Bu Blogda Ara

Arşiv

Büyük Boş'un Derdi Büyük Olur...

 


Önce değerlerin içi oyuldu... Günlük siyasetin girdapları içine çekilen, üç beş oy için yem olarak kullanılan manevi değerler artık “değmez” oldu.

Uygulanabilirlikleri zamana, zemine, şartlara ve menfaatlere göre değişen prensipler, haliyle prensip olmaktan çıktı. Düşmanların ismi ve sayısı günlük olarak değişti. Düşman için adalet işlemedi, dostlar için liyakat aranmadı. Kul hakkı ve Allah korkusundan dem vurup, sahabelerin hayatından menkıbeler anlatan bazıları, dava dedikleri bir şeyi bahane ederek rüşvet alıp vermekten, yolsuzluk ve hırsızlık yapmaktan, kamu mallarını gasp etmekten imtina etmedi.

Elektrik veya kütle çekim hesaplarını kolaylaştırmak için, üç boyutlu nesnelerin küresel simetri özelliğini kullanarak bütün yükün yüzeyde toplandığını kabul eden “Gauss Yüzeyi” yaklaşımına benzer şekilde, kurumların içi boşaldı ve kurum deyince akıllarına sadece yüzeysel olan özellikleri geldi. Devasa ve gösterişli binalar inşa edilince, şatafatlı kutlamalar yapılınca kurumsallığın arttığı zannedildi.

Mesela, her ile bir üniversite açıldı ama bazılarında rektör, altı fakülteye birden dekanlık yapmaya mecbur kaldı. Bazı rektörlerin, üniversiteyi aile çiftliği gibi kullandığı haberleri hiç eksik olmuyor. Yeni üniversitelerin yönetim ve öğretiminde kalite problemi çıkınca, kontenjanları da boş kaldı. Eski ve iyi üniversitelere yaklaşamadıkları anlaşıldı, neyse ki, yöneticilerimiz adaletli davranmayı seçip, sistemi oturmuş üniversiteleri bozarak dengeyi sağlamaya çalışıyor. Boğaziçi Üniversitesi’ne malum rektör tayini sonrası gelişen olaylar hala tazeliğini koruyor. İdari yapılanmayı keyfince şekillendirebilmek adına ihtiyaç olmayan yeni fakültelerin ihdası, yeni ve alternatif vakıfların kurulması, üniversite genel sekreterliğine lisans öğrencisinin yerleştirilmesi sanki Boş Boğaziçi oluşturma maksadına matuf çabalar gibi görünüyor.

Üniversite sınavlarında baraj puanlar da kaldırıldı, boş üniversite mefhumunun içi dolduruldu. 19.90’dan başlayan puanlarla, karşınızda “Boş Boğaziçi Üniversitesi” diye bir kampanya görsek şaşırmayız yani... 10 milyona yakın genci fakültelere doldurunca nasıl eğitim verilecek, okulu bitiren öğrencilere nasıl istihdam sağlanacak soruları şimdilik sorulmuyor. Yeter ki, dünyanın en büyük binalarına en çok öğrenciyi yerleştirdiğimiz bilgisi ile hava atalım, gençleri politik tartışmalardan ve iş aramaktan bir süre uzak tutalım...

Şehirlerin dışına, koca koca hastane binaları dikildi. İnşaat ve işletme maliyetlerinin yüksekliği ve ihalelerinin kimlere hangi şartlarla verildiği kamuoyunda tartışılan şehir hastaneleri bunlar. Kampüse girişte restoranlar karşılıyor sizi. Hastane kapısında sağlı sollu kafeler, içerisinde ise oyuncak dükkanları falan... Şehir HastAVM’leri desek daha doğru belki de.

Şiddete maruz kalabilen, maaş ve özlük haklarının yetersizliğinden şikayet eden doktorlar, özel hastanelere ve yurtdışına kaçıyor. Bazı şehirlerde, bazı bölümler için doktor randevusu almak imkansız hale gelmiş. Alarmlarını 15.59’a kuran vatandaşlar, 16.00’da açılacak ve saniyeler içerisinde kapışılacak randevuları gözlüyor. Randevu alacak kadar şanslı olanlar, beş dakika sürecek muayene hakkı kazanıyor. Tahlil ve tetkikler için bazen aylar sonrasına gün veriliyor. Devlet hastanelerindeki doktor sayısı azaldıkça kalan doktorların iş yükü artıyor, bu da kaliteyi ve memnuniyeti düşürüyor. Hasta memnuniyeti azalınca sağlık çalışanlarına şiddet vakaları patlıyor. Doktor memnun değil, hastane çalışanları memnun değil, hasta ise hiç memnun değil ama sorarsanız İngiltere’yi kıskandıran bir sistem var.

Hekim dışı sağlık personelinin hekim olabilmesi için kanuni yolların açılmasını isteyen Anadolu Sağlık-Sen yöneticisi, sanırım “sağlık sisteminin içini daha çok nasıl boşaltabiliriz?” sorusuna cevap vermeye çalıştı. Temennisi gerçekleşirse muhtemelen “her işin boşu sağlık” deriz artık...

İlaç alma kısmı ise daha çetrefilli. SGK bazı ilaçları ödüyor, bazılarını belli bir kısma kadar karşılıyor, bazılarına da hiç karışmıyor. Eczaneye faturasında öyle kalemler var ki, kafadan hesaplayabilmek veya anlamak mümkün değil. Reçeteye yazılmadan alırsanız 10 lira ödeyeceğiniz bir ilacı, reçeteye yazılırsa 25 lira ödeyerek almanız gerekebilir. O kadar çok istisna ve fark ödemesi var ki, insan sağlık sigortasının ne işe yaradığını anlamıyor.

İnsanların hayatına en çok dokunan eğitim ve sağlık konusu yazıyı kapladı, güvenlik ve adalet kurumlarına yer kalmadı.

Son aşamada ekonomi de boşaldı. Zedelenen adaletle güven duygusu kaybedildi, yabancılar kaçtı, rezervler ve kasalar boşaldı. Enflasyon arttı, tencereler boşaldı. Baklavaların kilosu 200 liraların üstüne çıkınca, boş baklava satılır oldu. Boş baklavayı takiben boş tostlar çıktı piyasaya. İnşallah, kaşarlı tostun boşu ile sucuklu tostun boşu aynı fiyata satılır da “tostumsal fiyat eşitliği” sağlanır. Bu gidişle, boşmacun, laf salatası ve boş dürüm-dü(ş)rüm gibi ürünlerin çıkması da yakın...

Bu kadar içi boşalan değer, prensip ve kurumları ve dolayısıyla ekmekleri doldurmak için altı dolu çözümler gerekir. Altı dolu’nun toplandığı yuvarlak masada inşallah bu çözümler geliştirilecektir, Türkiye “boş”tan büyüktür...

Link:  https://www.yeniasya.com.tr/adnan-nacir/buyuk-bos-un-derdi-buyuk-olur_559020

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınız denetlendikten sonra uygun görülürse yayınlanacaktır. Genel ahlâka mugayir ifadeler, hakaretler veya spam türündeki muhtevaya sahip yorumlar, takdir edersiniz ki, yayınlanmayacaktır. Onun haricinde her türlü yorum yapabilirsiniz, yapınız hatta...

Öne Çıkan Yayın

Ekono-mistik Düşünceler

  Yaptıkları her iş, zaman itibarıyla ya Cumhuriyet tarihinin, ya asrın veya bütün zamanların; coğrafi olarak da Avrupa’nın, Ortadoğu ve...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İlgili Diğer Yazılar: