteceğini müjdelediler(ekonomik sıkıntı mı var? Yok canım, olsa duyardık), ithal doğal gaza dünyanın dolarını vermeyeceğimizden bahsettiler(hayda, dolarla bizim işimiz oluyor muydu ki?).  Eksen değişecek dediler. Eksen değişir mi? Değişir, lafı bile var; ekersen bağ olur, ekmezsen dağ olur. Ne eksen onu biçersin. Bakınız, çok değil, bir sene önce Trakya bölgesinde 20 trilyon metreküp doğal gaz bulunduğu müjdesi verilmiş. Eksen değişirdi ama ekmemişsen geçmiş olsun! Belli ki ekmemişiz! Bugün açıklanan rakamın neredeyse 60 katı, 300 sene bize yetebilirdi. Bir daha baksak bulamaz mıyız acaba? Bugün bulunduğu açıklanan Karadeniz gazının sekiz sene önce de bulunduğu söyleniyor çünkü...

Hesaplar, hesaplar...

Herkes tutuştu hesaplar yapmaya; çıkarmak kaça mal olur, kaç senede çıkar, tamamını çıkarabilir miyiz, yabancı firmalar çıkarsa kaçta kaçını alır diye... Ben hiç dert etmiyorum. Dünya kamu ihaleleri liginde ilk on listesine giren müteahhitlerimiz var ya, ihale muhtemelen onlara verilir, onlarca yıl işlettikten sonra devlete vermek şartıyla. Hangi parayla yapılacak derseniz, o kolay, İçerideki kamu bankalarında ne para kaldıysa oraya aktarılır, muhtemelen yetmyeceği için hazinenin kefil olduğu dış borçlar bulunur. İşletme süresi boyunca da doğal garanti verildi mi, tamamdır. “Biz gaza yeteriz” diyen vatandaşın cebinden garantiler ödendikten sonra, devletin kasasından bir kuruş çıkmamış olur, ne güzel. İnsanların kafasında “2023 yılına yetişir mi?” endişesi var. Onun hesabını da Bahçeli usulü yapabiliriz: Rezerv kaç, 320 milyar m3. İktidarın ikinci ortağı Bahçeli olduğu için sonuna 2 rakamını koyarsak 3202 elde ederiz. Bu rakamı tersten oku, al sana 2023...

Pelikanların Boğaz Harbi


Pelikanların Boğaz Harbi

23 Haziran’da tekrarlanan büyükşehir belediye başkanlığı seçimiyle İstanbullu’lar son beş yıl içerisinde sekizinci defa sandık başına gitmiş oldular.

İktidar partisi, kampanyası sırasında, seçilirse neler yapacağından bahsetmek ve İstanbul’un problemlerini tartışmak yerine rakibinin ne kadar kötü olduğunu anlatmaya ve ona neden oy verilmemesi gerektiğini izah etmeye çalıştı. Ne yapsınlar, İstanbul’un problemlerini tartışmak, o problemlerin varlığını kabul etmek anlamına gelecekti. O zaman da millet iktidarın 25 yıldır bu problemleri neden çözemediği sorusunu soracaktı. 

Beka problemi, ihanet ve terörle bağdaştırma tutmayınca gençlere 10 GB internet gibi vaatlerde bulundular ama işsizlikle boğuşan, atama bekleyen gençler, ay sonu ATM bekleyen torpillileri görüyordu. Gençlere internet vaadi, Güldür Güldür isimli televizyon programında parasıyla hava atan, görgüsüz bir tiplemenin sıklıkla tekrar ettiği “sana telefon alacam” cümlesi gibi geldi.

Sonuçta, milletin iktidar argümanlarını sahici bulmadığı görüldü ve tarihi bir fark oluştu.

Çiçek Ekrem

Mart’ın sonu bahar dediler. Bahar denince de akla çiçek gelir. Binaligiller de seçim boyunca “gönül işi”, “sevdamız” falan deyince Çiçek Abbas filmini hatırladım. Filmde minibüs şoförü olan Şakir, kendisine rakip olan Abbas’la başlarda alay eder ve onu görmezden gelir. Kahvede girdiği söz atışmasında Şakir’i mağlup edip kamuoyunun desteğini arkasına alan Çiçek Abbas dişli br rakip olduğunu ispat eder. Lakin, şartlar eşit değildir; Şakir’in kendine ait minibüsü ve yılların getirdiği bilinirliği vardır. Çiçek Abbas ise tefecilerden aldığı borçla minibüs sahibi olmuştur ve uzunca bir süre yüklü senetler ödeyecektir. Muavini de yoktur. Şakir, muavini ile Çiçek Abbas’ın girdikleri çığırtkanlık yaparak yolcu toplama yarışını bir süre seyreder fakat dayanamayıp muavinini iter ve Çiçek’le “Aksareeeay, Aksareeeay” yarışına girer. Eski nişanlısı Nazlı’nın Çiçek Abbas’la evlenmek üzere olduğunu duyunca küplere binen Şakir, minibüsünün motorunu sökmek suretiyle Çiçek Abbas’ın işlerini bozar ve nişanın iptal edilmesini sağlar. Çiçek Abbas’ın uğradığı haksızlığa tahammül edemeyen Şakir’in kardeşi, Şakir ile Nazlı’nın nikahları kıyılacağı sırada Çiçek Abbas’ın Nazlı’yı kaçırmasına yardım eder. 

Kısacası, fiziki ve teknik olarak her imkana sahip olan şımarık Şakir, “sevdamsın” dediği kişiyi, imkanları kısıtlı fakat sıkı çalışan ve çevresinin takdirini kazanan Çiçek Abbas’a kaptırmıştır. İstanbul için yarışan sayın Ş”AK”ir, AKSARAY’a giden yolda Çiçek Ekrem diye dişli bir rakibin oldu, ona göre...

Millet Usta

Çiçek Abbas’tan bahsedip, rahmetli Münir Özkul’un meşhur sahnesini canlandırmamak olmaz. Millet Usta’nın Muktedir Bey’e hitabı:

“Bak beyim, sana iki çift lafım var (ilk çifti 31 Mart’ta söyledim de sen anlamadın, ikinci çifti de şimdi söylüyorum) Koskoca adamsın, gazetelerin, televizyonların, trollerin var, binlerce kişi çalışıyor emrinde. Yakışır mı sana seçimleri iptal etmek, tatilde sıcakta milleti tekrar sandık başına toplamak? Ama nasıl yakışmasın, sen değil misin kendi seçmenini şehir dışından getirip de, kaybedince onları otogarda bırakan, bir kıytırık otobüs biletini bile onlara çok gören! Hıh, sen, bütün devlet imkanlarının sahibi Muktedir Bey! Sen mi büyüksün? Hayır, ben büyüğüm, ben Millet Usta! Benim iradem yanında sen bir hiçsin, anlıyor musun? Şunu iyi bil, ne sandığıma ne de irademe hiçbir şey yapamayacaksın. Yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, algı çalışmalarınla ve toplum mühendisliklerinle mağlup edemeyeceksin bizi!”

BEKA (Belediye ile Kaim olanlar) Savaşı

Efendim, rivayete göre, boğaz kenarında bir yalının çatısında yuva yapmış olan pelikan kuşları varmış. Bu kuşlar, belediye ekiplerinin kendilerine attığı balıklarla besleniyorlarmış. O yüzden, kendilerine “BE”lediye ile “KA”im manasında kısaca BE-KA kuşları deniyormuş. Seçimlerdeki en büyük korkuları da, belediye yönetiminin el değiştirmesiyle, boğaz kenarındaki yalıda boğazlarından geçecek balıkların kesilmesiymiş. BE-KA kuşları için seçimler tam bir beka meselesiymiş anlayacağınız.  BE-KA pelikanlarının beka savaşını tarif için şunu diyebiliriz:

“Neydi bu pelikanların boğaz harbi, var mıydı ki dünyada eşi?
En sefil medya ordularının yüklendi dördü beşi
Yalıdan yol bularak geçmek için saraya
Kaç gazeteyle saldırdılar rakipleri olan adaya?
Saçıyordu akreditasyona sığınmış o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller
Nick name altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her tweet’in yaktığı: Yüzlerce adam
Trolmüş, yalısında uzanıp keyif çatıyor
Bir balık uğruna ya rab, ne Hilal’ler batıyor”

1050 Hoca ile Seçime Doğru


1050 Hoca ile Seçime Doğru

Tekrarlanacak olan İstanbul Büyüşehir Belediye başkanlığı seçimine az bir zaman kala, seçim yarışı da farklı boyutlar kazandı, biz de kazanmak için her şeyi yapıyoruz. Yapacağımız faaliyet ve projelerden bahsedip oylarımızı artırabilir, ya da doğruluğuna bakmaksızın rakibimizi küçük düşürecek ve oy kaybetmesine sebep olacak her türlü durumdan medet umabiliriz. 

Şimdi proelerimizden bahsetsek, millet yiyecek mi bilmiyoruz. Yakın zamandaki seçimin birinden sonra vaatlerimizi ne zaman gerçekleştireceğimizi hemen soran bir kaç terbiyesiz oldu. Mecburen, seçimlerde vaat edilen herşeyi bu kadar ciddiye almamaları gerektiğini söyledik ama işte güven sarsıldı biraz. Sonra, “bunu şöyle yapacağız, şunu şöyle edeceğiz” diye yükseklerden sallamaya başladığımızda millet sormayacak mı, daha önce bunları neden yapmadın diye... Şu ana kadar yapılabilecek şeyler değilse, bundan sonra nasıl yapılacak? Açıkçası, verecek fazla bir cevabımız yok bunun için. 

PARA NEREDEN?

Bir de ülkenin ekonomik durumu ortadayken nereden para bulup yapacağımızı anlatmak da zor. İşsizlik fonu bile açık vermeye başlamış, ihtiyat akçelerimize muhtaç kalmışız, dış borçlarımız büyüdükçe büyümüş, dışarıdan para getirmek zorlaşmış... Tabii, bunları moralinizi bozmak için söylemiyorum. Evet, bunlar oldu, fakat bir sorun, niye oldu? Beka problemimiz vardı, hatırlarsanız 31 Mart öncesinde. İşte, o seçimde beka meselesini çözdük elhamdülillah ama işte biraz pahalıya mal oldu. Hiç merak etmeyin, vergiyi tabana yaymak suretiyle seri toparlayacağız inşallah.
 
Proje işi yaş, biz de öteki seçeneğe bakalım. Mesela; etnik köken üzerinden yürüyebiliriz. Rakibimiz için ana tarafından Rum, baba tarafından Ermeni dediğimizde, kendini anlatmak için uğraşsın dursun. Ülkede yaşayan Rum ve Ermeni vatandaşlarımız az olduğu için onlara ayıp edip etmediğimiz çok önemli değil. Seçimden sonra patlatırız bir açılım-saçılım süreci, gönüllerini alırız. Gönül bizim işimiz...

KÜRTÇE SELÂM

Ülkemizde halkın gönlünü almaktan kolay ne var Allah’ını seversen? Bütün olay, neyi, nerede, ne zaman söyleceğini bilmekte! Doğuya gittiğinde milleti Kürtçe selamla, doğru telaffuz edemesen de olur, hatta daha sempatik olur, yaz kağıda –ya da, mümkünse sen yazma, senin yazdığını kimse okuyamıyor, birilerine yazdır işte- bak bak oku! “Kürdistan” de mesela, “Kürt kardeşlerimiz” de... İstanbul’daki Kürt kardeşlerimiz için de hizmeti ayaklarına götür. Doğu ve Güneydoğu’dan topla 1050  hoca, getir İstanbul’a, onlar hemşerilerini ikna etsin. Organizasyonun da adı “1050 Hoca ile seçime doğru” olsun.

Batı taraflarına gittiğinde de Kürdistan diyenlerin Kuzey Irak’a defolup gitmelerini söyle, İstanbul’da Trabzonlu’lara Pontus de, Trabzon’a gidince takımlarının formasını giy, “2011 senesinin şampiyonu sizsiniz” de, artık Fenerli kardeşlere de söyleyecek bir şeyler bulunur nasıl olsa, onu dert etme. Velhasıl, kim ağlıyorsa ona koş ve susturacak bir şeyler söyle.

PONTUS’TAN PUTA...

Bakınız, PONTUS deyince aklıma geldi, rakip adayımız var ya, kazanırsa put dikecek her bir yerlere! Demedi demeyin sonra! Şimdi nereden çıktı diyeceksiniz PUT meselesi, efendim bizim koalisyon ortağımız rakam ve işlemlerle değişik çıkarımlar yapmakla meşhur, biz de kelimelerle oynuyoruz. Bir kelime bir işlem gibi düşünün yani... Allah’ım, ne kadar uyumluyuz ortağımızla birbirimizi tamamlıyoruz resmen! Evet ne diyorduk, PONTUS kelimesinin altından ne çıkacak diye baktığımızda, madem altına bakıyoruz, altının ağırlık birimi nedir? ONS. O, N ve S harflerini çıkar PONTUS’tan, ne kalır? P, T veU. Şimdi anlamlı bir kelime oluştur: PUT! Tehlikenin farkında mısınız? 

Bana, rakip adayın adını niçin anmadığımı soruyorlar. Efendim, açıkçası tam olarak bilmiyorum adını. Ekmel İmamoğlu muydu, Ekremettin İhsanoğlu mu, hep karıştırıyoum. Ekremettin çatı adayı mıydı yoksa? Neyse, en iyisi cadı avına çıkıp bütün isimleri yok etmek. Neme lazım, bizim mahalleden ismini duyunca onu pek bir müslüman sanıp oy verenler çıkar sonra...

Kürdili Hicazkar makamında bir şarkımızdan ilham alarak şöyle diyebiliriz:

"Adını anarsam soranlar olur
İstanbul aşkımı kötüye yoranlar olur
Sandığı açtığımda bir şeyler olur
Korkuyorum bize nazar değecek"

Öne Çıkan Yayın

Yapeylikan Zekâ

GPT-3 isimli yapay zekâ modelinin yazdığı bir köşe yazısı, The Guardian gazetesinde yayınlandı. Yapay zekâların insanlara zarar vermeyeceği...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İlgili Diğer Yazılar: